Son Dakika

Devrim efsanesinin ardındaki gerçekler - 1.Bölüm-

Yerli otomobil sanayii hamlesi nasıl başlamıştı? Necmettin Erbakan’ın bu hamledeki rolü neydi? Devrim’i kimler, nerede, hangi şartlar altında yapmışlardı? 29 Ekim 1961 tarihinde ‘görücüye çıkan’ ilk Türk otomobilinin performansı nasıldı? Unutulan benzin hikâyesinin aslı neydi? Ertesi günün gazetelerinde Devrim gerçekten topa tutulmuş muydu? Süleyman Demirel’in Devrim düşmanlığı nereden kaynaklanıyordu?Tarih nasıl çarpıtılır? Mesela şöyle çarpıtılır:“1961 yılında, zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Eskişehir’de Devrim’in direksiyonuna oturmuş, ancak araç çalışmayınca büyük bir rezalet olmuştu.

Devrim efsanesinin ardındaki gerçekler - 1.Bölüm-

Yerli otomobil sanayii hamlesi nasıl başlamıştı? Necmettin Erbakan’ın bu hamledeki rolü neydi? Devrim’i kimler, nerede, hangi şartlar altında yapmışlardı? 29 Ekim 1961 tarihinde ‘görücüye çıkan’ ilk Türk otomobilinin performansı nasıldı? Unutulan benzin hikâyesinin aslı neydi? Ertesi günün gazetelerinde Devrim gerçekten topa tutulmuş muydu? Süleyman Demirel’in Devrim düşmanlığı nereden kaynaklanıyordu?

Tarih nasıl çarpıtılır? Mesela şöyle çarpıtılır:
“1961 yılında, zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Eskişehir’de Devrim’in direksiyonuna oturmuş, ancak araç çalışmayınca büyük bir rezalet olmuştu. Başını mühendis Necmettin Erbakan’ın çektiği ekip ise kendilerini ‘Benzin koymayı unuttuk’ diyerek savunmuştu.”
9 Eylül 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan bu haber, “Neren eğri?” sorusuna “Nerem doğru ki?” cevabını veren deveyi hatırlatıyor.

Bir kere Cemal Gürsel, ilk Türk otomobili olan Devrim’e Eskişehir’de değil Ankara’da binmişti. Aracın çalışmadığı ve Devrim’i yapan ekibin başında Necmettin Erbakan’ın bulunduğu bilgisi de yanlış. Erbakan, yerli otomobil davasının öncüsü ve Devrim’in başlıca ‘müsebbibi’ olmakla beraber, bu otomobilin imalinde görev almamıştı.

Yarım kalmış bir devrimin hikâyesini anlatmaya hazırlanırken yaptığım arşiv çalışmalarında, Devrim hakkında duyduklarımızın / okuduklarımızın neredeyse tamamının tashihe muhtaç olduğunu şaşırarak müşahede ettim. Yerli otomobil teşebbüsünü malum sermaye çevrelerinin menfaatleri uğruna karalama misyonunu üstlenen ‘red cephesi’, Devrim’in hikâyesini on yıllardan beri kasıtlı olarak yanlış anlatıyor. Bu teşebbüsü övgüyle ananlar ise doğruyu yanlış bilgilerle savunuyorlar.

İŞİN ASLI NEYDİ?
Yerli otomobil sanayii hamlesi nasıl başlamıştı? Necmettin Erbakan’ın bu hamledeki rolü neydi? Devrim’i kimler, nerede, hangi şartlar altında yapmışlardı? 29 Ekim 1961 tarihinde ‘görücüye çıkan’ ilk Türk otomobilinin performansı nasıldı? Unutulan benzin hikâyesinin aslı neydi? Ertesi günün gazetelerinde Devrim gerçekten topa tutulmuş muydu? Erbakan’ın Devrim hakkındaki düşünceleri nelerdi? Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in seri imalat için gerekli hazırlıkların yapılması talimatı niçin sonuçsuz kalmıştı? Süleyman Demirel’in Devrim düşmanlığı nereden kaynaklanıyordu? Yazı dizimizde bu soruları tek tek cevaplamaya ve 40 yıllık Devrim efsanesinin ardındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız.

ŞİDDETLİ BİR TARTIŞMA
1961 yılının Ocak ayına dönelim. Genç makine mühendisi Necmettin Erbakan’ın başını çektiği bir grup idealist, Türkiye’nin kendi otomobilini üretebilecek güçte olduğunu iddia ederek büyük bir tartışma başlatmıştı.
“Bizden adam olmaz” deyip durmayı marifet belleyen karamsarlar cephesi, kendi menfaatlerini ülke menfaatlerinin üstünde tutan otomobil-kamyon-otobüs ithalatçıları cephesi ve tabii ki Türkiye’nin yerinde saymasından sorumlu sabotajcılar cephesine göre, “Biz otomobil yapabiliriz” diyenler ayakları yerden kesik hayalperestlerdi; kamuoyu ve bilhassa devlet erkânı bu zevatın sözlerine itibar etmemeliydi.

