Son Dakika

Fransa’nın kara tarihi vicdanları yaralıyor

Batılı ülkelerin her birini ayrı bir kabarık sicile sahip olması bir yana, Fransa’nın tarihindeki kara lekeler hâlâ insanlığın kalbini yaralamaya devam ediyor.
Fransa’nın kara tarihi vicdanları yaralıyor

Tarihindeki katliamlar göz önüne getirildiğinde kamuoyu önüne çıkmaya yüzü olmaması gereken Fransa, geçmişiyle yüzleşmeye çalışır bir görüntü çizse de bunun o karanlık lekeleri silmeye yetmeyeceğini herkes biliyor. Batı’nın genetiğindeki hep daha fazla kazanma ve bunun için başkalarını sömürme kolaycılığının bir neticesi olan bu karanlık geçmişin en büyük mağduru elbetteki Afrika… Fransa’nın Afrika’daki sömürgelerinde belki de bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış sayısız insan hakları ihlalleri mevcut ama zaten bilinenler uluslararası vicdanı yaralamaya yetiyor.

300 YILLIK SÖMÜRÜ DÜZENİ

Osmanlı’nın hoşgörü ve adalet kurgusunun karşısına böl, parçala, yut anlayışıyla kurdukları sömürü düzenini çıkaran ve gittikleri toprakları iliklerine kadar sömüren Batılı anlayış bugün sözüm ona dünyaya adalet, demokrasi ve özgürlükler ihraç ediyor. Oysa sadece Fransa’nın 1524’te Afrika’nın batısı ve kuzeyinde başlattığı sömürgecilik faaliyetleri 20’den çok ülkeyi pençesi altında tam 300 yıl boyunda inletmişti. Afrika’nın yüzde 35’ine tekabül eden bu topraklarda yaşanan hak ihlalleri içinde bulunduğumuz yüzyıla bir utancın vesikalarıdır. Öyle ki o yıllarda Benin, Fildişi Sahili ve Senegal gibi ülkeler Fransa’da köle ticaret merkezleri olarak kullanılmış ve bölgedeki bütün kaynaklar kimselere bırakmamacasına sömürülmüştür.

Setif ve Guelma Cezayir katliamları
8 Mayıs 1945’ten Cezayir’in bağımsızlığının kazandığı 1962’ye kadar devam eden
Fransız sömürü düzeni altından 1 milyon insan öz yurdunda katledildi.


AFRİKA’DA İŞLENEN KATLİAM

Batı’nın çirkin yüzünü gören Afrika halkları her ne kadar maruz kaldıkları haksızlıklara baş kaldırsa da bütün bunlar kanlı müdahalelerle sindirilmişti. Toplamda 5 asıra yayılan kolonyal dönemde ve özellikle de İkinci Dünya savaşını takip eden yıllarda özgürlükleri için bir takım ayaklanmalara başvuran Afrika halkları şiddetle baskılanmış ve 2 milyondan fazla yerel halk gözünün yaşına bakılmaksızın katledildi. Dahası aynı halkların psikolojisini kullanarak onları özgürlük vaadiyle dünya savaşlarında kendi cephesinden savaştıran Fransa, zor süreçleri atlattıktan sonra verdiği hiçbir sözü tutmadığı gibi bu duruma isyan eden binlerce Cezayirliyi ölümle cezalandırmıştır. “Setif ve Guelma” katliamı olarak geçen olayların yaşandığı 8 Mayıs 1945’ten Cezayir’in bağımsızlığının kazandığı 1962’ye kadar devam eden sistematik şiddet uygulamaları sonucu 1 milyon insan Fransız zulmü altında can vermiştir. Ayak bastığı toprakları her karışına kadar sömüren Fransa, sırf kendi haksız ve hukuksuz menfaatlerine ters düştükleri için öldürdüğü insanların yanı sıra kendisine karşı bağımsızlık savaşlarında ekonomileri çöken ülkelerden gelen işçileri ise ayrıca suistimal etti. Medeni Avrupa’nın ikinci yüzünü bugün en net şekilde resmeden o tarihlerde bu köşeye sıkışmış insanlar düşük ücretler karşılığında Fransızlara göre çok daha ağır koşullarda çalıştırıldı ve ikinci sınıf insan muamelesine maruz kaldı.

1994 yılında 800 bin kişinin hunharca katledildiği Ruanda soykırımı
1994 yılında 800 bin kişinin hunharca katledildiği Ruanda soykırımında, bizzat destek
veren Fransız askerlerinin işlediği suçlar uluslararası raporlarla kayıt altında.


ULUSLARARASI RAPORLAR NE DİYOR?

Geriye dönüp Fransa’nın işlediği büyük insan hakları ihlallerine bakıldığında yeryüzünde işlenmiş en büyük soykırımlardan biri kabul edilen Ruanda katliamları karşımıza çıkar. 1994 yılında 800 bin kişinin hunharca katledildiği Ruanda soykırımında, Fransız askerlerinin bizzat buradaki infazlara destek verdikleri ve bölgedeki istihbaratı değerlendirerek bölgeden uzaklaştıkları uluslararası raporlarla kayıt altında bulunuyor. 23 Haziran’da ülkenin güneybatısına çöreklenen Fransa sözde sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Turkuaz Operasyonunu gerçekleştirdi. Fakat hemen yanı başındaki Ruanda’da soykırımı engellemek yerine buradaki katliamları gerçekleştiren Hutu hükümetine silah ve istihbarat sağladığı tespit edildi. Bu tespitler doğrultusunda hazırlanan raporlar üzerinden bugün devam eden birçok uluslararası dava mevcut.

SKANDAL SOYKIRIM AÇIKLAMASI

Ortadaki raporlara rağmen yaşanan soykırımı hafife alma cüretini gösteren Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand, 1998’de Le Figaro gazetesine verdiği röportajda “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.” ifadesini hala uluslararası kamuoyunun vicdanlarını sızlatan bir vakıa olarak kayıtlarda duruyor. Ruanda da yaşanan zulmün kendi medyalarındaki acı itirafını ise Fransız Mediapart internet sitesinin şubat ayında yayımladığı haberde yer almıştı. Haber sitesi haberinde, “Ruanda soykırımı: Fransa’nın yalanları ortaya çıktı” başlıklı haberini Fransız Dış İstihbarat Birimi DGSE’ye dayandırmıştı. Aynı haberde Hutu güçlerinin yaklaşık 800 bin Tutsi’yi öldürdüğü Ruanda soykırımının birinci dereceden sorumlularının Fransa tarafından gizlendiği belirtilmişti.

ARŞİVLERE ERİŞİM ENGELİ

Ruanda soykırımını gizlemek için elinden gelen her şeyi yapan Fransa uzun yıllardır hem içeride hem dışarıda Hutu hükümetinin koruyuculuğunu yapmakla eleştirilirken söz konusu katliamları aydınlatacak belgelere kimselerin erişmesine izin vermiyor. Arşivlerin üzerindeki “devlet sırrı” yasağını göstermelik olarak kaldıran Fransa’da, Eski Cumhurbaşkanı Metterrand’ın işledikleri zulümü saklamak için koydurduğu ikinci bir yasak sebebiyle arşivlere kimse dokunamıyor. Tüm bunlarla birlikte 2017 yılının Eylül ayında Ruanda soykırımıyla ilgili bir çalışma yapan araştırmacının, söz konusu döneme ilişkin cumhurbaşkanlığı arşivlerini inceleme talebini reddedilmiştir.

Diriliş Postası gazetesinin 14 Nisan 2019 tarihli birinci sayfası.

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.