Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Amerika’nın ırkçılık tarihi

1619 tarihinde Angola’dan hareket eden ‘’Beyaz Aslan’’ isimli İngiliz gemisinde yaklaşık 350 siyahi kölenin 20 küsuru Amerika’ya ulaşan ilk köle kolonisi olarak tarihe geçer. Amerika’nın iç savaşına neden olan köle ticareti savaştan sonra olumlu seyir izlese de Amerika’nın ırkçılık problemi günümüzde hala devam etmekte.

Ebubekir Doğan
Amerika’nın ırkçılık tarihi

Diriliş Postası Muhabiri Ebubekir Doğan/New York 

Köleliğin tarihine baktığımızda antik çağlardan itibaren medeniyetlerin çeşitli vesilelerle ve amaçlarla köleliği kullanmıştır. Dünya tarihinde köleliği en son kaldıran modern devlet ise Amerika Birleşik Devletleri’dir. Köle ticareti Amerika’da 1619’dan 1865’e kadar devam ederken, otoritenin siyahi insanlarla olan problemi halen devam etmekte. Kölelik 1865’te kaldırılsa bile ondan sonraki tarihlerde bir çok tarihi ırkçılık olayı kayıtlara geçti. 2019 yılında siyahi insanlar kendilerinin Amerika’ya köle olarak getirilişlerinin 400. Yılını andılar. Dile kolay 400 yıllık bir birikimden bahsediyoruz. Amerika’nın kanlı iç savaşına neden olan bu birikim savaştan sonra da problem arz etmeye devam etti. Amerikan iç savaşında iki taraf vardı: Kuzey ve Güney.. Kuzey eyaletleri köleliğin kaldırılmasından yanayken, köleleri tarlalarında çalıştıran Güney ise köleliğin kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Güney eyaletlerinin bu seçiminin nedeni tamamen ekonomik nedenlere bağlıydı.

AVRUPA’NIN HIRSIZ VE ARSIZLARI İLE ÜLKENİN TEMELİ ATILDI

Amerika’nın ilk kuruluş esnasında Avrupa’dan gelen gemiler kendileriyle beraber Avrupa’dan daha çok yoksul kesimden oluşan insanları getirerek onları ekonomik kulvarda at başı olarak kullanıyordu. Bu getirtilen insanların çoğu Avrupa’da mahkûmiyet almış ve başka çıkış yolun olmayan insanlardan oluşuyordu. Gemi sahipleri ve şirketler bu insanların kendilerine verilmesi için yerel otoritelere ücret ödeyerek bir nevi onların özgürlüklerini satın alıyordu. Özgürlüğü satın alınan mahkumlara mukavele imzalatılarak o mahkumlar götürüldükleri yerde en kötü koşullarda çalıştırılıyordu. Getirilen mahkumlar şartları beğenmeyerek isyan ediyor ve çoğu zaman da bu isyanları bulundukları yerlerde yönetimi ele geçirmeleriyle sonuçlanıyordu.

AFRİKA’DAN KÖLE İTHALİ!

Bu sorunu tamamen ortadan kaldırmak isteyen İngiliz hükümetine bağlı şirketler Afrika’dan siyahileri Amerika’ya getirerek, hem daha ucuz iş gücüne sahip olmak hem de köle ticaretinden para kazanmak derdindeydiler. İşte bunun için siyahiler için acı bir tarih başlamıştı. Yerlerinden yurtlarından edilen bu insanların tek suçu fakir bir ülkede doğmak ve siyah bir ten rengine sahip olmak. Afrika’dan çoğunluğu ordu zoruyla gemilere alınan bu insanlar daha yolculuğun başlamasıyla birlikte acı tecrübeyi ediniyorlardı. Gemilere istiflenen bu insanlar gemilerde iki bölmede yolculuk ediyorlardı. Erkekler geminin ön tarafında yolculuk ederken, kadınlar geminin arka tarafında yolculuk ediyorlardı. Çocuklar ise bu iki bölme arasında seyahat edebiliyorlardı. Erkekler çeşitli işkencelere maruz kalırken aynı zamanda geminin kazan dairesinde çalıştırılıyorlardı. Kadınların başına gelen ise daha korkunçtu. Kadınlar hem temizlik işlerinde çalıştırılıyor hem de gemi çalışanları ve askerler tarafından tecavüze uğruyorlardı. Öyle ki seyahat sonunda Amerika’ya ulaşan kadınların birçoğu hamile bir şekilde Amerikan kıtasına ayak basıyordu. Gemilerde sağlıksız koşullarda yapılan yolculuklar aslında bir nevi mezardı bu insanlar için. Balık istifi gibi istiflenen bu insanlar içinde salgın hastalıklar ve daha değişik hastalıklar baş gösteriyordu ve birçok insan bu sebeple hayatını kaybediyordu. Gemi içinde işlenen insanlık suçları bazı kölelerin kendilerini gemiden atlamalarıyla da sonuçlanabiliyordu.

İLK İSYAN (1831)

1831’in Ağustos ayında Nat Turner annesine yapılan işkenceler sonrasında arkasına aldığı yaklaşık 75 siyahi arkadaşlarıyla birlikte Virginia’nın Kudüs kentinde yaklaşık 60 kişiyi öldürdü. Askerlerin şehre gelmesiyle birlikte yaklaşık 100 siyahi insan askerler ve yerel beyazlar tarafından öldürüldü. Nat Turner 6 haftalık kaçışından sonra askerler tarafından yakalandı ve idam edildi. Bu olay Kuzey ile Güney arasındaki sürtüşmeyi arttırdı ve tarihçiler tarafından Amerikan iç savaşının başlangıç olayı olarak addedilir. Amerika’nın kölelik karşıtı hareketlerini iki kesim oluşturur. Birinci kesim Quakers denilen beyazlardan oluşan ve köleliğe dini sebeplerle karşı çıkan beyazlar ve kölelerden oluşan insanların oluşturduğu gruplar. Kuzey Amerika’da ortaya çıkan bu özgürlükçü akımlar birçok yerde birbirlerine yardım etmişler.

