Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

“Işıklar yanıyor” garabetinin arka yüzü

AYM Başkanı Zühtü Arslan'ın mecazi anlamda da sapla samanı birbirinden ayırabilecek vasıfta bir insan olduğu kanaatindeyiz. Yalnız Zühtü Arslan'ın üye ve başkan olduğu dönemlerde AYM'in maalesef ki "hukuki anlamda sapla samanı birbirine karıştırdığı" kararlarının olduğunu görüyoruz.

“Işıklar yanıyor” garabetinin arka yüzü

Abdulhamid Kalemli – ANALİZ

Bu bedahet derecesinde malum. Hâlbuki bu Zühtü Arslan yaşadıkları ve geçirdiği süreçler itibariyle hukuki anlamda sapla samanı birbirine karıştıracak en son kişidir. Zühtü Arslan, devlet bursuyla yurt dışında, İngiltere’de yüksek lisans ve doktora yapıp yurda döndüğünde yıl 1996’dır. Yani 28 Şubat Dönemi’dir. Yurt dışından dönen genç akademisyen Zühtü Arslan, 6 yıllık zorunlu hizmet yükümlüsüdür. Ya da devletin verdiği bursu faiziyle geri ödemek zorundadır. Hizmet yükümlülüğüne razıdır. Kendisine YÖK prosüdür gereği yrd.doçentlik kadrosu vermelidir ve Zühtü Bey de zorunlu hizmet yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Ama YÖK, Zühtü Bey’i sakıncalı bulur.

Zühtü Bey, o dönemin konjonktüründe eşi başörtülü olma özrünün yanında bir de İnsan Hakları ve İşkence üzerine akademik eğitim alma özrüne sahiptir. Cuntanın postalını yalayan o zamanın YÖK Başkanı ve üyeleri, Zühtü Bey’in yrd. doçentliğini vermezler, daha doğrusu kabul etmezler. Zühtü Bey’i araştırma görevlisi statüsünde çalışmaya zorlarlar. Zühtü Bey, YÖK’e başvurur: Yâ beni yrd. doçent olarak istihdam edin ya da beni akademisyen olarak isteyen bir sürü özel üniversite var, bana izin verin onlardan birine gideyim. Devletin verdiği bursu devlete geri ödeyeyim.” O dönemin Postal yalayıcı YÖK’ü Zühtü Bey’e: “Hayır, yrd. doçentlik de vermiyoruz, özel üniversiteye gitmene de izin vermiyoruz. Araştırma Görevlisi olarak çalışacaksın!” cevabını veriyor. Böylece YÖK, yırlarca Zühtü Bey’i araştırma görevliliği kadrosunda tutuyor.

YAŞADIKLARINDAN DERS ÇIKARMAMIŞ

Şimdi birtakım baskılarla hukukun nasıl berhava edildiğini, milletin nasıl mağdur edildiğini bizzat yaşayan Zühtü Bey, sonraları doçent oluyor, prof oluyor, YÖK kadrosundan AYM’ye üye atanıyor. AYM Başkanlığına seçiliyor vs. Bu dönemde 28 Şubat’ın cuntacı zihniyetine sahip o zaman cuntacılarının şakşakçısı olan, cuntacılardan daha fazla millete saldıran, ülkeye zarar veren gazeteci, sanatçı, aydın, siyasetçi asker yaftalı tipler, milletin nefes almak, normal bir hayata dönmek, zulümlerden kurtulmak için oy verip iktidar yaptığı AK PARTİ’nin dolayısıyla da milletin karşısına dikiliyorlar. Olmadık işler çeviriyorlar. E-Muhtıra veriyorlar, AYM 367 garebetine imza atıyor.

Gazete küpürleriyle İktidardaki partiye kapatma davası açıyor. İktidar olmadık badirelerden geçiyor. Bu salvoları savuşturuyor. AYM’nın üye sayısını düzenleyen yasa çıkarıyor. Ehli insaf olan üyeler de yer alsın,AYM hukuk katliamları yapmasın diye düzenleme yapıyor. Zühtü Bey de bu düzenlemeler sayesinde AYM üyeliği ve Başkanlığı makamlarına gelebiliyordu.

CUNTACILARIN ETKİSİ DEVAM EDİYOR

İş bundan sonra başlıyor. Eskiden AYM, cuntacılar, millet, ülke düşmanlarının yanında milletin haklarını gasbediyordu. Bunlardan bıkan millet, kendi iktidarını seçti.
Bu cuntacılar, cunta zihniyetli gazeteci, sanatçı, iş adamı, siyasetçi, asker yaftalı tipler, iktidarı millete kaptırmanın hazımsızlığı ile her tür rezalete imza atmaya başladılar. Kimi iftiralar savuruyor, kimi terör yandaşlığı yapıyor, kimi darbe çığırtkanlığı yapıyor, kimi Soros’tan para alıp isyan başlatıyor. Dıştaki odakların içerdeki uzantıları devletin sırlarını ifşa etmek dâhil her yola başvuruyor. Doğal olarak da devlet ve hukuk bu tiplerin yakasına yapışıyor.

