Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Yakın gelecekte AB diye bir “birlik” olacak mı?

Yakın gelecekte AB diye bir “birlik” olacak mı?

İngiltere, Avrupa Birliği’ne üyeliğinin devam edip etmeyeceğine karar vereceği referandumun öncesinde Birliğe üyelik şartlarını 4 başlık altında yeniden müzakere ederken, en önemli tartışma konusu birlik içi göçmenlerin sosyal yardımlardan yararlanma şartlarını.
İngiltere’de hükümetteki Muhafazakar Parti’nin seçim manifestosunda yer verdiği AB referandumu sözü, mayıs ayındaki genel seçimde partinin tek başına iktidara gelmesiyle uygulamaya girdi.
Ülkenin 2017 yılı sonundan önce AB üyeliğini halkın oyuna sunmasını öngören Referandum Yasa Tasarısı geçen hafta İngiliz Parlamentosu’ndan geçip Kraliyet onayına sunulurken, Cameron da AB ile ülkesinin üyelik şartlarını yeniden müzakereyi sürdürüyor.
Dün Brüksel’de başlayan AB zirvesinde üye ülkelerin liderlerine 45 dakikalık bir konuşmayla taleplerini yineleyen Cameron, gece düzenlediği basın toplantısında “uzlaşma için bir yol var” dedi. Ancak diğer üyelerden gelen açıklamalar Cameron’ın hedeflerine ulaşmasının çok kolay olmayacağını ortaya koydu.
David Cameron, yazdan bu yana AB üyesi ülkeler nezdinde yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor. Ancak Cameron’ın AB için göçmenlerin sosyal yardımlardan yararlanmasına getirmek istediği sınırlamalardan olumsuz etkilenecek ülkeleri ikna çabaları başarılı olmamış görünüyor.
Brüksel’deki zirvede Polonya, Çek Cumhuriyeti Macaristan ve Slovakya’nın da yer aldığı ülkeler ortak bir bildiri ile Cameron’ın teklifinin AB’nin temel ilkesi olan serbest dolaşımı ihlal anlamına geleceğini ilan etti.
Cameron ise Brüksel’de karşılaştığı dirence karşın teklifi masadan çekmediğini belirtti ancak şubat ayındaki zirvede bir sonuç almayı umduğunu dile getirdi.
AB ile yürüttüğü yeniden müzakerelerde kilit cümlelerinden biri “Her problemin yanıtının her zaman ‘daha fazla Avrupa’ olmadığını kabul edelim. Çözüm bazen de ‘daha az Avrupa’dır” olan Cameron, referandumda hangi tarafta yer alacağını ilan etmeden önce AB’den 4 temel konuda değişiklik talep ediyor.
Birlikten istediği tavizleri alamaması durumda, ülkesinin AB’den ayrılması yönünde kampanya yürütebileceğini ihsas eden Cameron’ın AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’a geçen ay yazdığı mektupla ilan ettiği talepler egemenlik, ekonomi yönetimi, rekabet ve göç başlıkları altında toplanıyor.

Egemenlik

Cameron, AB’nin öncelikle ekonomik bir birlik olarak kalmasından yana. Birliğin siyasi entegrasyonuna karşı çıkan Cameron, bunu AB’nin “hep daha fazla birlik” hedefinin ülkesini bağlamayacağını söyleyerek ifade ediyor.
Cameron Tusk’a yolladığı mektupta AB’nin siyasi bütünleşmesine yönelik taahhüdün kendilerini bağlamadığını şu sözlerle ifade etti:
“Bu taahhüdün artık İngiltere’yi bağlamayacağını netleştirmek çok önemli. Ben bunu resmi, yasal olarak bağlayıcı ve geri dönülmez bir şekilde gerçekleştirmek istiyorum.”
Cameron, AB’de milli parlamentolara da daha fazla rol verilmesi gerektiği görüşünde. AB üyesi ülkelerin parlamentolarına, istenmedikleri yasaları veto etme hakkı talep ediyor. Cameron, milli parlamentoların grup halinde hareket ederek istenmeyen yasa tekliflerini durdurabileceği yeni bir düzen oluşturulmasından yana.

Ekonomi yönetimi ve para birimi

Cameron’ın bir diğer talebi Avro Bölgesi dışında yer alan İngiltere’nin statüsünü korumak.
İngiltere’nin krize giren AB üyesi ülkeleri kurtarmaya dönük operasyonlara katılmak zorunda kalmasını istemeyen Cameron, AB’nin çok-para-birimli bir yapı olarak kalmasının resmen güvenceye alınmasını talep ediyor.
Avro Bölgesi’nde alınan kararlarla ilgili bir veto hakkı peşinde olmadıklarını vurgulayan Cameron, AB’den bütün üyeleri koruyacak yasal bağlayıcılığa sahip ilkeler oluşturulmasını istediklerini söylüyor.
Cameron, bu ilkelerin de AB’nin birden fazla para birimi olduğu, para birimi farklılığının ülkelerin aleyhine ayrımcılığa yol açmaması ve Tek Pazar’ın bütünlüğü gibi olguları dikkate alması gerektiğini ifade ediyor.

