Yılmaz, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin (ODTÜ) ev sahipliğinde düzenlenen "Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP)" toplantısının açılışında konuştu.

Üniversiteleri sadece eğitim ve araştırma kurumu olarak değil, kalkınmanın önemli bir parçası ve aktörü olarak değerlendirdiklerini belirten Yılmaz, üniversitelerin araştırma gücünün, bir ülkenin kalkınma vizyonunun en temel yapı taşlarından biri olduğunu vurguladı.

Türkiye ekonomisini daha rekabetçi ve yüksek katma değer üreten bir yapıya kavuşturmanın, bilimsel bilgi birikimi ile sanayi ve üretim sahası arasındaki sistematik bağın güçlendirilmesine bağlı olduğuna işaret eden Yılmaz, "Bu nedenle üniversitelerimizin araştırma birikimini ve kapasitesini ülkemizin ihtiyaç duyduğu alanlara yöneltmelerini ve elde ettikleri sonuçları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürmelerini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz." dedi.

Yılmaz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yükseköğretimdeki büyük kazanımları, araştırma kalitesini ve yetkinlikleri, insan odaklı kalkınma politikalarıyla daha ileri taşıma gayreti içinde olduklarını dile getirdi.

"Model olarak kullanılması düşünülebilecek bir program"

Yılmaz, 20'si devlet, 3'ü vakıf olmak üzere 23 üniversitenin araştırma üniversitesi statüsünde bulunduğunu hatırlatarak, araştırma performansını istikrarlı biçimde geliştiren 10 üniversiteyi ise "Aday İzleme Programı" kapsamında takip ettiklerini belirtti.

ADEP'in bu yapı içerisinde araştırma üniversitelerine yönelik performans esaslı destek programı oluşturduğunu ifade eden Yılmaz, program kapsamında 20 devlet araştırma üniversitesine tahsis edilecek ödeneklerin yıllık performans sonuçlarına göre belirlendiğini, kaynakların ülkenin kalkınma öncelikleri ile üniversitelerin bilimsel yetkinlikleri doğrultusunda kullanılmasını hedeflediklerini dile getirdi.

Yılmaz, ADEP'in iyi uygulama örneği olarak diğer kamu harcama programlarında da model olarak kullanılması düşünülebilecek bir program olduğunu kaydetti.

ADEP için ayırdıkları kaynakları, 2022'den bu yana istikrarlı biçimde artırdıklarını anımsatan Yılmaz, şöyle konuştu:

"2022'de 188 projeye 115 milyon lira destek verirken, 2026'da merkezi bütçeden tahsis edilen 1,4 milyar lirayla 548 projeyi destek kapsamına aldık. 4 yılda proje sayısının yaklaşık 3 katına, destek tutarının da 12 katına ulaştığını görüyoruz. Komisyon değerlendirmeleri neticesinde, yaklaşık 1,9 milyar lira bütçeli 548 proje destek alacak. Bu bütçenin 1,4 milyar lirası merkezi bütçeden, geriye kalan 491 milyon lirası üniversitelerin kendi kaynaklarından sağlanıyor. Önümüzdeki dönemde de başarımızı, bütçedeki artış kadar, bu kaynağın ürettiği bilimsel sonuçlar ve ülkemize kazandırdığı iktisadi ve toplumsal etkiler bakımından değerlendireceğiz."

"Genç araştırmacıların üstleneceği rol güçlenecek"

Jeopolitik gerilimlerin arttığı, küresel düzeyde önemli kırılmaların yaşandığı bir dönemde olunduğunu belirten Yılmaz, "Bu tür kritik dönemlerde, belirsizliğin yükseldiği dönemlerde, istikrarını koruyan, doğru önceliklerle hareket edebilen ülkeler, dünyadaki sıralamada, hiyerarşide yükseliyorlar. Bunu yapamayan ülkeler ise büyük maliyetlerle karşı karşıya kalıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Bu ortamda, kaynakları daha stratejik bir şekilde kullanmanın bir tercih değil, zorunluluk olduğunun altını çizen Yılmaz, projelerden beklentilerinin, "nitelikli yayınlar, yeni araştırmalar, yetişmiş insan kaynağı ve sahada doğrudan uygulanabilir sonuçlar" olduğunu söyledi.

