Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

%50’nin bir fazlası birliğin çimentosu

Türkiye, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele ederken, “Saray rejimi” nitelendirmeleri ve darbe imaları ile yeniden rejim tartışmalarının içine çekilmek isteniyor. Bu tartışmaların perde arkasında “Eski Türkiye” kalıntılarının imtiyaz özlemi yatıyor.

Seda Şimşek
%50’nin bir fazlası birliğin çimentosu

Diriliş Postası Ankara Temsilcisi Seda Şimşek

Türkiye, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgı ile mücadele ederken, “saray rejimi” nitelendirmeleri ve darbe imaları ile yeniden rejim tartışmalarının içine çekilmek isteniyor. Bu tartışmaların perde arkasında eski Türkiye kalıntılarının imtiyaz özlemi yatıyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve cumhurbaşkanının yüzde 50’nin üzerinde bir oyla seçilmesine ilişkin bir düzenleme AK Parti’nin gündeminde yok, çünkü bu kural kardeşliğin ve birliğin çimentosu olarak görülüyor.

Türkiye, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadele ederken, “saray rejimi” nitelendirmeleri ve darbe imaları ile yeniden rejim tartışmalarının içine çekilmek isteniyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, cumhurbaşkanlığı seçiminde seçilme koşulunun yüzde 50’nin altına indirilmesi gibi önerilerle tahrip edilmeye çalışılıyor. AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı’nın gündeminde böyle bir düzenleme yer almıyor. Çünkü bu kural özellikle Türkiye’nin sosyolojik istikrarının temeli ve kardeşliğin çimentosu olarak görülüyor. Peki bu tartışmaların perde arkasında ne yatıyor?

Cevabını aslında herkes biliyor: Eski Türkiye kalıntılarının imtiyaz özlemi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, cumhurbaşkanının yüzde 50’nin üzerinde halk oyunu alarak seçilmesi öngörülüyor. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politika Kurulu, cumhurbaşkanının yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçilmesinin neden önemli olduğuna ilişkin görüş hazırladı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum bu görüşleri paylaştı. Neden bu kurala karşı çıkıldığına ve kuralın değişmesinin istendiğine ilişkin çok önemli tespitler içeriyor.

Cumhurbaşkanının yüzde elinin üzerinde oy alarak seçilmesinin anlamları irdeleniyor. İşte sorular ve cevapları:

HALKIN BU KURALLA SORUNU VAR MI?

– Cumhurbaşkanının yüzde 50’nin üzerinde oy alması kuralı ile halkın bir sorunu var mı?

– Cumhurbaşkanının yüzde elliden fazla oyla seçilmesini sorun olarak görmenin halkın siyasal sistemin işleyişindeki iradesini geliştirmeye bir katkısı olmaz, olamaz. Aksine halkın iradesini zayıfl atma, sınırlandırma etkisi doğurur. Çünkü bu kural halkın hükümeti seçmesinde bir tıkanıklık yaratmaz.

Ya ilk turda ya da ikinci turda halk Cumhurbaşkanını seçerek hükümeti sandık yoluyla doğrudan kurar. Dolayısıyla bu kuralla halkın veya seçmenin hiç bir sorunu yoktur ve olamaz. Tam tersine bu kuralla ve bu kuralın zorunlu sonucu olan iki turlu seçimle halk seçmen olarak çok daha etkin hale gelmiş seçenekleri çoğalmış ve seçme özgürlüğü güçlenmiştir. Ayrıca, halkımız bu kuralı iki kez kabul etmiş ve bu kurala göre iki kez de seçim yapmıştır. 2007 ve 2017 Anayasa değişikliklerinde halkımız cumhurbaşkanının yüzde elliden fazla oyla seçilmesini iki kez referandumda kabul etmiştir.

2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise yine halkımız iki kez bu yöntemle cumhurbaşkanımızı seçmiştir. Bu seçimleri de ilk turda tamamlamıştır. Demek ki halkımız açısından bu temel kural sadece anayasa hükmü haline getirilerek değil, aynı zamanda uygulanarak tecrübe edilmiştir. Böylece bu kural demokratik birikimimizin bir kazanımına dönüştürülmüştür.