KÖLELİĞİN KALDIRILMASI AKIMI VE YERALTI TREN YOLLARI

Birinci grubun en önemli temsilcilerinden birisi aynı zamanda gazeteci olan Lloyd Garrison, Amerika tarihinin en radikal kölelik karşıtı aktivistidir. Çıkardığı The Liberator gazetesiyle köleliğe karşı yayımlara imza atan Garrison köleliğin kaldırılmasından sonra New York’a yerleşmiş ve orada hayatını kaybetmiştir. İki grubun en önemli temsilcilerinden biri de Harriet Tubman’dır. Tubman kendisi özgürlüğünü kazanmış bir köleydi ve ailesine özgürlüklerini kazandırmak için yer altı tren yolları denen sistemi kurdu. Tubman oluşturduğu sistemle Güney’den Kuzey’e yollar oluşturarak siyahi kölelere özgürlüklerini kazandırıyordu. Bu yolla 13’e yakın operasyon gerçekleştiren Tubman bu yolla 70’e yakın kişinin özgürlüğünü sağladı. 2019 yılında ‘’Harriet’’ adında Hollywood yapımı bir filmi çekilen Tubman hala siyahiler arasında kahraman olarak anılır.

İÇ SAVAŞ VE AZATLIK 1861

1861’in baharında güney eyaletlerinde yer alan 11 eyalet birlikten ayrılarak müttefik eyaletleri adı altında yeni bir birlik oluşturdular. Bu ayrılığın en temel sebebi Kuzey eyaletlerinin köleliğe karşı çıkarak kendilerinin ekonomik sistemlerini bozduklarını düşünmeleriydi. Abraham Lincoln’un başkanlığı sırasında başlayan iç savaş Lincoln’un kölelik karşıtı duruşuyla Kuzey’in lehine doğru gelişti. 1863’ün ocak ayında Lincoln başkanlık kararnamesi yayımlayarak her eyaletin köleleri koşulsuz serbest bırakmasını yasal mecburiyet haline getirdi. Lincoln’un bu kararıyla birlikte 186 bin siyahi askere kaydolarak Güney eyaletlerine karşı Kuzey eyaletlerinin yanında savaşa girdi. 1865 yılında iç savaşın bitmesiyle birlikte iç savaşta 620 bin kişi ölürken bunların 38 bini siyahilerden oluşuyordu. Amerika’nın o zamanki nüfusu ise 35 milyon civarındaydı.

KÖLELİK SONRASI AMERİKA

Kuzey eyaletlerden oluşan birliklerin savaşı kazanmasıyla birlikte 4 milyon siyahi özgürlüğüne kavuşurken savaş sonrası Anayasa’nın 13. Maddesi yazılarak köleliğin herhangi bir şekli Amerika’da yasaklanmış oldu. Anayasa’nın bu maddesine rağmen müttefiklerden oluşan Güney eyaletleri kısmi kölelik yasalarıyla gayri resmi köleliği devam ettirdiler. Abraham Lincoln’un aşırı bir güneyli tarafından öldürülmesi sonrası başkanlığa getirilen Andrew Johnson 1867’de anayasaya 14. Madde adı altında yeniden yapılanma yasasını getirdi. Bu yasayla beraber formal köleliği devam ettiren Güney eyaletlerinde sıkı yönetim ilan etti. Bu yasayla birlikte herkes yasalar karşısında eşit sayılıyorken, aynı yasayla birlikte bu 11 eyaletin Amerika Birleşik Devletleri’ne katılımlarının herkese oy hakkı vermelerine bağlıyordu. 1870 yılında anayasaya eklenen 15. Madde ile birlikte herkese eşit oy hakkı imkânı getirildi. Bu yasayla birlikte yasal haklar elde eden siyahiler Güney eyaletlerinde yerel hükümetlerde ve kongrede temsil imkanı sağlaması sonucunda Amerika’da KKK (Ku Klux Klan) gibi faşist örgütlenmeler ortaya çıkmaya başladı. Amerika tarihinin en faşist yapılanması olan bu gruplar modern Amerika tarihinin en karanlık sayfalarını oluşturur. Polislerden tutun da hakimlere, avukatlara kadar geniş bir yelpazede yandaş bulan bu gruplar bir çok savunmasız insanı öldürmüştür.

AYRI AMA EŞİT (1896)

Yeniden yapılanmanın tamamlanmasıyla birlikte faşist ve beyazların üstünlüğünü savunan (White supremacy) yapılanmaların gücü gittikçe arttı. Yeniden yapılanma sürecinde Kuzey’den Güney’e bir nevi nüfus mübadelesi yapılmıştı ve bunun en temel sebebi Güney eyaletlerinde yaşanan ırkçılığı minimize etmek için Kuzeyli demokratların kullanılmak istenmesiydi. Güneyliler bu Kuzeylilere dilenci (carpetbaggers) lakabını takmıştı. Zamanla bu insanların politik gücü kaybetmesiyle Güneyli eyaletlerde tekrar ayrımcı yasalar çıkmaya başladı. JimCrow yasaları olarak tarihe geçen bu yasalar siyahileri sosyal hayatta ayrımcılığa maruz bırakıyordu. 1885’de güney eyaletlerin çoğunda bu yasayla birlikte siyahiler ancak kendilerine ayrılan yollardan geçebilirken, eğitim almak isteyen siyahiler ancak kendilerine ayrılan okullara gidebiliyorlardı. 1900’lere gelindiğinde Amerika’da adeta iki çeşit sosyal yaşam vardı. Bütün sosyal hayat siyahlar ve beyazlar diye ayrılmıştı. Siyahiler toplu taşımalarda ancak kendilerine ayrılan koltuklara oturabilirken, kafelere, lokantalara, berberlere, tiyatrolara gidecekleri zaman ancak kendilerine ayrılan işletmelere gidebiliyorlardı. Amerikan yüksek mahkemesi 1896 yılında bir yasa çıkararak bu ayrımcılığı resmi hale getirdi. ‘’Ayrı ama eşit’’ olarak çevrilebilecek bu yasa 1954 yılına kadar yürürlükte kaldı.

