Bir okuyucum yazmış; “Gündemi bir gün takip etmesem, kendimi Ashab-ı Kehf gibi hissediyorum.”

Çok doğru söylemiş. Öyle bir ülke ki gündemi takip etmek başlı başına bir “mesele”!

Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki dünyanın en eski toprakları burasıdır.

Peygamberler bu topraklara gelmiş, dinler bu topraklardan doğmuş.

Dünyanın merkezi konumundaki bu kara parçasına sahip olmayanın, dünya geneline dair ‘üstün güç’ olması ve söz söylemesi mümkün değil.

Günümüze geldiğimizde, konjonktürel güç çekişmelerine baktığımızda; bu bölgede paylaşım savaşları henüz bitmiş değil.

“100 yılda bir dünya yeniden kurulur” demişler.

Böyle bir süreci yaşarken Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ülkenin başında olması büyük kısmet.

Dolayısıyla dışarıda iddialı, içeride birlik hâlinde ve güçlü olmalıyız.

Bakınız, geçtiğimiz günlerde Irak ile imzalanan anlaşmanın kapsamında PKK’nın yok edilmesi meselesi var. En azından bir aşama daha.

Güneyimizde Suriye ve Irak’ta PKK’yı bitirmeliyiz ki deyim yerindeyse pislik bize sıçramasın.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşanan süreci öyle isabetli analiz ediyor ki bakış açısı, söylemlerine açık ve net bir şekilde yansıyor.

Grup toplantısındaki Gazze yorumu, İsrail’in yayılmacı hedefini bir kere daha ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hamas, Gazze'de Anadolu'nun ileri hat savunmasını yapıyor." dedi.

Erdoğan şöyle devam etti: “Sanmayın ki İsrail Gazze’de duracak. Sanmayın ki Ramallah güvenlik içinde olacak. Bu azgın devlet, bu terör devleti, eğer durdurulmazsa 'vadedilmiş topraklar' hezeyanıyla gözünü er ya da geç Anadolu'ya dikecek. İsrail, Gazze'de sadece Filistinlilere saldırmıyor; bize saldırıyor bize. Hamas, Gazze'de Anadolu'nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz?”

İÇERİDE BİRLİK

Türkiye’de dışarıyı göz ardı ederek içeriyi okuyamazsınız.

Dışarıda ateşler yanarken içeride ayrışma olmaz.

Altılı Masa’nın yıkıcı politikaları çöktü. Peki yerine ne koyulacak?

Burada hedeflenen oluşum, millî duruşu olan ve yapıcı eleştirileri gündeme getiren bir muhalif yapılanmanın olmasıdır.

Sınır ötesi operasyonlara “hayır” demeyecek, PKK ve FETÖ’ye göz kırpmayacak bir duruş!

Bu sağlanır mı bilmem ama en azından bir deneme söz konusu.

Normalleşme ve yumuşama denen şey de kısmen bu!

Son yargı kararlarına bakılırsa PKK’ya veya onun sesi olan sözde siyasilere geçit yok!

Yasin Börü’nün ve onlarca vatandaşımızın azmettireni olarak Selahattin Demirtaş’a 42 yıl hapis cezası verildi.

Bir gün sonra gündeme düşen Cumhurbaşkanı Kararı ise yine bu kapsamda değerlendirebileceğimiz bir husus.

28 Şubat davasında hüküm giyen cuntacı askerler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla affedildi. ‘Sürekli hastalık ve kocama hâli’ gerekçesiyle alınan af kararıyla Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Aydan Erol, Çevik Bir ve Çetin Doğan hapishaneden tahliye edildi.

28 Şubat zulmünün cellatlarından, Türk ordusuna ve milletine ihanet etmişlerden, hainlikleri Türk yargısında tescillenmiş darbecilerden Çetin Doğan dışarı çıkar çıkmaz gerek siyasete gerekse hukuka yönelik suçlayıcı bir dil kullandı.

Şunu net ifade edeyim, Türkiye'de idam cezası olmadığına şükretsinler.

Daha fazla konuşmayıp artık inine çekilse kendisi açısından isabet olacak.

Değilse milyonlarca ferdimiz, hak arayışına girerse yine kendi hakkında pek iyi olmaz.

Bendeniz şahsen bu hain ve zalimleri asla affetmeyeceğim!

Darbeciler milletin vicdanında ebediyen mahkûm olarak kalacaklar!

AKTÖR VE DİZAYN EDİCİ OLMAK!

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye siyasetine damga vururken ustalık sürecinin zirvelerini sahaya yansıtıyor.

Emperyalistlerin içerideki tüm piyonları üzerinden oynadığı satranç, mütedeyyin kesimin bu topraklarda aktör/özne/etkin ve yetkin olarak egemen olduğunun göstergesidir.

Bu kocamış, yaşlı, bunak tipolojilerin triplerine takılmamanızı öneririm.

Biz yeniden döndük.

Bu milletin öz evlatları yönetimi ele aldı.

Zor olanı başaracağız.

İç kavgalara fırsat vermeyeceğiz.

Zelenskiy’lere alan açmayacağız.

İçeride birliği koruyarak dışarıda aksiyon alacağız.

Millet için, ümmet için ve insanlık için.