Yılmaz, ADEP'in yeni dönemini, stratejik odak, etki, karşılaştırılabilirlik ve hesap verebilirlik temelinde şekillendirdiklerini ifade etti.

Özel sektörün hem kaynak hem de potansiyel olarak katkısı alınırsa bu projelerin ticarileşmesinin daha kolay olacağına, ülke ekonomisine katkısının da hızlanacağına işaret eden Yılmaz, ADEP'i, sadece kaynak sağlayan değil, araştırmanın bilimsel ve ekonomik etkisini her aşamada izleyen güçlü bir yapı olarak geliştirdiklerini dile getirdi.

ADEP'te yeni dönemin, süreçlerin dijitalleşmesi ve projelerin bağımsız uzmanlarca ortak ölçütlerde değerlendirilmesi üzerine kurulduğunu anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:

"Yeni yapıda projelerin ölçeğine göre destek şartları ve beklenen çıktılar farklılaşacak. Sanayiyle ve uluslararası araştırma kurumlarıyla kurulan ortaklıklar değerlendirmede daha fazla karşılık bulacak. Genç araştırmacıların proje ekiplerinde üstleneceği rol güçlenecektir. Böylece üniversiteler yeni fikirleri büyüten, yeni araştırmacılar yetiştiren ve ülkemizin ihtiyaçlarına somut çözümler üreten çalışmalara daha fazla yönelecekler."

"6 üniversitenin ilk 500'e girmesi ilerlemenin tescili"

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İŞKUR ve YÖK ile "Kampüs içinde daha nitelikli işlerde öğrencileri çalıştırabilir miyiz?", "İşgücü Uyum Programını, araştırma çalışmalarını destekleyici şekilde geliştirebilir miyiz?" diye görüştüklerini aktaran Yılmaz, "Örneğin bir öğrencimiz araştırma yapan bir laboratuvarda destek sağlayıcı bir çalışma yapabilir. Bunun karşılığında İŞKUR'dan hem belli bir miktar maaş alabilir hem de bu vesileyle araştırma dünyasına da girmiş olur." dedi.

AR-GE harcamalarının milli gelir içindeki payının 2002'de yüzde 0,5 iken 2024'te yüzde 1,5'e yakın hale geldiğini hatırlatan Yılmaz, "2002'de 238 milyar dolarlık bir ekonomiydi Türkiye. 2024'te 1,3 trilyon doları aştık. Bu senede inşallah 1,8 trilyonu aşacağız." ifadelerini kullandı.

AR-GE harcamasının yaklaşık 19 milyar dolara yükseldiğini aktaran Yılmaz, AR-GE personelinin 29 binden 310 bine yükseldiğini, yıllık patent başvurusunun ise 414'ten 8 bin 600'ün üzerine çıktığını söyledi.

Türkiye'nin, bilimsel yayın sayısı bakımından 2002'de dünyada 29'uncu sıradayken, geçen sene 15'inci sıraya yükseldiğini anımsatan Yılmaz, "Türkiye'ye her alanda ilk 10'da olmak yakışır. QS Dünya Üniversite Sıralaması 2027'de Türkiye'den 6 üniversitenin ilk 500'e girmesi de araştırma kapasitemizdeki ilerlemenin uluslararası alandaki tescilidir. İnşallah daha fazla üniversitemizi önümüzdeki yıllarda ilk 300'de sonra da ilk 100'de görürüz." diye konuştu.

PISA 2025 sonuçlarına değinen Yılmaz, "Türkiye'nin istikrarlı bir yönetimle, uzun vadeli bir perspektifle eğitime uzun dönemdir yaptığı yatırımların meyvelerini görmeye başladığımızı ifade edebilirim. İnşallah üniversitelerimizde de aynı sonuçları, daha iyisini hep birlikte göreceğiz." dedi.

"Ülkemizi, üniversitelerimizi, cazibe merkezi haline getireceğiz"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türk yükseköğretiminin küresel cazibesini arttırma yönünde bu yıl önemli bir karar alınmış durumda. 2027'de başarılı uluslararası öğrencileri araştırma görevlisi kadrolarına alarak üniversitelerimizi küresel yeteneklerin buluştuğu birer cazibe merkezi haline getirmeyi öngörüyoruz. Bu çok değerli bir şey. Bir anlamda ülkemize yönelik beyin göçünü destekleyici bir yaklaşım. Bundan dolayı YÖK Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Üniversitelerimiz için de hayırlı olmasını diliyorum."

Uluslararası öğrencilerden başarılı olanların Türkiye'de kalmasını, ülke ekonomisi ve kalkınmasına katkı sunmasını sağlayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve YÖK'ün bir çalışma başlattığını söyledi.

Yetişmiş, nitelikli insan gücünün önemine işaret eden Yılmaz, "Bu konuda ülkemizi, üniversitelerimizi, cazibe merkezi haline getirecek, beyin göçünü destekleyici yeni programlara önümüzdeki dönemde destek olacağız." diye konuştu.

Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı "Türkiye Stratejik Teknoloji İnsan Kaynağı Programı"na gençlerin başvurmasını önerdi.

"Çok kutuplu bir dünyada ülkemizi küresel bir güce dönüştürme vizyonumuzun taşıyıcı sütunlarından biri olarak üniversitelerimizi görüyoruz." diyen Yılmaz, Türkiye Yüzyılı'nı bilim ve teknolojide yeni atılımların yüzyılı haline getirmeye kararlı olduklarının altını çizdi.

Yılmaz, "Türkiye Cumhuriyeti, teknolojiyi tüketenlerin değil, üretenlerin, geliştirenlerin ülkesi olarak geleceğe yürüyecektir. Bu vizyonla, araştırma üniversitelerimizi ve nitelikli projelerini desteklemeye devam edecek, ADEP'i etkin kaynak kullanımı, performans odaklılık ve yüksek katma değer ilkeleriyle geleceğe taşıyacağız." diye konuştu.

ADEP'in gelişimine katkı sağlayan YÖK'e, Strateji ve Bütçe Başkanlığına, ev sahipliğinden dolayı ODTÜ'ye teşekkür eden Yılmaz, tüm araştırma üniversitelerini kutladı.

"2026 Yılı Performans Sıralaması"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasının ardından Araştırma Üniversiteleri 2026 Yılı Performans Sıralamasını açıkladı.

Birinci sırada Koç Üniversitesinin yer aldığı listede sırasıyla şu üniversiteler bulunuyor:

"Sabancı Üniversitesi, ODTÜ, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Gazi Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Fırat Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi."

TSK'dan Orta Doğu'daki o gelişmeye sert tepki: "Kabul edilemez!"
TSK'dan Orta Doğu'daki o gelişmeye sert tepki: "Kabul edilemez!"
İçeriği Görüntüle

YÖK Başkanı Özvar: Müfredatları gereksiz ders yükünden arındırmalıyız

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ise araştırma üniversitelerinin yıllık performanslarının değerlendirilmesi ve sıralanmasının yalnızca üniversiteler arasında bir başarı sırası oluşturma amacı taşımadığını dile getirdi.

Özvar, bu değerlendirmenin üniversitelerin güçlü yönlerini ortaya koymalarına, geliştirmeleri gereken alanları belirlemelerine ve araştırma kapasitelerini artıracak politikaları güvenilir veriler ışığında oluşturmalarına imkan sağladığını belirtti.

Üniversitelerin eğitim, bilimsel yayın ve araştırma faaliyetleri kadar önem vermesi gereken bir diğer temel görevin topluma katkı sağlaması olduğuna, üniversitelerin kendilerini kampüslerle, sınıflarla ve laboratuvarlarla sınırlandırmaması gerektiğine dikkati çeken Özvar, üniversitelerin sahip oldukları bilgi birikimini ve araştırma kapasitesini toplumun ihtiyaçlarıyla buluşturması gerektiğini vurguladı.

