Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

İşgal haritasını parçaladık

Son yirmi yılda Türkiye’nin güney sınırında gizliden gizliye emperyalist bir işgal planının sistematik adımları atılıyor. Irak ve Suriye’yi iç savaşa sürükleyen, ardından bölgede bir terör devleti kurmaya çalışan Siyonist baronların hesapları Türkiye’nin sahaya inmesiyle sekteye uğradı. Bütün Batıağız birliği yaparak Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nı sırf bu yüzden karalıyor.

Muhammed Şimşek
İşgal haritasını parçaladık

Kendilerinden olmayan her milleti düşman ve sınırları dışında kalan her toprak parçasını askeri operasyona müstahak kabul eden Batılı Siyonist odaklar, yaklaşık yüzyıldır Türkiye’nin güneyini de içine alan bir işgal haritasını gizli ajandalarında tutuyor. Ancak son çeyrek asırda sadece ajandalarında tutmakla kalmayıp Irak ile başlayıp Suriye ve Yemen’de uygulamaya soktukları bu işgal haritasının üzerine kurulu olduğu kaos adımları sinsice atılıyor.

İlk olarak 1989’da İran-Irak arasındaki gerilim ortamında iki ülke arasındaki sınırda kalan Halepçe’deki Kürt halkın üzerine siyonist baronların güdümüdeki dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin eliyle kimyasal bombalar bırakıldı. Etkisini hâlâ sürdüren sarin gazlı bombaların bölgedeki halkı hedef almasının altında bir Siyonist taktik olan demografinin dizayn edilmesine zemin hazırlama amacı yatıyordu.

Türkiye’nin sivil hassasiyeti
Nisan 2011’de Suriye’deki iç savaş yangınından kaçan sivilleri Batılı ülkeler ölümle baş başa bıraktı. Aralarında yüz binlerce kadın, çocuk ve yaşlının olduğu sivillere Türkiye kucak açtı. Onların barınma, sağlık, gıda, eğitim gibi ihtiyaçları içinse bugüne kadar 40 milyar lira harcandı. Batılı ülkeler ise sözünü verdikleri 6 milyar euroluk yardımı türlü bahanelerle yerine getirmekten geri durdu. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Göç ve Uyum Alt Komisyo’nun açıkladığı rakamlara göre Türkiye’de halihazırda geçici koruma statüsünde yaklaşık 3 milyon 657 bin Suriyeli yaşıyor. Bu rakamın 1 milyonundan fazlasını Suriyeli çocuklar oluşturuyor.

2003’TE IRAK KRİZİ PATLADI

Çok değil birkaç yıl sonra Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle dipsiz bir kuyuya atılan Irak’ta çıkan iç karışıklık işgal haritasının ilk adımını oluşturuyordu. Şii ve Sünni grupları bir birine kırdıran emperyalistler ülkeyi darmaduman ederken devlet otoritesinin yok edildiği bölgelere ayak basmalarını meşrulaştırmak isteyen sömürgeci Batılı ülkeler, 2014’te İslam kisveli bir canavar ortaya çıkardı.

TERÖR ÖRGÜTÜ DEAŞ MANİVELASI

Adına sözde “Irak Şam İslam Devleti” (IŞİD) denilen ve İslam adına ülkeyi kan gölüne çeviren terör örgütü ABD’nin ülkeyi işgal girişimlerini meşru göstermek için kullandığı bir manivelaya dönüştü. Amerikan askerlerinin üs kurmaya başladığı ülkede her nasılsa hep petrol kuyularının başında konuşlanan terör örgütü mensuplarını “bitirmek” için çabaladı ve bir yandan petrol kaynaklarına kondu, diğer yandan işgal haritası pazılının parçalarını bir araya getirdi.

SURİYE DEMOGRAFİSİNİ DEĞİŞTİRDİLER

Kasım 2011’de içten içe halkın sinir uçlarıyla oynayan küresel oyun kurucuların istediği oldu ve rejiminin baskısından bunalan halkın sokaklara çıkmasını hazmedemeyen Esed sivillerin üzerine kurşun yağdırınca iç karışıklık çıktı. Bu puslu havayı fırsat bilen kaos tüccarı siyonistler hemen işgal haritasını önlerine koyarak yine kendilerinden türeyen teröristler eliyle bölge halkını ölüme ve göçe mahkum etti.

Bir yanda Esed/Hamaney rejimi, diğer yanda Suriye PKK’sı eli kanlı terör örgütü YPG ve -takvimler Nisan 2013’ü gösterdiğinde Suriye’de hortlatılan- DEAŞ teröristleri ülkeyi Batılı işgalcilerin ameliyat masasına yatırdı.

Başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere gibi Batılı ülkelerle birlikte Rusya’nın da dahil olduğu vekalet savaşından kaçan milyonlarca sivil Nisan 2011’den itibaren güvenli liman olarak gördükleri Türkiye’ye sığınmaya başlamıştı bile…

Tescilli CIA projesi: DEAŞ
Terör örgütü DAEŞ de bu kinin bir neticesi olarak, İslâm ve Müslümanlar’a zarar vermek için üretilmiş bir canavar. 1 Haziran 2015’de Londra’da bir dava görülür. Davanın zanlısı İsveçli Bherlin Gildo, konusu ise Suriye’de terörist faaliyet yürütmek.
Londra’da yayın yapan Guardian gazetesinin yazarı, Seumas Milne davanın safahatını şöyle naklediyor: Irak’ta ortaya çıktıktan sonra, Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerine yayılan DEAŞ, Bush ve Blair tarafından Irak işgali sırasında kuruldu. İsveçli terör zanlısı Bherlin Gildo mahkemeye terör örgütü DAEŞ’in, Britanya istihbaratı MI6 ile Amerika’nın dış istihbarat örgütü CIA tarafından kurulduğunun belgelerini mahkemeye sununca, davasının serencamı birden bire değişiyor. Gildo’nun yaptığı şey, hem mahkemeyi hem de batıyı son derece rahatsız eder. Bunun üzerine terör zanlısının davası kapatılır. Adâletin küçük düşmesi umurunda olmayan mahkeme hâkimi, “istihbarat servislerinin mahcup düşmesini engellemek” maksadıyla davanın düşürülmesine karar verir.

TÜRKİYE TEHLİKEYİ ÖNCEDEN SEZDİ

Diğer yandan Yemen’i de içine katan iç karışıklı senaryolu işgal haritasını çok önceden fark eden Türkiye ebetteki boş durmadı. Daha en başta yerli ve Milli Savunma Sanayii son sürat geliştirerek kendi hava ve karada kullanılan son teknoloji ürünü silahlarını üretmeye başladı. Sahip olduğu jeostratejik konumunun gerektirdiği güvenlik ihtiyacını gözeterek ABD’nin ve NATO üyesi ülkelerin bütün baskı, tehdit ve şantajlarına rağmen S-400 Hava Savunma Füze Sistemi’ni satın alarak elini güçlendirdi.

“GÜVENLİ BÖLGE” HAMLESİ

Bu arada diplomasiyi işleterek Batlı muhataplarının yüzüne terörist guruplarla yapılan kirli ittifaklarını yol açtığı insanlık trajedileri vuran Türkiye, kendi tezi olan Güvenli Bölge ihtiyacını her platformda dünyanın gündemine taşıdı. Başkan Erdoğan, ilk kez 20 Eylül 2016’da BM Genel Kurulu’na seslenerek 411 kilometre uzunluğundaki sınırda büyüyen tehlikeye dikkati çekerek hem sınır güvenliğini hem Suriyeli sivillerin insani koşullara kavuşmasını sağlamak için “Güvenli Bölge” tezini dile getirdi.

Daha önce Fırat’ın batısına düzenlediği Fırat Kalkanı Harekâtı ile El Bab’a bölgesini, Zeytin Dalı Harekâtı’yla Afrin’i terör unsurlarından temizleyen Türkiye’nin, Fırat’ın doğusuna operasyon düzenleyeceği günler öncesinden duyuruldu. Bölgede barış ve huzur ortamı için atılacak adımları bir bir açıklayan ve gizli hiçbir ajandası olmayan bu hamle Batılı emperyalistleri derinden rahatsız etti.

Irak’ın kuzeyine “güvenli bölge” operasyonu
Suriye’ye yönelik başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nın ana hedefi ABD öncülüğündeki Batı eliyle bölgeye konuşlandırılan PKK belasını bir daha geri gelmemek üzere def etmek. Harekâtın başarıyla sonuçlandırılmasının ardından Türkiye’de misafir edilen yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli muhacirin bölgeye yerleştirilmesi bekleniyor. Fakat Türkiye’nin ana hedefi, tehdit olabilecek unsurları güney sınırından tamamen uzaklaştırmak. Uzmanlara göre, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarının devamı niteliğinde olan adımlar merkezi hükümetle işbirliği yapılarak Irak’ta da atılacak ve ülkenin kuzeyi terörden arındırılarak “Güvenli Bölge” inşa edilecek.

SİYONİST İŞGAL HARİTASI PARÇALANDI

Türkiye siyonistlerin sınırına inşa ettiği terör ordusuna karşı tahammülünün kalmadığını defaatle dile getirilmesinin ardından Başkan Erdoğan, 10 Ekim Perşembe günü Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatan talimatı verdi. Bu talimatla birlikte sahaya inen kahraman Mehmetçiklerimiz Siyonist haritaları Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında olduğu gibi bir paçavraya çevirdi.

“TERÖR DEVLETİNE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

Bütün bu siyonist işgal karşısında ilk kez 2016’da Türkiye olarak güvenlik doktrinimizi değiştirdik diyen Başkan Erdoğan, sadece bir yıl sonra bütün emperyalist ülkelere seslenerek “Türkiye olarak bu bölgede bir terör devleti kurulmasına müsaade etmeyeceğiz” cümlesiyle adeta nota verdi. Son üç yıldır Erdoğan’ın üstüne basa basa ifade ettiği bu hedef bugün Türkiye’nin terör örgütleri PKK/YPG ve DEAŞ’a karşı sınırın diğer tarafında yürütülen başarılı operasyonlarla gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin uluslararası meşru müdafaa hakları doğrultusunda bugüne kadar hiçbir Batılı ülkenin göstermediği son derece üst düzey bir sivil hassasiyetiyle gerçekleştirilen harekâtta Kahraman Mehmetçiklerimiz yeni bir destan yazıyor.

