Son Dakika

Suyumuzun tükenmez olduğuna mı inanıyoruz!

Belediyelerin su israfına duyarsızlıkları, bugün eksikliğini fazlasıyla hissettiğimiz, Allah’ın lütfu yağmurlara karşı ilgisizlikleri ve bu sorunlar karşısındaki rahatlıkları, suyun sonsuz bir kaynak olduğuna inandıklarını düşündürtüyor bizlere.

Suyumuzun tükenmez olduğuna mı inanıyoruz!

BAKİ MURAT/ZİRAAT MÜHENDİSİ

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu birkaç ay önce yaptığı bir açıklamada haklı olarak su israfı konusunda belediyeleri uyarmıştı. Bakan isim vermemişti ama bazı belediyelerin yüzde 40’lara hatta yüzde 60’lara varan oranlarda sistemlerinde su kaçağı problemi yaşadıkları halde buna duyarsız kalmalarını eleştiriyordu.

BAKIMSIZ ALTYAPILAR UYUMSUZ ÜSTYAPILAR

Eleştirinin sebebi suyun tasarruflu kullanımından da öte belediyeler altyapılarının bakımsız ve yetersiz olmasından ötürü kendilerine tahsis edilen suyun tüketicilere kayıpsız ulaşmasını dahi becerememeleriydi.

Aslına bakarsanız suyumuzu elde ettiğimiz yağmurların şehir caddelerinden hızla rezervlerde toplanabilmesi yerine şehirlerimizde üçüncü dünya ülkesi manzaralarına neden olması bahsedilen bakımsız ve yetersiz alt yapıların ve doğanın doğallığına uymayan üstyapıların olumsuzluğundan kaynaklanıyor.

Sayın Bakan alt yapı problemlerinin acil olarak çözülmemesi durumunda belediyelere cezai müeyyide uygulanacağını söylese de mesele işin ciddiyetini henüz kavrayamamış il ve ilçe belediyelerinin keyfiyetine bırakılmayacak kadar hayati.

SU VERİMLİLİĞİNDE ZENGİN BİR ÜLKE DEĞİLİZ!

Belediyelerin suyun dağıtımı ve kullanımında yaşanan israfa duyarsızlığının yanında bugün kuraklığını çektiğimiz Allah’ın lütfu yağmurlara karşı sürdürdükleri ilgisizlik, olası bir susuzluğun yaşam kalitemizi ne ölçüde etkileyeceğinden bihaber olduklarını da gösteriyor.

Su yönetimi konusunda görev ve sorumluluklarını bilenleri tenzih ederek söyleyelim ki bazı belediyelerin bu büyük sorun karşısındaki rahatlığı suyun sonsuz bir kaynak olduğuna inandıklarını düşündürüyor bizlere.

Oysa her yer ve mekânda vurgulamamız gereken bir gerçek var; var olana şükretmekle birlikte ülkemiz su verimliliği açısından çok zengin bir ülke değil. Bu konunun tersine inanıp Allah’ın bize bahşettiği suyu israf etmenin önüne geçilmez ve gerekli tedbirler alınmaz ise durumumuz daha da kötüye gideceği aşikâr.

SU TÜKETİM LÜKSÜMÜZ KALMAYACAK

Her yıl dünyanın hesabına da Türkiye’nin hesabına da düşen su miktarı üç aşağı beş yukarı aynı, değişmiyor. Fakat buna karşın suyu kullananların sayısı yani nüfus sürekli artıyor. Bunun anlamı eğer aynı şekilde su israfına ve kullanımına devam edersek alışılan su tüketim lüksümüzü sürdürmemiz bir zaman sonra maalesef mümkün olmayacak.

HAYATIMIZ YÜZDE 3’E BAĞLI

Dünyada hesaplanan toplam su miktarı 1,4 milyar km3. Lakin bu miktarın yüzde 97’sini deniz ve okyanuslardaki tuzlu sular oluşturuyor. Biz canlıların yaşaması için gerekli olan tatlı suyun miktarı ise hesaptan da anlaşılacağı üzere geriye kalan yüzde 3. İçtiğimiz, tarımda, sanayide hatta arabamızı yıkamadan havuzlarımızı doldurmaya kadar farklı ihtiyaçlar için harcadığımız su bu yüzde 3’lük kısmın içinde yer alıyor. İhtiyacımız olan tatlı su, denizlerde ve toprak yüzeyinde meydana gelen buharlaşmalar ile hidrolojik çevrim içerisinde yağmur ve kar olarak yeryüzüne düşüp duran ve kullanımımıza amade olan su. Görüleceği üzere bazı belediyeleri rehavete itecek kadar çok parlak bir durum yok ortada.

ACİL ADIMLAR ATILMASI GEREKİYOR

Suyun hayat kaynağı olduğu konusu tartışma götürmez bir gerçeklik olmasına rağmen su kaynaklarımızı bilinçsiz kullanmaya, yağmur hasadını bilememe, suların aktığı yatakları bozmaya, işgal etmeye, sularımızı kirletmeye yani yaşam kaynağımızı yok etmeye devam ediyoruz. Oysa devlet kurumlarından belediyelere, kent sakinlerinden çiftçilere, şehir planlayıcılarından sanayicilere, inşaat sektöründen turizmcilere kadar herkesin acil olarak ciddi adımlar atması gerekiyor.

Öncelikli adım bütün pratik ve uygulanabilir adımların sağlıklı atılabilmesi için var olan su yasalarının etkili kullanılacak şekilde revize edilmesi olmalı. Hâlihazırda var olan maddelerin sebep olduğu yetki karmaşası su ile ilgili çalışmaların hızlı ve etkili yürütülmesine engel oluyor çünkü. Sularımızın denetiminin ve kontrolünün kimde olduğu hâlâ net değil. Çevre Bakanlığı’ndan Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’ne, Orman ve Su işleri Bakanlığı’ndan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na, İller Bankası’ndan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’ndan Belediyelere hatta Başbakanlık’a bağlı farklı kurum ve kuruluşlara kadar herkes su kaynaklarının korunması ve kullanılmasında sorumluluğa sahip olduğunu düşünüyor. Oysa farklı kurumların aynı meselede sorumluluk iddia etmeleri yetki karmaşası ve boşluğuna sebep verirken işlerin hızlı ve etkili yürütülmesine de engel oluyor.

“SU HASADI” KONUSUNDA EĞİTİM ŞART!

Suyun etkili ve verimli kullanılması konusu, belediyeler içinde ivedi hususların başında gelmek zorunda. Altyapıların uzun yıllar boyunca sorun çıkarmayacak şekilde yenilenmesi en acil işlerinden olması icap ediyor. Belediyeler su tüketimini artıracak bahçe ve rekreasyon düzenlemeleri yerine alternatif düzenlemelere yönelmeleri gerekiyor. İlgili bakanlık yetkilileriyle birlikte ev sakinlerini, işyeri sahiplerini, çiftçileri ‘su hasadı’ konusunda eğitmeleri belediyeler için bir başka önemli adım olabilir. Alt yapı yetersizliğinden birçok soruna neden olan yağmur sularının günlük birçok işte kullanılacak şekilde hasat edilmesi su yönetimi düzeyinin belirleyicisi olabilir. Üç yanı denizlerle çevrili bir ülkede inanılmaz sayıda havuz yapımına izin verilmesinin büyük bir kaynak israfı olduğu artık görülmelidir. Özellikle denizi olmayan şehirlerde eğer isteniyorsa her siteye havuz(lar) yerine semt havuzlarının yapımı teşvik edilmelidir. Kişisel olarak insanların arabaları, beton alanları, ev camlarını temizlemek için tatlı su (şehir suyu veya artezyen) kaynaklarının kullanılmasının önüne geçilmelidir.

TARIMSAL SULAMA

Tarımsal sulama için harcanan su miktarının büyüklüğü bizlere damla ve yağmurlama gibi daha tasarruflu sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılmasının önemini göstermektedir. Aynı şekilde toprak neminin korunmasına yardımcı olacak malçlama gibi yöntemlerin yaygınlaştırılması, her bitki için kullanılacak su miktarını, zamanını, süresini gösteren ‘ürün bazlı sulama rejimleri’ hususunda çiftçilerin bilgilendirilmesi de su miktarını azaltacak diğer önemli pratiklerdir.

Tarımsal sulamaların ‘damla sulama’ ve ‘yağmurlama’ yöntemleriyle yapılması durumunda kullanılacak miktarın 10 milyar m3 civarına çekileceği tahmin edilmektedir. Bu hâlihazırda harcanan suyun üçte ikilik kısmının tasarruf edebileceği anlamına gelmektedir. Yine çiftçilere ve kent sakinlerine yeraltı suyunun da tatlı su kaynaklarımızdan biri olduğu öğretilmeli ve yeraltı sularının gelişi güzel israfı önlenmelidir. Bugün birçok site artezyen suyunu normal şebeke suyu olmadığı için inanılmaz ölçülerde israf etmektedir.

Milli Su Politikası

Türkiye gibi kalkınma konusunda önemli adımlar atan ve daha büyüklerini atmayı planlayan ama önüne sürekli bölgesel ve küresel ölçekte problemler çıkarılan bir ülke olarak su kaynaklarını sürdürülebilirlik esasına göre planlaması çok hayati.

Gelecekte dünyanın ‘petrol savaşları’ yerine ‘su savaşları’ ile karşı karşıya kalacağı düşüncesi sürekli paylaşılırken ülkemizin bir an önce ‘Milli Su’ politikasına sahip olması çok daha fazla önem arz etmektedir.

Sularımızla ilgili planlama ve su yönetimi değişikliğinin bir an önce gerçekleşmesi, geleceğimiz için yapılacak en stratejik hamlelerimizden biri olacaktır.

‘Su hayattır’ sözünü hepimiz söylüyoruz. O halde ‘hepimizin’ hayatını olumsuz etkileyecek sularımızın hesapsızca israf edilmesine hiçbirimizin göz yummaya hakkı yok.

Yorumlar