Bu doğrultuda yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının, sanayi kuruluşlarının ve sivil toplumla kurulacak güçlü işbirliklerinin büyük önem taşıdığına işaret eden Özvar, özellikle araştırma üniversitelerinden, yürüttükleri projelerin bilimsel çıktılarının yanı sıra toplumsal etkisini gözetmelerini beklediklerini kaydetti.

Türk yükseköğretim sisteminin başta gelen sorumluluğunun gençlere erişilebilir ve nitelikli bir eğitim imkanı sunmak olduğunu belirten Özvar, "Türkiye, son yıllarda yükseköğretime erişim bakımından önemli bir mesafe katetmiş, üniversitelerimiz ülkemizin bütününe yayılmış ve yükseköğretim toplumun çok daha geniş kesimlerinin erişebildiği bir imkan haline gelmiştir. Bundan sonraki önceliğimiz, erişim konusunda elde ettiğimiz bu kazanımları korurken mevcut kapasitenin niteliğini daha da yükseltmektir." diye konuştu.

YÖK Başkanı Özvar, üniversitelerin kontenjanlarını, öğretim elemanı sayısı, derslik ve laboratuvar imkanları, uygulama ve staj kapasitesi, mezunların istihdam durumu ve ülkenin insan kaynağı ihtiyacı gibi çok sayıda ölçütü birlikte değerlendirerek belirlediklerini bildirdi.

Mezun arzının ihtiyacın üzerine çıktığı alanlarda kontenjanları kademeli olarak azaltırken ihtiyaç duyulan alanlarda yeni kapasite oluşturduklarını vurgulayan Özvar, "Amacımız yükseköğretime erişimi daraltmak değil, niteliği artırmak, mevcut kapasiteyi daha dengeli ve rasyonel biçimde kullanmaktır." dedi.

Eğitimin niteliğini yükseltmek için programların içeriklerinin de gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Özvar, şunları kaydetti:

“Müfredatları gereksiz ders yükünden arındırmalı, temel bilgi ve yetkinlikler etrafında sadeleştirmeli, öğrencilerimize seçmeli ve disiplinler arası dersler için daha fazla alan açmalıyız. Öğrencilerimizin laboratuvarlarda, araştırma projelerinde, saha çalışmalarında ve iş yerlerinde daha fazla sorumluluk üstlenmelerini sağlamalıyız. Son dönemde hayata geçirdiğimiz İşletmede Mesleki Eğitim bu yönde atılmış son derece stratejik ve önemli bir adımdır.”

ADEP'in bu anlayışın mali ve kurumsal bakımdan en önemli araçlarından biri olduğunu kaydeden Özvar, program vasıtasıyla araştırma üniversitelerinin güçlü oldukları alanlarda derinleşmesini, Türkiye'nin kalkınma hedefleriyle uyumlu projeler geliştirmesini ve kamu kaynağını ölçülebilir bilimsel çıktılara dönüştürmesini önemsediklerini söyledi.

“Projelerin bir kısmını uluslararası bilim insanlarına açmayı arzu ediyoruz”

Prof. Dr. Özvar, araştırma üniversitelerine çok ciddi oranlara varan destekler verdiklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın üniversitelerin dünyada saygın bir konuma gelmesi hususunda her zaman destek verdiğini vurgulayan Özvar, kendisinin ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda çalışmalara devam edildiğini belirtti.

YÖK'ün temel hedeflerinden birinin üniversitelerin uluslararası alanda daha görünür olması ve saygınlık kazanması olduğunu söyleyen Özvar, "Zaten üniversitelerimiz gerçekten saygın üniversitelerimiz ama uluslararası olarak da tanınması, bilinmesi ve uluslararası anlamda ortaya koydukları çıktılarla, ürünlerle kendilerinden söz ettirebilmeleri bizim en büyük hedefimizdir." dedi.

Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile mutabık kalarak ADEP kapsamındaki üniversitelerin başta Afrika, Türk dünyası ve İslam dünyası olmak üzere farklı coğrafyalardaki yükseköğretim kurumları ve araştırma merkezleriyle ortak projeler geliştirmelerini ve işbirliklerini artırmalarını beklediklerine dikkati çeken Özvar, şöyle konuştu:

“ADEP kapsamındaki projelerimizin yine üniversitelerimizin rektörleriyle ve araştırmacılarla hemfikir olarak bu projelerin bir kısmını uluslararası bilim insanlarına açmayı arzu ediyoruz ve bu projelerde onların da bu işbirliğin kapsamının içine alınmasını ve uluslararası işbirliğine dayalı olarak projelerin yürütülmesini üniversitelerimizden bekliyoruz. Bu bizim için önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde belki en kritik işlerden bir tanesi olacaktır. Türk yükseköğretim kurumlarının uluslararası düzeyde iyileştirmeye en açık alanı uluslararası işbirliğine dayalı araştırma sayılarının artırılmasıdır. Ulusal anlamda uluslararası işbirliklerimiz son zamanlarda ciddi bir şekilde artmaktadır. Biz de bunları çok yakından gözlemliyoruz. Bilhassa araştırma üniversiteleri kendi aralarında ciddi sayıda sayılabilecek bir işbirliği sergiliyorlar, fevkalade kıymetli. Ancak bunu bir aşama sonrasına taşıyabilmemiz lazım. Bu da ancak ülkemizin önce muhit çevresiyle, ondan sonra çok yakın kültürel işbirliği yakınlığı, içinde bulunduğu ülkelerin yükseköğretim kurumlarıyla mutlaka yakın işbirliği içerisine girmesi lazım.”

“Hepsi bizim evlatlarımız, her birinden istifade etmek durumundayız”

Bugün itibarıyla Yükseköğretim Kanunu'nun Ek-46 ve Ek-34'üncü maddeleri kapsamında 571 uluslararası ve ulusal araştırmacının üniversitelere afiliye olduğunu söyleyen Özvar, bunun üniversite-sektör işbirliği bakımından çok kıymetli olduğunu bildirdi.

YÖK Başkanı Özvar, şöyle konuştu:

“Uluslararası doktora adaylarından en başarılı, en yeteneklilerini ülkemize ve üniversitelerimize çekme konusunda bir proje başlatacağız. Bu bakımdan üniversitelerimizin görünür ve cazip olması hususunda gayretlerinizi beklediğini ifade etmek isterim. Araştırma kapasitemize sadece doktora seviyesinde öğrencilerin değil, lisans düzeyinde başarılı öğrencilerin de daha lisans eğitimi devam ederken entegre edilmesi lazım. Üniversitelerimizin en başarılı lisans seviyesindeki öğrencileri mutlaka araştırma projelerine 2'nci, 3'üncü ve 4'üncü sınıflarda entegre edilmelidir. Bu konuda bizim araştırma üniversiteleri liginde yeni bir belki başlık açıp bu konuyu değerlendirmeye alabileceğimizi şimdiden ifade etmek isterim. Dolayısıyla araştırma, lisans sonrasında değil en geç 2'nci, 3'üncü sınıfta başlamak zorundadır. Bu bakımdan üniversitelerimizin bünyesinde kayıtlı kaybedilebilecek tek bir öğrenci yoktur. Her rektörümüz üniversitesinde kayıtlı her bir öğrenciyi kazanmak zorundadır. Hepsi bizim evlatlarımız, her birinden istifade etmek durumundayız.”

Uluslararası üniversiteler sıralamasında artık Türkiye'den ilk 300'e girebilen üniversitelerin yer aldığını aktaran Özvar, hedeflerinin 5 yıl içerisinde ilk 100'de devlet ve vakıf üniversitelerinden 2'şer yükseköğretim kurumunun yer almasını olduğunu bildirdi.

YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Naci Gündoğan'ın Türk üniversitelerinin yayın performansı, kalitesi ve atıf sayısı gibi konularda sunum gerçekleştirdiği toplantıda, ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil de bir konuşma yaptı.

Kaynak: AA