Güvenli Bölge neleri kapsıyor?
Türkiye’nin hem kendi sınırlarını terörden temizlemek hem sivillerin Sınır boyunca 480 kilometrelik hattı kapsıyor. 30 kilometre derinlikte 11 büyük şehiri kapsıyor. 3 milyon sivil terör örgütü YPG/PKK tehdidinden kurtulmak için buraya sığınabilecek. 140 köyü kapsayan bölgede 4 milyona yakın sivil gıda ve barınmanın ötesinde sağlık ve eğitim imkânlarına kavuşturularak normal bir hayat sürebilecek. Güvenli bölge Arimah, Münbiç, Ayn İsa, Ayn el Arap, Tel Abyad, Suluk, Rasulayn, Dirbasiye, Amude, Kamışlı, Malikiyye gibi yerleşim birimlerini kapsayacak.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Herkesin merak ettiği konu bundan sonra ne olacak sorusunun cevabı… Türkiye Suriye’de bir güvenli bölge oluşturmayı başararak Siyonist hesapları yerle bir ettikten sonra bölgenin barış ve huzura kavuşması için terörle mücadelesini sürdürmenin mücadelesini verecek. Batı’nın eliyle ülkeleri kol gezen terör unsurlarını bir bir ortadan kaldırmanın çabası içine girecek olan Türkiye, bir sonraki aşamada ülkenin mevcut merkezi hükümetiyle işbirliği yaparak Irak’ın kuzeyine de yeni bir sınır ötesi operasyon düzenleyerek buraya da yeni bir Güvenli Bölge inşa etmesi bekleniyor.

Halepçe’de ne oldu?
Irak’ta Baas rejimi altında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenler kanlı saldırının 31. yıl dönümünde anılıyor. Katliamda ölen 5 bin kişi için Halepçe semalarına 5 bin balon bırakıldı. Olayın ‘Kürt Soykırımı’ olarak tanınması için TBMM’ye kanun teklifi verildi. Irak-İran savaşı döneminde Baas rejimi altında Irak’ta yaşayan Kürt halkına karşı başlatılan Enfal Hareketi’nin son aşaması olarak Halepçe’ye kimyasal bomba yağdırıldı. 16 Mart 1988’de Halepçe’de yaşayan Kürt halkının üzerine “Kimyasal Ali” olarak tanınan Ali Hasan el-Mecid’in komutasında Halepçe kentine kullanımı savaş suçu sayılan hardal ve sarin gazları atılmıştı. Katliamda 5 bin kişi hayatını kaybetmiş, en az 7 bin kişiyse yaralanmıştı. Halepçe katliamı, Baas rejiminin Kürt halkına karşı başlattığı sistematik saldırıların en acı ve son etabıydı. Bu saldırı sonrası bölgedeki nüfus üzerinde mühendislik yapılırken terör örgütleri eliyle kaos çıkarıldı.

  • 16 Mart 1989–Küresel baronlar bölgedeki demografiyi dizayn için düğmeye Halepçe katliamıyla bastı.
  • 2003’te petrol kuyularına göz diken ABD, Irak’ı fiilen işgal etti.
  • 2004’te Irak El Kaidesi olarak terör örgütü DEAŞ sahneye çıkarıldı.
  • Kasım 2010’da küresel baronların kışkırtmalarıyla Suriye’de bir iç savaş çıkartıldı.
  • Nisan 2011’de Türkiye iç savaştan kaçan sivillere kapılarını açtı.
  • İlk olarak Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) Nisan 2013’te Suriye’nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askerî güç kazanmaya başladı.
  • Halen devam eden Suriye iç savaşında Suriye’nin İdlib, Rakka ve Halep bölgelerinde varlık gösteriyor.
  • İşgalini genişleten ABD askeri resmi olarak ilk kez Kasım 2015’te Suriye’ye girdi.
  • ABD o tarihten 2019’a kadar Suriye’nin kuzeyine toplamda 28 üs kurdu.
  • 30 bin TIR dolusu silah verdiği YPG/PKK eliyle ABD, bölgede bir terör ordusu konuşlandırdı. 2017’de silah yardımlarını resmi olarak sürdürerek terörle göbek bağını tescilledi.
  • Başkan Erdoğan, ilk kez 20 Eylül 2016’da BM Genel Kurulu’na seslenerek “Güvenli Bölge” önerisini açıkladı.
  • 24 Ağustos 2016–29 Mart 2017 tarihleri arasında Fırat Kalkanı Harekatıyla El-Bab bölgesi terörden arındırıldı.
  • 20 Ocak 2018–18 Mart 2018 tarihlerinde Zeytin Dalı Harekâtıyla Afrin terörden temizlendi.
  • 10 Ekim’de bütün dünyanın katliam tezviratlarına rağmen Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı başladı.
Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri