Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Kara propagandanın en kaba hali: Zizek

Kara propagandanın en kaba hali: Zizek

İhsan Gürsoy, Slavoj Zizek’in 9 Aralık’ta New Statesman’de yayınlanan makalesini değerlendirdi. Gürsoy’un konuyla ilgili kaleme aldığı analiz şöyle:
9 Aralık sabahı New Statesman’de Slavoj Zizek’in makalesini görmek Türk okurunda bir heyecana yol açmıştı. Tuvaletleri üzerinden Alman, Fransız ve Amerikan toplumlarını tahlil edişini aklından çıkaramayan geniş bir okur kitlesi, “Türkiye hakkında konuşmamız gerek” deyince Zizek’in alla Turca tuvalet taşı bağlamında Türk toplumunun ve siyasasının karşılaştırmalı psikanalizine giriştiğini düşünerek heyecanlanmıştı. Oysa Batılı toplumların sindirim faaliyetlerinin ‘son ürününe’ gösterilen incelikli bakış Türklerden esirgenmiş, Türkiye doğrudan terörist bir topluluğun işbirlikçisi olmakla suçlanmıştı.
Mevzubahis makale bir düşünür ya da akademisyene yakışmayacak kabalıkta bir kara propaganda malzemesi olmanın dışında bir anlam ifade etmediğinden, içerik eleştirisine girişmeyecek, meseleyi sadece etik açıdan ele alacağız: Editöryal etik ve alıntı etiği.
Zizek makalesinin sonuca bile saklamadan, henüz girişte kuruverdiği hükmünü, biri dışında, tamamıyla Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’ın Anadolu Ajansı’na verdiği mülakattan elde ettiği argümanlara dayandırıyordu. Fakat ne Anadolu Ajansı böyle bir mülakat yayımlamıştı ne de Müsteşar bu sözleri herhangi bir yerde söylemişti. Bu yalan haber 18 Ekim tarihinde AWDnews.com adresinden yayın yapan, kimliği belirsiz bir haber sitesinde yayımlanmış, 20 Ekim tarihinde ise Anadolu Ajansı’nın kurumsal açıklamasıyla yalanlanmıştı.
Ulusal ya da uluslararası medya camiasında hiçbir itibarı olmayan, muhtemelen istihbarat savaşlarına malzeme üretmek için kurulmuş, kimliği belirsiz bir site dışında hiçbir muteber mecrada yayımlanmamış bir haberin içerdiği iddiaları argüman edinerek bir makale yazmak, hele meşru bir devletin teröristlerle işbirliği içinde olduğu gibi ciddi sonuçlar doğurabilecek iddialarda bulunmak, bırakın bir profesörü, bir üniversite talebesi için dahi yakışıksızdır. Muhayyel talebemiz bu makaleyi bir araştırma ödevi olarak sunsaydı, öncelikle kaynak kullanmayı bilmemekle, internette gördüğü her bilgiyi başka kaynaklardan karşılıklı sağlama yapmadan doğru saymakla eleştirilecekti. Belki de daha vahimi, kaynaktan doğrudan aktardığı cümleleri tırnak içine almadığı için intihalle suçlanacak, belki de okuldan atılacaktı. Bütün bunları bilmemesi düşünülemeyecek bir akademisyene, coşkuyla bu ‘günahları’ işleten ne olabilir?
AWDnews.com sitesinin yalan haberinden devşirilen argümanlar makaleden silindiğinde elde tek bir kaynak kalmıştı: David Graeber’ın The Guardian’daki “Türkiye İslam Devleti’nin tedarik hatlarını kesebilecekken neden kesmiyor?” başlıklı makalesi. Mesnetsiz iddialarla örülmüş bu makaleden bile alıntı yapmakla yetinmeyen Zizek, Graeber’dan aktarırmış gibi yaparak ama ifadeleri tırnak içine almadığı için serbestçe aktardığı izlenimi oluşturarak Graeber’ın makalesinde hiç söz edilmeyen iddiaları da el çabukluğuyla alıntı paragrafına sıkıştırıvermişti. Oysa Graeber ne petrol ihracatından ne de yaralı teröristlerin Türkiye’de tedavi edildiğinden bahsediyordu. Zizek bu iddiaları kendi görüşü olarak bağımsız bir paragrafta yazabilecekken, neden Graeber’dan aktarırmış gibi yapıyordu? Fikrî namusu bir kenara bırakalım, neden alıntı etiğine uymuyordu?
Makalenin dayandığı argümanların kaynağının bir yalan haber olduğu anlaşılır anlaşılmaz, yani aynı gün, New Statesman makalenin ilgili bölümlerini internet sitesinden sildi ve sonuna bir not ekledi: “Bu makalenin orijinali, hatalı bir şekilde, Türkiye’nin Mili İstihbarat Teşkilatı şefi Hakan Fidan’a atfedilen bir açıklama içermekteydi. Bu bölüm çıkarılmıştır.” Peki o bölümün silinmesi ve bu notun eklenmesi editöryal etik açısından yeterli miydi? Aksine, böylesi tartışmalı bir makalenin ilgili bölümünün silinmesi, tartışmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engelleyecek bir davranıştır.
Editöryal etik, ilgili bölümlerin işaretlenerek “yalan olduğu ortaya çıktı” ya da en azından “doğrulanamadı” notuyla muhafaza edilmesini gerektirir. Bu haliyle yapılan, ayıplı bir makalenin gizlenmesidir.
New Statesman yalan habere dayanan argümanları silindiğinde anlamsızlaşan ve kurduğu hüküm boşa çıkan bir makaleyi geri çekmeyerek yine editöryal etikle bağdaşmaz bir iş yapmaktadır. Yapılması gereken, yukarıda bahsettiğimiz işaretleme ve notları içerecek şekilde, tartışmalara kaynak olması sebebiyle makaleyi yayında tutmak ve daha önemlisi, bu makalenin geri çekildiğini bildiren bir özür açıklaması yayımlamaktır. Aslında New Statesman’e en başta sorulması gereken soruyu sona bırakmış olduk: Birkaç linke tıklayarak yalan olduğu anlaşılabilecek bir haber üzerine kurulmuş bir makaleyi, nasıl olur da editöryal bir süzgeçten geçirmeden yayımlarsınız?
Bütün bunlardan sonra sorulması gereken asıl soru, köklü ve muteber bir yayın organının ve uluslararası akademik ve entelektüel çevrelerde saygı gören bir düşünürün itibarlarını ne karşılığında ve nasıl bu kadar kolayca riske atabildikleridir.
İhsan Gürsoy

Etiketler