1960 OTURMA EYLEMLERİ

1 Şubat 1960’da Greensboro, Kuzey Carolina’daki Ziraat ve Teknik Koleji’nden dört siyahi öğrenci Woolworth’ün yerel bir şubesinde öğle yemeğine oturdu ve kahve sipariş etti. Tezgahtar tarafından ‘’yalnızca beyaz’’ politikası nedeniyle hizmet reddedildi, öğrenciler ise kafe kapanana kadar bekletildiler ve ertesi gün diğer öğrencilerle birlikte döndüler. Medyas tarafından yoğun bir şekilde kapsanan Greensboro oturma grupları, genç siyahlar ve beyazlar tarafından kütüphanelerde, kumsallarda, plajlarda, oteller ve diğer kuruluşlarda devam ettirildi. Pek çok protestocu barışı ihlal etmek, düzensiz davranmak veya barışı bozmaktan tutuklanmış olsa da, eylemleri derhal etki yaptı ve Woolworth’ün – diğer kurumların yanı sıra – ayrımcı politikalarını değiştirmeye zorladı. Oturma hareketinin artan ivmesinden yararlanmak için Nisan 1960’ta Kuzey Carolina, Raleigh’de Barışçıl öğrenci Koordinasyon Komitesi (SNCC-StudentNonviolentCoordinationCommittee) kuruldu. Gelecek birkaç yıl boyunca SNCC, “Özgürlük Gezileri” adı verilen protestolar düzenledi. 1961’de Washington’da tarihi yürüyüş gibi organizasyonlar içinde bulundu. Üyeleri artan şiddete maruz kaldıkça SNCC daha militan hale geldi ve 1970’lerin başında dağıldı.

ROSA PARKS VE MONTGOMERY BOYKOTU

Amerika’nın ırkçılık tarihi anlatılınca şüphesiz ki RosaParks’ın otobüste oturan fotoğrafı baş köşeyi alır. 1 Aralık 1955’te RosaParks Alabama eyaletinin Montgomery şehrinde otobüsle yolculuk ederken şoför Parks’tan oturduğu koltuktan kalkmasını ve yerini beyaz adama vermesini ister. RosaParks isteği reddedince Polis tarafından şehir yönetmeliğinin ırk ayrımı bölümünü ihlal ettiği gerekçesiyle göz altına alınır. Bu yönetmeliğe göre otobüsün ön tarafı doluysa(ki ön tarafa beyazlar, arka tarafa ise siyahiler otururdu) ön tarafa en yakın yerdeki siyahiler koltuklarını beyazlara bırakmak zorundaydı. Göz altından dört gün sonra Montgomery gelişim birliği tarafından şehir genelinde otobüsleri boykot yoluna gittiler. Bu birliğin başını ise Martin Luther KingJr. Adında bir papaz çekiyordu. Bu boykot sırasında otobüsleri kullanan insanların %70’i siyahilerdi. Mrtin Luther King’in de aralarında olduğu 90 kişi iş yaşamını tehlikeye attıkları gerekçesiyle haklarında dava açıldı. Suçlu bulunan King ve arkadaşları protestoyu yaklaşık bir yıl sürdürünce şehrin otobüs şirketi ifl as etmemek için mücadele veriyordu. 13 Kasım 1956’da yüksek mahkeme yerel mahkemenin kararını bozarak otobüslerde uygulanan ırkçı yönetmeliğin anayasanın 14. Maddesine aykırı olduğu hükmüne vardı. Bu olaydan sonra RosaParks İnsan hakları hareketlerinin anası olarak anılır Amerika’da.

LİTTLEROCK NİNE (1957)

Amerika’nın ırkçılık tarihi anlatılırken siyahi bir genç kızın okula girmeye çalışırken beyaz öğrenciler tarafından protestosunu anlatır. Little Nine Rock(Dokuz Küçük Kaya) olarak anılan bu hareketin hikayesi ilginç ayrıntılar barındırmakta. 1954’te ‘’Ayrı ama Eşit’’ isimli yasa yüksek mahkeme tarafından Anayasa’nın 14. Maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle kaldırıldı. Güney’deki 11 eyalet bu yasalara uymamakta ayak diriyordu. Arkansas’ta vali OrvalFaubus 1956’da seçildikten sonra yasanın uygulamasına karşı çıkacağını beyan etmişti. Okullar açıldığında dokuz siyahi öğrenci yasanın uygulanmadığından emin olmak için okula gitmeye karar verdiler. Vali FaubusArkansas ulusal muhafızlarını okula göndererek öğrencilerin okula girmesine engel oldu. Olaylar televizyonlarda ve gazetelerde boy gösterince Başkan Dwight D. Eisenhower yaklaşık bin asker okula göndererek öğrencilerin okula girmesini sağladı. İşte o tarihi fotoğrafta yer alan öğrencinin ismi Elizabeth Eckford’da o sırada okula girmeye çalışırken verdi o pozu. Vali Faubus direncini sürdürerek 1958’de okulu tamamen kapatarak karara uymayacağını açıkladı. 1959’da federal mahkeme Vali’nin kararını bozarak okulu tekrar açtı ve dokuz öğrenci böylece okula devam edebildi.

EMMETTTİLL (1955)

Ağustos 1955’te EmmettTill isimli genç akrabalarını ziyaret için gittiği Missisipi eyaletinde iki kişi tarafından amcasının evinden çıkarıldıktan sonra kurşunlandıktan sonra nehre atıldı. Zanlılar daha sonra polis tarafından yakalandı ve yargılandı. İki kişi cinayeti itiraf ettiği halde tamamen beyaz erkekler tarafından oluşturulan jüri tarafından suçsuz bulundu ve serbest bırakıldılar. Olay sonrasında Amerika genelinde protestolar sahnelendi ve bu olay insan hakları hareketine bir başka boyut kazandırdı. 2005 yılında ‘’TheUntoldStory of Emmet Louis Till’’ adında bir film vizyona girip İMDB’de 7,6 gibi iyi bir puan almıştır.

ÖZGÜRLÜK YOLCULARI (1960)

1942’de James farmer tarafından kurulan CORE(Congress Of RacialEqualıty-Irkların Eşitliği Kongresi) siyahilerle beraber beyazların beraber yolculuk yaparak yüksek mahkemenin seyahatlerde ırk ayrımı kararını protesto ediyordu. 1961’de CORE yedi siyahi ve altı beyaz Amerikalıyı otobüsle Washingon’dan New Orleans’a gönderdi. Otobüs beyaz ırkçılar tarafından Alabama yakınlarında saldırıya uğradı ve bombalandı. Bu olay sonrasında Amerika’nın başsavcısı Rober F. Kennedy otoban polislerini bu otobüsleri koruması için genelge yayımladı. Dünya medyasında geniş yankı bulan bu olay sonrasında şehirler arası ticaret komitesi bir genelge yayımlayarak yolculuklarda herhangi bir ayrımcılığın uygulanmamasını, ırklarına ve ten renklerine bakılmaksızın herkesin özgürce seyahat edebileceğini dikte etti.