Ne var ki Devlet Başkanı Cemal Gürsel, Erbakan ve arkadaşlarının fikirlerini dikkate değer buluyordu. Onları dinlediği ve fikirlerinden etkilenmeye başladığı ortaya çıkınca, yerli otomobil düşmanları müthiş bir paniğe kapıldılar. Bu panik, 17 Şubat 1961 tarihli DÜŞÜNEN ADAM Dergisi’nde yer alan “Türk Otomobiline Doğru” başlıklı yazıda şöyle tasvir ediliyordu:

“Türk otomobilinin realize edilebilmesi için Devlet Başkanı ile yapılan temasın hemen ertesi günü inanılmaz bir süratle bu imale muarız olanlar İstanbul’da bir basın toplantısı yaparak ‘hayır, olamaz’ demişlerdi, fakat basın toplantısına alelacele hazırlıksız gelmiş, gazetecilerin o anda sordukları suallere bile bu ‘hayır, olamaz’ların ikna edici mucip sebeplerini söyleyememişlerdi.”

TURİSTİ ŞAŞIRTAN MANZARA
Yayın yönetmenliğini Gökhan Evliyaoğlu’nun yaptığı, yazar kadrosunda Nurettin Topçu ve Peyami Safa gibi değerli münevverlerin bulunduğu DÜŞÜNEN ADAM, yerli otomobil davasının matbuat alemindeki en ateşli savunucusuydu.
“Türk Otomobiline Doğru” başlıklı yazıdan bir bölüm daha aktaralım:
“Sirkeci garına Avrupadan gelen Simplon ekspresi biraz evvel yolcularını boşaltmıştı. Gardan dışarı çıkan genç bir turist saatın tam altında durdu ve etrafına merak dolu gözlerle bakmaya başladı. Bu merak biraz sonra bir hayret haline inkılap etmişti. Gerçi tren Türkiye hudutlarına girdiğinden beri birçok şeyler onu hayrete sevketmemiş değildi. ... Fakat ŞU ÖNÜNDE DURAN KÜÇÜK ve karmakarışık meydanın arzettiği manzara onu en çok şaşırtmış ve hayrete düşürmüştü. Meydan adeta tıklım tıklım otomobil ve otobüslerle doluydu. Burası herhalde şehrin en işlek yerlerinden biriydi ve burada şaşılacak bir şey yoktu. Yalnız evet yalnız bir şey vardı ki onu hayrete düşürmüştü. Bu da şu önünde duran meydanı dolduran otomobillerin çeşitliliği idi. Burada her markadan otomobil vardı, her milletin, İtalyanın, Fransanın, Almanyanın, Amerikanın, Polonyanın, İngilterenin otomobilleri vardı. ...O zamana kadar rastlamadığı bir marka otomobilin önünde durdu ve şoförün içerden açtığı kapıdan girerek arka sıraya yerleşti. Bu tip bir otomobile ilk defa biniyordu. Belki bu otomobil, İstanbulda yapılan bir Türk otomobiliydi.

“Genç turist bir müddet sonra öğrenecekti ki Türkiyede bu her çeşit, her milletten olan otomobiller arasında Türk otomobili yoktu. Türkiye motörlü bütün nakil vasıtalarını dışarıdan ithal ediyordu. Bunlara her sene Türk köylüsünün binbir güçlük içinde yetiştirdiği mahsullerin ve Türk işçisinin en düşük ücretle çalışıp topraktan söktüğü madenlerin harice satışından elde edilen milyonlarca döviz tahsis ediliyordu. Hatta Türkiyenin dış mübayaalarına kendi dövizi yetmiyor ve memleketimiz her sene artan miktarlar dahilinde harice borçlanarak ithalatını devam ettirebiliyordu. ... Pekiyi her sene dışarıya milyonlarca lira ödememek, ithal rejimimiz için gittikçe gangrenleşen bir yedek parça ithali meselesini halletmek, bineceğimiz vasıtayı kendimiz yapmak için Türkiyede Türk otomobili imal edilemez miydi? Bu Türk sanayiinin inkişafında yeni bir dönüm noktası teşkil etmeyecek mi idi? Onbinlerce kişi yeni iş imkanları kazanmayacak mıydı?”
Hayalî “genç turist”in aklından geçenler, Erbakan ve arkadaşları sayesinde Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in de aklını kurcalamaya başladı...

Hakan Albayrak | DİRİLİŞ POSTASI

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.