NEDEN KARŞI ÇIKILIYOR?

– Bu kurala karşı çıkma gerekçeleri ve asıl amaç nedir?

Bu temel kural halkın lehine olmasına rağmen buna niye karşı çıkılır?

Siyasi hesaplar açısından bakılırsa iki eğilim tespit edilebilir:

1- Bazı siyasi mecralar hiç bir zaman yüzde elliden fazla destek almayı mümkün görmedikleri veya imkânsıza yakın zor gördükleri için buna karşı çıkmaktadırlar.

2- Bazı siyasi gruplar ve kişiler ise içinde oldukları siyasi mecranın her zaman yüzde elliden fazla destek almasının mümkün olamayacağı endişesiyle karşıt tutum almaktadırlar. Bu karşı çıkış gerekçelerinin hiç birisi halkın çıkarına değildir. Çeşitli siyasi mecraların veya bazı siyasi grup ve kişilerin dar çıkarlarına ilişkin gerekçelerdir. Demokratik siyasette ne zaman siyasi aktörler, halkın tümünün ihtiyacı veya halkın ortak çıkarları üzerinden siyaset yapmak yerine, kendi dar siyasi menfaatlerini öne çıkarmışsa bundan zarar gören hep halk olmuştur. Bunu yapanlar da kendileri için kısa süreli bir fayda sağlamış olsalar bile sonra yok olup gitmişlerdir.

Çünkü halk sadece kendi çıkarları yahut bazı çıkar grupları üzerinden siyaset yapan siyasi aktörlere ve oluşumlara demokratik rutin içinde uzun süre hayat hakkı vermez. Türkiye’nin demokratik siyasi tarihi halk tarafından bu sebeplerle siyasi ömrüne son verilmiş birçok siyasi oluşuma ve siyasi aktöre şahitlik etmiştir.

HALKIN İRADESİNİ BÖLMEK İSTİYORLAR

Siyasi yaklaşımların ötesinde asıl önemlisi egemenliğin kullanımı açısından bu temel kuralı hedefe koyan anlayışlardır. Bu zihniyettekiler, milli egemenliğin kullanımında halkın iradesini belirleyici hale getiren bu temel kurala egemenliğin halk iradesine dayanan bütünsel kullanımını parçalamak hedefiyle karşı çıkmaktadır. Bunun için de halkın iradesinin kapsayıcı bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan yüzde elliden fazla oyla hükümet seçimini değiştirerek halkın iradesini olabildiğince bölecek bir modele geçmeyi zorlamaktadırlar. Böylelikle sosyal tabanı zayıf, seçmen desteği yetersiz dolayısıyla güçsüz ve yönetim istikrarı sağlayamayacak hükümetler kurulması ve bu hükümetlerin dar çıkar odaklarının kontrolünde olmasını istemektedirler. Asıl vahim olan da budur.

KURALIN TÜRKİYE AÇISINDAN MANASI

– Bu kuralın Türkiye açısından manası nedir? Türkiye’de hükümetin yüzde elliden fazla oyla seçilmesinin çok daha özgün ve derin anlamları vardır. Türkiye toplumu çok kimlikli bir toplumdur. Bunun iki manası vardır. Birincisi, bizim toplumumuz farklı kimlik gruplarının bir bileşkesidir. Dolayısıyla her kimlik grubu ayrı özellikler taşısa da toplumun bütünlüğünün bir parçasıdır.

İkincisi ise toplumun yapı taşı olan bireylerimiz tek boyutlu ve tek kimlikli değildir. Her birey birden çok kimliğe sahip olarak çeşitli kimlik gruplarının kesişim alanlarında yer almaktadır.

Toplumumuzun bu özellikleri sosyolojik ve siyasal istikrarı korumak için her mecrada, her yapıda, her sistemde ve her yaklaşımda mutlak surette ve belirleyici bir faktör olarak hesaba katılmalıdır. Bu hesabı
yaparken önemli temel verilerden birisinin daha altını çizmek gerekir: Türkiye toplumu ve onu oluşturan bireyler çok kimlikli olmakla birlikte başat aidiyetini tek kimlik üzerinden ifade edilmesi ihtiyacı doğduğunda hiç bir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır. Yani hiç bir kimlik grubu gerek halk kesimi olarak gerekse seçmen olarak yüzde elliden fazla bir sosyolojik güce sahip değildir.