BİRMİNGHAM KİLİSESİNİN BOMBALANMASI (1963)

1963’ün eylül ayında Amerikalı beyaz faşistler siyahilerin yoğunlukla gittiği kiliseyi bombalayarak Martin Luther King’in 1963 Ağustos’unda düzenlediği Washington yürüyüşünü protesto etti. Bombalama olayında 4 genç siyahi kız hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralandı. Alabama eyaletinin Birmingham şehri KKK üyelerinin en fazla olduğu yerler arasındaydı ve Alabama valisi George Wallace KKK’nin ayrılıkçı ve faşist düşüncelerini paylaşan politik bir görüşe sahipti. Bu olayları müteakiben İnsan Hakları savunucusu Dr. Martin Luther King katıldığı bir gösteride göz altına alındı.

Kinggöz altındayken yazdığı mektubu uluslararası ve ulusal medyaya göndererek Polis şiddetinin vardığı noktayı göz önüne serip Amerika genelinde İnsan Hakları hareketlerinin daha da güç kazanmasına katkıda bulundu.

BENİM BİR HAYALİM VAR (1963)

Uluslararası politikayı takip edenler bu sloganı yakından tanır. Barack Obama 2008 yılındaki seçimlerde bu sloganı kullanmış ve seçimi kazanmıştı. Bu sloganı ilk kullanan kişi Dr. Martin Luther King idi. 28 Ağustos 1963’te 250,000 siyahi ve beyaz karışımı insanlar Washington’da bir araya gelerek Amerika’daki ırkçılığı protesto etmişti. Lincoln Memorial anıtının orada toplanan insanlara İnsan Hakları aktivistlerinden oluşan bir gurup konuşma yaptı. Konuşma yapanlardan bir tanesi de Dr. Martin Luther King’di. King konuşmasına ‘’Bir hayalim var’’ diyerek başladığı konuşmasında, Amerika’da uygulanan ırkçı yasaların ve adaletsizliğin bir gün bitmesini arzu ettiğini dile getirdi. Bu konuşma Amerikan tarihçileri tarafından Amerikan tarihinde yapılmış en iyi konuşma diye anılır.

MEDENİ HAKLAR YASASI (1964)

John F. Kennedy seçim çalışmalarına başladığında İnsan Haklarıyla ilgili geniş bir yasa tasarısı üzerinde çalıştığını duyurmuş ve Siyahilerin %70’nin oyunu alarak başkan seçilmişti. Kennedy Kasım 1963’te Teksas’ta öldürüldüğünde tam da bu yasanın hazırlanmasıyla meşguldü. Ondan sonra göreve gelen Lyndon Johnson bu yasanın çıkarılması için çok çaba saf etti ve yasa 1964’te kongreden geçti. Bu yasayla beraber federal hükümetlere ayrımcılıkla mücadelede geniş yetkiler tanıyordu. Yasayla beraber EEOC (Equal Employment Opportunity Commission Eşit İş Bulabilme Komisyonu) kurularak iş ve işçi bulmada herhangi bir ayrımcılığın yapılmamasının önüne geçti. Başkan Johnson yasayı 75 kalemle imzalayarak bu kalemlerden bir tanesini de Dr. King’e vererek onun insan hakları savaşını onurlandırdı.

IRKÇI SUÇLARA İLK CEZA (1964)

1964’ün yazında CORE hareketine bağlı üç genç Birmingham şehrinde bombalanan kiliseyi ziyaret ettikten sonra dönüş yolunda kayboldular. Bu üç gençten ikisi beyaz birisi siyah üç New Yorkluydu. FBI’nın uzun soruşturması sonunda kaybolanların cesetleri bir baraj yakınında 4 Ağustos tarihinde bulundu. Olaydan kısa süre sonra olayın zanlıları belirlendi; ama herhangi bir tutuklama yapılmadı. Adalet bakanlığı olaya el atarak olayla bağlantılı 19 kişinin tutuklanmasını sağladı. Bu 19 kişinin aşırı şağcı faşist grup olan KKK ile bağlantıları tespit edildi. İşin garip tarafı zanlılar arasında şehrin yerel polis şefi de vardı. Üç yıllık bir yargılama sonunda suçlular tamamen beyazlardan oluşan Jüri’nin karşısına çıkarıldı. Jüri 19 kişiden yedisini suçlu buldu ve bu yedi kişi işledikleri suçlar dolayısıyla 6 yıldan fazla olmayan cezalarla cezalandırıldılar. Bu belki de Amerika tarihinde ırkçılık dolayısıyla işlenen suçlarda ilk ceza niteliğini taşır. Kim bilir belki de ölen iki kişinin beyaz olması bu kararda etkili olmuştur.

OY VERME HAKKI YASASI (1965)

Selma yürüyüşünden sonra Başkan Lyndon Johnson kongreye çağrı yaparak Selma yürüyüşüne neden olan adaletsiz oy verme sisteminin değiştirilmesini istedi. Ağustos 1965’te kongrede kabul edilen mevzuatta herkesin eşit bir biçimde oy verme hakkının olduğunu, ten rengine, dini inancına bakılmaksızın herkesin eşit bir şekilde kayıt yaptırıp oy verme garantisini içeriyordu. Aslında bu yasal hak Amerikan Anayasa’sının 15. Maddesinde garanti altına alınıyordu; ama yerel hükümetler ve otoriteler çeşitli nedenlerle siyahilerin oy vermesini engelliyordu. Yerel hükümetler çeşitli engeller çıkarıyordu, bu engellere okur yazarlık gibi testler de dahildi. Yasaya eklenen bu mevzuatla birlikte bütün bu engellemeler ortadan kaldırılarak, siyahi insanların kongrede eşit bir şekilde temsillerinin önü açılmış oldu. 1960’da siyahilerin temsil oranı %5 iken, 1968’de %60’a çıkmış oldu.