Rekabet edebilirlik

Cameron’ın AB’den temel taleplerinden biri de rekabet gücünün artırılması. Cameron buna yönelik olarak Birlik içindeki bürokrasinin azaltılması, üçüncü ülkelerle ticaret anlaşmalarının kolaylaştırılması ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını temin eden Tek Pazar’ın genişletilmesini istiyor.
AB Komisyonu hali hazırda Tek Pazar’ı dijital ekonomi ile enerji sektörünü kapsayacak şekilde genişletme çalışması yürüttüğü ve Brüksel bürokrasisini azaltma yönünde gayretler bulunduğu için, Cameron’ın en az problem oluşturacak talebi olarak bu gösteriliyor.
Bu alanda anlaşmazlığa yol açması beklenen tek alan, İngiltere’nin talep ettiği hizmet sektörünün serbestleştirilmesi.

AB içi göç

Cameron’ın AB’den talepleri arasında en büyük direnci oluşturan ise Birlik için göçe getirmek istediği kısıtlamalar.
Cameron, İngiltere’ye AB içinden gelen göçmenlerin sosyal güvenlik sisteminden yararlanabilmeleri için ülkede 4 yıl çalışmış olmaları zorunluluğu getirmek istiyor. Ancak diğer üye ülkeler bunun “iş gücünün serbest dolaşımı ilkesinin ihlali” ve “ayrımcılık” olacağı görüşünde.
Diğer AB üyelerinin aksine İngiltere’nin nüfusunun arttığını, 2050 itibariyle AB’nin en kalabalık ülkesi olacağının tahmin edildiğini belirten Cameron, “Her yıl aldığımız net göç 300 bine ulaşmış durumda. Bu, sürdürülebilir değil. AB dışından göçü kontrol altına almak için atmamız gereken adımlar var. Ancak AB içinden gelenler üzerinde de daha fazla kontrol icra edebilmeye ihtiyacımız var” diyor.
İngiltere’de çalışan 400 binden fazla AB göçmeninin yılda yaklaşık 5 milyar sterlinlik sosyal yardım aldığı belirtiliyor. Romanya, Bulgaristan ve Polonya gibi ülkelerden gelen göçmenlerin niteliksiz, düşük ücretli işlerde çalışarak sosyal yardımlardan faydalanması kamuoyununda tepki çekiyor.
İngiltere’de hükümet kendi vatandaşlarının da sosyal yardımlardan yararlanmasına kısıtlama getirmeye çalışmış ancak hükümet tasarısı İngiliz Parlamentosu’nun üst kanadı Lordlar Kamarası’na takılmıştı.

İngiltere’nin AB macerası

Kendisini Avrupa kıtası ile sınırlı kalamayacak küresel bir güç olarak tanımlayan İngiltere, 1957 yılında Roma Anlaşması ile temeli Avrupa Ekonomi Topluluğu (AET) olarak atılan AB’yi başlangıçta küçümsedi. Ancak 1963’te birliğe katılmaya karar verdiğinde Fransa’nın vetosuyla karşılaştı.
İngiltere’nin Avrupa’nın bütünleşmesi fikrine düşman olduğu görüşündeki dönemin Fransa Devlet Başkanı Charles de Gaulle, ülkenin 1967’de yinelediği başvurusunu da reddetti. Charles de Gaulle’ün 1968’de düşmesinin ardından İngiltere AET’ye ancak 1973’te üye olabildi.
İngiliz İşçi Partisi 1974 genel seçimindeki seçim bildirgesinde ülkenin AET üyeliğini referanduma götürme sözü verdi. Harold Wilson liderliğindeki parti hükümete gelince önce üyelik şartlarını yeniden müzakere edeceğini, ardından da referanduma gidileceğini açıkladı. 1975’te yapılan referandumda İngiliz halkının yüzde 67’si üyeliğin devamı yönünde oy kullandı.
İngiltere AB içinde Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Macaristan, Polonya, Romanya ve İsveç ile birlikte kendi para birimini kullanmayı sürdüren 9 ülkeden biri.
İngiltere ayrıca pasaportsuz serbest dolaşımı sağlayan Schengen anlaşmasının dışında yer alan ülkeler arasında. Bulgaristan, Hırvatistan, Güney Kıbrıs Rum kesimi, İrlanda ve Romanya da Schengen bölgesi dışında yer alıyor.
Cameron’ın AB’den talep ettiği düzenlemeler birliği kuruluş anlaşmasında değişiklik yapılmasını gerektirebilecek türden. Aksi takdirde AB üyesi ülkelerden gelen göçmenlere sosyal yardımların kısıtlanması gibi düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden dönebileceği belirtiliyor.

Etiketler