Hepsinin sosyal tabanı yüzde ellinin altındadır. Bu durum adeta maruf ve meşhur bir vakıadır. Zaman zaman yapılan tüm araştırmalar da aynı sonucu vermektedir.
Zaten toplumsal hayat pratiklerimiz ve çeşitliliğimiz bu olguyu her gün gözlemeye de imkân sağlamaktadır

DIŞLAYICI SİYASETE ALAN AÇMA GAYESİ

-Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi istikrar açısından nasıl değerlendirilebilir?

1-Sosyolojik İstikrar: Derin ve güçlü sosyolojik gerçekliğimiz karşısında siyasal sistemin kuruluş ve işleyişinde halkın iradesini yüzde elliden fazla seçmen desteğiyle belirleyici hale getirmek sosyolojik istikrarın temel güvencesi olur.

Çünkü sosyolojik istikrar ancak ve ancak toplumu oluşturan tüm kimlik grupların desteğiyle kurulan ve işleyen bir siyasal sistem içinde sağlanır. Türkiye’de hiç bir cumhurbaşkanı adayı toplumun bütün çeşitliliğini dikkate almadan yüzde elliden fazla destek alamayacağına göre dışlayıcı siyasetlerin siyasal sistemde etkili olmasının önüne geçilmiş olur. Bunun yerine yüzde elliden fazla desteği aşağı çekerek hükümet kurma tercihlerine yönelmek dışlayıcı siyasete alan açar, toplumun şu ya da bu kesimini siyasal sistem dışına iter. Seçimi iki turlu yüzde kırkbeşe, yüzde kırka indirmek veya tek turlu basit çoğunluğa çekmek nitelik olarak aynı sonucu verir sadece nicelik/ derece farkı olur.

Dışlayıcı siyaset akımları yüzde elli desteğin altındaki her modelde kendine güçlü yaşam alanları bulur ve toplumsal mühendislik yeniden hortlar. O zaman halkın her kesimi açısından elde edilmiş özgürce yaşam kazanımları bir kez daha tehdit altına girer. Türkiye yeniden böyle bir türbülansa sürüklenirse bu kez toplumsal bütünlüğü korumak ve milli birliği ayrılıkçı tehditlere karşı eksiksiz savunmak çok daha zor hale gelir.

2-Siyasi İstikrar: Siyasi istikrar tam olarak hükümetin halkın iradesine dayalı kuruluşunun önünde bir engel bulunmaması ve kuruluşun sayısal meşruiyetinin tartışmasız olmasıyla sağlanır. Hükümetin kuruluşundaki aşamalı engeller, sayısal oranlardaki sorunlar her zaman siyasi istikrarsızlık üretir. Türkiye’nin parlamenter sistem tarihi hükümet sebebiyle yaşanan onlarca ağır siyasi istikrarsızlık krizleriyle doludur.

Darbelerin temel gerekçesi de hep bu siyasi istikrarsızlık krizleri olmuştur. Buna karşılık yüzde elliden fazla oyla hükümet kurulması ve bu kuralın gereği olarak iki turlu seçim yapılması siyasi istikrarı tam olarak sağlamanın güvencesidir. Halk birinci ya da ikinci turda her halükarda sandıkta hükümeti kurar. Yüzde elliden fazla destek zorunluluğu da sayısal meşruiyetin esasını oluşturur, sayısal meşruiyete ilişkin tüm tartışmaları ortadan kaldırır.

3- Yönetim İstikrarı: Yönetim istikrarı uzun erimli programların hayata geçirilmesini sağlayarak, toplumsal ihtiyaçların azami ölçüde karşılanması ve ülke menfaatlerinin en yüksek seviyede korunması için uygun zemini oluşturur Bu nedenle son derece önemlidir.