MALCOLM X’İN ŞEHİT EDİLMESİ (1965)

Malcolm X 1952’de hapisten çıktığında hapse girmesine karıştığı bir soygun sebep olmuştu. Malcolm içerde adeta rehabilite olmuş ve NOI(Natin Of İslam- İslam Ulusu) hareketine katılmış ve hem içkiyi bırakmış, hem de kullandığı diğer uyuşturan maddeleri. Hapisten çıktıktan sonra hızlı bir İnsan Hakları Aktivisti olan Malcolm X bu konuda diğer bir ünlü lider olan Dr. Martin Luther King ile yarış halindeydi. Malcolm X şiddeti benimsemiyordu yani barışçıl hak arama yanlısıydı; ama herhangi bir şiddet eğilimi ortaya çıkması durumunda kendini savunmayı da hak olarak görüyordu. Bu konuda King ile ayrışıyorlardı. Malcolm X NOI’nin kurucusu olan Elijah Muhammed ile bazı konularda anlaşamıyordu ve 1964’te ondan ayrılarak kendi Cami’sini kurdu. Aynı yıl hacca gidip gelen Malcolm X ismini de Hajj Malik el-Shabazz diye değiştirerek NOI’nin yeni doktrinini duyurdu ve kuruluşun siyahilerin yaşadığı ırkçılık problemine daha çok el atması gerektiğini söyledi. 21 Şubat 1965’te Malcolm X New York’un Harlem şehrinde konuşma yaparken, üç NOI üyesi tarafından 15 kez kurşunlanarak şehit edildi. Onun ölümüyle birlikte düşüncelerini anlatan kitabı en çok satan kitaplar arasına girdi ve düşünceleri 1960 ve 70’lerde ‘’Black Power’’ isimli bir harekete dönüştü. Malcolm X 1952’de hapisten çıktığında hapse girmesine karıştığı bir soygun sebepolmuştu. Malcolm içerde adeta rehabilite olmuş ve NOI(Natin Of İslam- İslam Ulusu) hareketine katılmış ve hem içkiyi bırakmış, hem de kullandığı diğer uyuşturan maddeleri. Hapisten çıktıktan sonra hızlıbir İnsanHakları Aktivisti olan Malcolm Xbu konuda diğer bir ünlü lider olan Dr. Martin Luther King ile yarış halindeydi. Malcolm X şiddeti benimsemiyordu yani barışçıl hak arama yanlısıydı; ama herhangi bir şiddet eğilimi ortaya çıkması durumunda kendini savunmayı da hak olarak görüyordu. Bu konuda King ile ayrışıyorlardı. Malcolm X NOI’nin kurucusu olan Elijah Muhammed ile bazı konularda anlaşamıyordu ve 1964’te ondan ayrılarak kendi Cami’sini kurdu. Aynı yıl hacca gidip gelen Malcolm X ismini de Hajj Malik el-Shabazz diye değiştirerek NOI’nin yeni doktrinini duyurdu ve kuruluşun siyahilerin yaşadığı ırkçılık problemine daha çok el atması gerektiğini söyledi. 21 Şubat 1965’te Malcolm X New York’un Harlem şehrinde konuşma yaparken, üç NOI üyesi tarafından 15 kez kurşunlanarakşehit edildi. Onun ölümüyle birlikte düşüncelerini anlatan kitabı en çok satan kitaplar arasına girdi ve düşünceleri 1960 ve 70’lerde ‘’Black Power’’ isimli bir harekete dönüştü.

SELMA YÜRÜYÜŞÜ (1965)

1965 yılının ilk aylarında Dr. Martin Luther King siyahilerin oy için kayıt olabilmesi amacıyla Alabama eyaletinin Selma şehrine gitti. Alabama valisi George Wallace ve yerel polis şefl eri siyahilerin kayıt olmasını engelliyorlardı. Şubat ayına kadar siyahilerin sadece %2’si oy vermek için kaydolabilmişti. Şubat ayında Alabama eyalet polisi genç bir siyahiyi öldürünce DR. King eyalette bir protesto düzenlemeye karar verdi. 7 Mart’ta 600 kadar siyahi EdmundPettis köprüsüne geldiklerinde eyalet polisinin çok sert müdahalesiyle karşılaştılar. Polis göz yaşartıcı bomba ve coplarla kalabalığa orantısız bir güç kullandı. Olay televizyon ve gazetelerde haber olarak verilince Amerika genelinde büyük bir tepki çekti ve diğer insan hakları aktivistlerini de Selma’ya çekti. 9 Mart’ta bir kere daha denen barışçıl gösteriye polis bir kere daha aynı karşılığı verdi.

YÜRÜYÜŞ BARIŞÇIL BİR ŞEKİLDE YAPILDI

21 Mart’ta Amerikan yüksek mahkemesi yürüyüşün yapılabilmesi için yerel hükümete emir verdi ve yürüyüşün Selma’dan Montgomery’e yapılmasını kararlaştırdı. Federal hükümet Selma’ya Askeri birlikler göndererek yürüyüşün barışçıl bir şekilde yapılmasını sağladı. Yürüyüş iki bin kişi ile planlanmıştı; ama yürüyüş günü geldiğinde yaklaşık elli bin beyaz ve siyahlardan oluşan insanlar yürüyüşe iştirak etti. Bu başkaldırış Amerika’da insan hakları konusunda elde edilen bir başka başarıydı ve Hollywood 2014 yılında ‘’Selma’’ ismiyle bir filmini de yapmıştır.

MolcolmX’in “Beyaz ve siyah insan yoktur. İyiler ve kötüler vardır” sözü üzerine inşa ettiği insanoğlu’nun eşit yaratıldığına vurugu yapan özgürlük hareketiyle Amerika’da bir takım şeyler değişmek zorunda kaldı. Her ne kadar Beyaz adam siyahileri ikinci sınıf olarak görmeye devam etse de devlet nezdinde özgürlükler verilmeye başlandı. Irkçı kurumsallık zamanla siyahilere ekonomik kriterlere bağlı olarak kapital kimlikli özgürlükler tanımaya başladı. Ancak madalyonun arka yüzünde hep bir kin ve nefret duygusu vardı. Bütün zorluklara rağmen ölümü göze alarak mücadele yürüten MolcolmX’in yaktığı ateş Amerika kıtasını aydınlatmaya başlasa da iktidardaki yönetimin zihni tam olarak zifir karanlığından kurtulamadı.