AYM, cuntacılar, millet ve ülke düşmanları dün iktidardayken onların yanıydaydı. Bugün bu güruh muhalefette, AYM yine bunları yanında gibi duruyor. Hem de devletin güvenliğini tehlikeye atma pahasına bunların yanında duruyor. Hukuki skandallara imza atıyor. Yani AYM yine vesayetçilerden yana hem de toplumsal travmalara yol açacak biçimde eski tavrına devam ediyor.

MİLLETİN HAKLARINI İHLAL

AYM, Zühtü Arslan’ın döneminde milletin haklarını ihlal etme anlamına gelen birçok karara imza attı. Bu anlamda hukuki olarak sapla samanı birbirine karıştırdı. Karanlık odakların ekmeğine yağ sürdü.

İşte o kararlar: 1. 6-8 Ekim kanlı ve toplu katliamların faili Selahattin Demirtaş için hak ihlali kararı.

2. FETÖ’nün dershanelerine yönelik olarak alınan dershanelerin kaldırılması kararına iptal.

3. Barış Bildirisi adı altında PKK’yı ve terörü öven öğretim üyeleri hakkında açılan davada da ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği kararı.

4. Türkmenlere yardım götüren MİT tırlarına tezgâh kuran FETÖ’cülerin verdiği bilgilerle Yayın Yönetmeni olduğu Cumhuriyet gazetesinde devlete ait gizli bilgileri deşifre ederek ülke güvenliğini tehlikeye atan Can Dündar’ın tutukluluk hâlinin hak ihlali olduğuna dair karar.

5. 15 Temmuz darbe girişimiyle bir kere daha idrak ettiğimiz üzere devletin her türlü bürokratik kademesine sızan FETÖ örneğinin bir daha yaşanmaması için alınan “Memurlar için güvenlik soruşturması” kararına iptal.

6. Her türlü yalanın, tehdidin, iftiranın, hakaretin dolaşıma sokulduğu, Türkiye’de ofis açmayarak vergi de vermeyen hesap da vermeyen Twitter’a yönelik engellemenin “ifade özgürlüğüne engel” denilerek kaldırılması.

7. “Şehirler arası kara yollarında gösteri ve yürüyüş düzenlenemez” kararına iptal.

8. Enis Berberoğlu ile ilgili hak ihlali kararı. Bu karar basit bir hukuki mantıkla fecaat içeriyor. Böyle bir çelişki olamaz.

İHANETİ TEMİZE ÇIKARMA ÇABASI

“Hem Enis Berberoğlu’nun yeniden yargılanmasına karar veriyor. Berberoğlu’na suçsuz diyemiyor hem de ‘hak kaybı’ var; Enis Berbetoğlu milletvekilliği hakkı elde etmeli.” diyor. Aslında yeniden yargılanma sonucunda ceza alacağını biliyor, milletvekilliği hakkı vererek dokunulmazlık zırhına kavuşturup kurtarmak istiyor.

Can Dündar ile Enis Berberoğlu’nun yaptıklarını birileri, Zühtü Bey’in akademik kariyer yaptığı İngiltere’de, ABD’de, Almanya’da yapsaydı ya ertesi gün evinde ölü bulunurdu ya da ömür boyu hapis cezası yerdi. Bir daha da hiçbir haber alınamazdı.

Çünkü yargılama bitip de cezası onaylandığı günün gecesinde cezaevinde öldürülür cesedi de kaybedilirdi. En hafifinden cezaevinde intihar etti denilerek öldürüldüğü
duyurulurdu.

HUKUK KATLİAMI YAPILIYOR

Şimdi Zühtü Bey’den beklenen birkaç hukuk katliamı daha var:
1. Soros çocuğu, Gezi olayları finansörü, uluslaarası areneda PKK PR’ı yapan Osman Kavala’nın serbest bırakılması.
2. 6-8 Eylül olayları tutuklularının, özellikle de Selahaddin Demirtaş’ın serbest bırakılması.

3. BU ÇOK ÇOK DİKKATE ŞAYANDIR. İLK SİNYALİNİ JHONS ATAKLI VERDİ:

2023’te SAYIN TAYYİP ERDOĞAN’IN ADAY OLMASININ ENGELLENMESİ.

Burada hukuk gayet açıkken, bir kanunun çıktığı dönemden sonrası için geçerli olması kesinken Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasa değişikliğinden önceki seçilmesini Referandumla yürürlüğe giren yeni Anayasa’nın içine dahil etmeye çalışacaklar. Bu nokta da tıpkı 367 saçmalığına benzer yeni bir hukuk katliamına imza atmasını istiyorlar Zühtü Bey’den.

Zühtü Bey, bu noktalarda uyanık olmak, sapla samanı karıştırmamak zorundadır. Karanlık odakların bu beklentilerini millet adına boşa çıkarmakla yükümlüdür