SİYAH GÜCÜN YÜKSELİŞİ

Amerika’da İnsan Hakları Hareketleri ile kat edilen onca yola rağmen siyahiler Amerika’da örtülü bir şekilde ayrımcılığa uğruyordu. Siyahiler kolay kolay ev sahibi olamıyor, bankalarla sağlıklı bir ilişki geliştiremiyor ve kendi yoksul gettolarına hapsediliyordu. Hatta öyle bir durumdu ki siyahilerin yaşadığı neredeyse yoksulluğun bariyerleriyle çevrilmişlerdi. 2020 yılında vizyona giren ‘’The Banker’’ filmi tam da böyle hayatın gerçek öyküsünü anlatır. Eğer izlemek isterseniz o dönemlerin Amerika’sını daha iyi bir şekilde kavramış olursunuz. İşte 1960 ve 70’lerde buna tepki olarak doğdu ‘’Black Power- Siyah Güç’’ isimli hareket. Bu hareketin amacı siyahileri polis ve yerel güçlerin şiddetinden korumaktı. Siyah Güç hareketi daha sonra Marksist gruplar tarafından ele geçirildikten sonra, siyahların silahlanarak kendilerine karşı yapılan saldırıları kişisel koruma adı altında savunmayı salık vermeye başladı. Bu da kısa zamanda Polis ile bu grubun üyeleri arasında şiddetli çatışmalara sebebiyet verdi.

EŞİT EV EDİNME HAKKI (1968)

‘’TheFairHausingAct- Eşit Ev Edinme Hakkı Düzenlemesi’’ İnsan hakları hareketinin başardığı son düzenleme olarak tarihe geçer. Düzenlemenin ilk amacı aslında İnsan Hakları için mücadele edenlerin çalışma haklarını düzenleme amacı güderken, sonrasında siyahilerin adaletli bir şekilde ayrımcılığa uğramadan ev kiralama, ev alabilme ve bunun gibi konuları düzenledi. Siyah Güç hareketinin şiddete yönelik eylemleri Amerikan Senatosunun düzenlemeye ihtiyatlı yaklaşmasına sebebiyet veriyordu. Senatoda oylamanın yapıldığı Amerika’nın bir numaralı İnsan Hakları savunucusu Dr. Martin Luther KingMempis’te öldürülmesi senato üzerinde baskı oluşturdu ve Senato yasayı 10 Nisan 1968’de kabul etti. Yasanın geçmesiyle birlikte 1950’de kent merkezlerinde siyahilerin oranı 6,1 milyonken, 1980’lerde bu rakam 15,3 milyona çıktı. Bununla birlikte beyazlar siyahilerin şehre gelmesiyle beraber tersine göç yaptılar ve yanlarında iş imkanlarını da alarak kırsal bölgelere göç ettiler. Bununla birlikte eskiden kırsal alanda var olan işsizlik durumu bu sefer şehir merkezlerinde görülmeye başlandı.

DR. MARTİN LUTHER KİNG’İN ÖLDÜRÜLMESİ (1968)

4 Nisan 1968’de Nobel Barış ödüllü İnsan Hakları Aktivisti Dr. MLK Tenesi Eyaletinin Mepiskentinde  bir motelin balkonunda silahla vurularak öldürüldü. MLK bir insan hakları aktivisti olarak her zaman şiddete dayanmayan sivil itaatsizlik eylemleriyle siyahlar için eşit insan haklarını savunuyordu. Onun öldürülmesiyle birlikte Amerika genelinde siyahlar arasında büyük bir hoşnutsuzluk oluşturdu büyük bir grev, isyan ve yağmalamalara neden oldu. Bu isyanlar yüze yakın Amerika şehrinde haftalarca devam etti. Olay sonrasında yakalanan beyaz Amerikalı zanlı Earl Ray 99 yıl hapse mahkûm edildi. Yargılama olayının çok çabuk gerçekleşmesi beraberinde komplo teorilerini akla getirdi. Siyahiler arasında bunun arkasında devlet vardı; ama bu hiçbir zaman gün yüzüne çıkmadı. Amerika’da her yıl Ocak ayının 3. Pazartesisi MLK günü olarak kutlanır.

Bu MLK’nin doğum gününe atıf olarak kutlanır ve resmi bayramdır. MLK’nin doğumu 15 ocaktır.

SHİRLEY CHİSHOLM’UN BAŞKANLIK YARIŞI (1972)

1970’lerin ilk yarısında insan hakları açısından kısmi bir iyileşme yaşanırken, bu iyileşme bir başka akımı da güçlendirdi: National Black Feminist Organization- Ulusal Siyahi Feminist organizasyonu. Bu organizasyonun kurucusu olan Margaret Sloan, özgürlüğün sadece erkeklere değil, aynı zamanda kadınlar için de olması gerektiğini savunuyordu. 1973 yılında ABD senatosunda görev yapan ShirleyChisholm iki büyük parti içinde başkanlığa adaylığını koyan ilk kadın ve ilk siyahi oldu. Chisholm 1968’de kongrede temsil gücünü elde eden ilk siyahi kadındı. Amerika’da başkan olabilmek için her iki partiden birinin kongresinde oylamayı kazanmak gerekir. Chisholm 150 Demokrat partili’nin oyunu alarak Demokrat Parti’nin başkanlık adayı yarışını kaybetti. George McGovern’e karşı başkanlık adayı yarışını kaybeden Chisholm, siyahi olmasından ziyade kadın olmanın dezavantajlarını daha çok gördüğünü birçok kez dile getirmiştir. Daha halen ABD’de başkan olmuş bir kadın yoktur.

BARACK OBAMA ABD’NİN 44. BAŞKANI OLDU (2008)

20 Ocak 2009’da Barack Obama Amerika’nın ilk siyahi başkanı olarak başkanlık yemini etti. Harvard Hukuk mezunu olan Obama ilk politik hayatına 1996’da İllinois eyalet senatosuna seçilerek başladı. 2004’te Amerika Senatosu için adaylığını duyuran Obama bu seçimi kazanarak Amerikan senatosuna üçüncü siyahi oldu. Bundan sonra 2008’de Barack Obama Amerikan başkanlığına adaylığını açıklayarak Demokrat Parti’nin kongresinde seçimi kazanarak Demokrat Partinin başkan adayı olarak seçime katıldı. Obama bu seçimde ‘’YesWe Can- Evet yapabiliriz’’ diyerek katıldığı seçimi kazanarak Amerika’nın ilk siyahi başkanı oldu.

 

Kamu düzenini sağlamak için vergi ödeyenlerin paralarıyla maaş alan polisler maalesef kendilerini halktan daha üstün görmekle ve halka orantısız güç kullanmalarından kaynaklı eleştirilerin hedefinde. Yıllar içinde özellikle Amerika içinde yoğun tartışmaların hedefinde olan Polis teşkilatı bir türlü kendisini yenileyip içindeki bozuk elmaları seçip atamıyor. 1700’lerde ırkçı bir sebeple kurulan Polis teşkilatı bugün bile ırkçı bir tartışmanın göbeğinde.

SUÇ VE CEZA

Yıllar içinde yapılan çeşitli iyi niyetli reformlar bir türlü istenen sonucu vermiyor. 1975’ten günümüze Polis ölümlerinde %65’lik bir düşüş gözlemlenirken, Polis şiddetinde aynı oranda bir azalma maalesef gözlemlenmiyor. Bir araştırmaya göre 2013 ile 2019 yılları arasında Polis şiddeti kaynaklı 7,666 kişi yaşamını yitirirken siyahiler beyazlara oranla daha çok Polis şiddetine maruz kalıyor. Aynı raporda bu olaylara karışan Polislerin %99’u hiçbir ceza almadan olaydan sıyrılabiliyor. 1919

KIZIL YAZ

Amerika’nın toplamda 26 şehrinde meydana gelen isyanlarda toplamda 13 beyaz ve 23 siyahi hayatını kaybetti. İsyanların sebebi ise tamamen ekonomi kaynaklıydı. 1. Dünya savaşından dönen beyaz askerler güneyden göç eden siyahların kendi işlerini ellerinden aldığını far etti ve ırkçılık dozu yüksek rahatsızlıklar baş gösterdi. Aynı zamanda askerden dönen siyahiler de kendilerine yapılan ayrımcılığı görerek çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla haklarını arama yoluna gidiyorlardı. O zamanların Amerika’sında sosyal hayat ‘’Beyazlar’’ ve ‘’Siyahlar’’ diye ikiye ayrılıyordu. Bu kadar tansiyonun yüksek olduğu bir ortamda Eugene Williams isimli 17 yaşındaki bir siyahi yüzdüğü sırada beyazların tarafına yanlışlıkla geçince beyazlar kafasına taş atarak çocuğun boğulmasına sebebiyet verdi. Olay sonrası Polisin herhangi bir işlem yapmak istememesi üzerine Şikago’nun güneyinde siyahi ve beyaz çeteler birbiriyle çatışmaya başladı. Çatışmanın artması üzerine eyalet polisleri şehre gönderildi ve olaylar ancak ondan sonra kontrol altına alınabildi.

ELLPERSONS VE IRKÇILIĞIN ACIMASIZLIĞI

Amerika’da Polis şiddetinden kaynaklı en büyük protestolar özellikle Amerika’nın güney eyaletlerini kapsayan eski konfederasyon eyaletleri diyebileceğimiz 11 eyalette daha çok görülmüştür. Bu eyaletlerde uygulanan JimCrow yasaları siyahilerin hayatını adeta içinden çıkılmaz bir duruma sokuyordu. 1865’te köleliğin kaldırılması sonrası 1868’de Anayasa’nın 14. Maddesi kabul edilerek herkesin sosyal hayatta eşit olduğu kabul edildi. Güneyli eski 11 Konfederasyon eyaletleri bu yasayı kabul etmekle birlikte yasayı farklı bir şekilde uyguluyorlardı. Sosyal hayat adeta siyahlar ve beyazlar diye ikiye ayrılmıştı. Polislerin uyguladığı şiddet cezasız kalmış ve oy hakkı elinden alınan siyahiler adalet sistemine etki edemiyorlardı. Bunun en acıklı örneği EllPersons isimli bir siyahinin bir kalabalık tarafından linç edilmesidir. 22 mayıs 1917’de 15 yaşındaki bir beyaz kıza tecavüz suçlamasıyla göz altına alınan Persons, kalabalık tarafından polisten alınarak üstüne benzin döküp canlı canlı yakıldı. Yakıldıktan sonra kafası orada müdahale etmeye çalışan bir grup siyahiye atıldı. Olay hakkında kimse ne bir soruşturmaya takıldı ne de kimse ceza aldı. Gazeteler linçi bir karnavala benzetirken linç yerinde insanlara yiyecek ve içecek bile dağıtıldı. Daha sonraları bir insan hakları hareketi olan NAACP’nin oluşumuna katkı veren bu olay yapılan tahkikat sonucunda Persons’un suçlu olduğuna dair hiçbir veri bulunamamıştır.

1921 TULSA OKLAHOMA

Tulsa şehrinin Greenwood bölgesinde ekonomik olarak iyi durumda olan siyahilerin yaşadığı bir yerdi. Beyaz bir kadın kendisinin kolunun bir siyahi tarafından asansörde çekiştirdiği yönünde şikayet etmesi üzerine DickRowland polis tarafından göz altına alındı. Bunu duyan silahlı beyazlar adliyenin önüne gelerek zanlının kendilerine verilmesini istedi. Bunu duyan siyahlar da ellerine silahlarını alarak zanlıyı korumaya adliyeye gittiler. Her iki taraf arasında silahlı çatışma yaşanırken, 1,250’ye yakın ev ve işyeri yakılarak yok edildi. Eyalet polisleri göreve çağrıldı ve toplamda altı bin siyahi gözaltına alındı. Olay sırasında Oklahama eyaleti 23 siyahi ve 15 beyaz öldü diye rapor yazarken, 2000 yılında Tulsa isyan komitesi isyanda yaklaşık 300 kişinin öldüğünü bildirdi.

1965 WATTS EYLEMLER

Watts, Los Angeles şehrinde çoğunlukla siyahilerin yaşadığı bir şehir. 21 Yaşındaki MarquetteFrye beyaz bir polis tarafından göz altınaalınıca Los Angeles ve Watts genelinde zaten var olan huzursuzluk bir anda isyan olarak patlak verdi. Siyahiler karakol çevresinde toplanarak göz altına alınan gence destek olmak amacıyla toplanıp gösteri yapmak istediler. Gösteriler sırasında Frye’nin annesi ve kardeşi de göz altına alınınca gösteri bir anda isyana dönüştü. İsyanlara yaklaşık otuz bin insan katılırken, eyalet bin altı yüz polise ek olarak dört bin ulusal muhafızı da şehir geneline konuşlandırdı. 11 Ağustos ile 17 Ağustos arasında çıkan isyanda otuz bin kişi hem polisle ve ulusal muhafızlarla çatışırken, bir yandan da beyazların evlerine ve işyerlerine saldırıyordu. İsyan bittiğinde ardında yaklaşık oyuz dört ölü ve dört bin tutuklama bıraktı. Baltimore’da eylemlerin başlangıç tarihi 5 Nisan olarak kayıtlara geçti. Bu şehirde eylemler 14 Nisan’a kadar sürerken eyalet yönetimi ulusal muhafızları göreve etti. İsyan bittiğinde yedi kişi yaşamını kaybederken yedi yüz kişi de yaralandı ve dört bin beş yüz kişi tutuklandı.

Chicago’da eylemler şehrin batı bölümünde yoğunlaşırken, yaşanan şiddet olaylarında dükkanlar yağmalanırken evler yakılıp yıkıldı. Eyalet kendi imkanlarıyla isyanı bastıramayınca, eyalet genelinde on bin beş yüz polisin yanı sıra altı bin yedi yüz ulusal muhafız ve yaklaşık beş bin eyalet polisi göreve çağrıldı. İsyan sona erdiğinde on bir kişi yaşamını yitirirken iki bin beş yüz kişi göz altına alındı.

1967 NEWARK EYLEMLERİ

12 Temmuz tarihinde siyahi bir taksi sürücüsü Polis arabasını dikkatsiz bir şekilde solladığı gerekçesiyle göz altına alındı. Göz altına alınırken Polis şiddetine maruz kalan siyahi adamı, kafa ve gözü patlak bir şekilde polis arabasından sürüklendiğini görenler, civarlardaki insan hakları savunucularını haberdar ettiler. Olay yerine gelen insan hakları savunucuları şoförü görmek istediklerini ve teslim alıp hastaneye götürmek istediklerini karakol yetkililerine bildirdi. Bu talep yetkililer tarafından reddedilince protestolar baş gösterdi. Barışçıl bir şekilde başlayan protestolar, yerini isyana bıraktı ve New Jersey eyaletinin en büyük maddi zararlı isyanına dönüştü. İsyanı bastıramayan eyalet yetkilileri ulusal muhafızları göreve çağırarak isyanı bastırmaya çalıştı. Ulusal muhafızların gelmesi sonrası bile isyan üç gece daha devam etti. İsyan bittiğinde geriye yirmi altı ölü, bin beş yüz göz altı ve on milyon dolarlık bir maddi hasar kaldı.

1968 MLK’NİN ÖLDÜRÜLMESİ

Amerika tarihinin en büyük insan hakları savunucusu olarak kabul edilen, Nobel Barış Ödüllü MLK 5 Nisan 1968’de suikasta uğradı ve yaşamını yitirdi. Bu suikast sonra Amerika tarihinin en büyük isyanı baş gösterdi. Amerika genelinde 125 şehir genelinde baş gösteren barışçıl gösteriler yerini en çatışmalı isyana bıraktı. İsyan üç büyük şehirde yoğunlaştı, bunlar ABD’nin başkenti Washington, Baltimore ve Chicago şehirleriydi. Washington’daki eylemlere yirmi bin kişi katılırken eyalet yönetimi isyana dönen gösterileri bastırmak için ulusal muhafızları görevlendirdi. İsyanlar beyaz sarayın iki sokak yakınına kadar ilerlerken, 12 kişi yaşamını yitirdi. Başkentte bin iki yüz iş yeri ve ev talan edilirken başkent yaklaşık yirmi yedi milyon zarara uğradı.

ABD’nin göbeğinde gündüz gözüyle bir polis memuru tarafından hunharca nefessiz bırakılarak öldürülen George Floyd’un yaşadıkları aslında sömürüye dayalı Batı medeniyetinin ruh dünyasını temsil ediyor. Irkçı şiddetin her geçen gün kan döktüğü ülkede yaşanan bu olaylar Batı’nın süper gücü ABD dahil bütün Avrupa ülkelerinin temellerindeki insanlık dışı nefret ve şiddeti gözler önüne seriyor. Üzerinden 400 yıl geçmesine rağmen ABD’de değişmeyen tek gerçek ırkçı ayrımcılık ve şiddetin vesikası son birkaç olayı daha hatırlamakta fayda var.

CROWNHİGHTS İSYANLARI

21 Ağustos 1991 yılında Brooklyn’inCrownHights bölgesinde yaşanan bir olay üç gün süren büyük bir isyana sahne oldu. Bu bölgede ağırlıkla Hasidik Yahudileri ile siyahiler yaşıyordu. YosefLifsh isimli bir Yahudi bir arabaya çarptıktan sonra yol kenarında iki siyahi çocuğa çarptıktan sonra durabildi. Olay sonrasında olay yerine toplanan siyahiler kazayı yapan yahudiye ve diğer yerleşimcilere saldırmaya başladı. Olay yerine bir şehir ambulansı ve Hasidiklere hizmet ambulans şirketi geldi ve yaralıları hastaneye kaldırdı. Arabanın çarptığı siyahi çocuk hayatını kaybetti.Hasidikler tarafından işletilen ambulans şirketi sadece hasidikleri alıp hastaneye gidince siyahlar arasında kendilerine negatif ayrımcılık yaptıklarını iddia ederek polis merkezine, hastaneye ve hasidiklere ait yerleşim yerlerine ve işyerlerine saldırdılar. Üç gün süren isyan sonunda yüz elli polis memuru ve kırk civarında sivil hastanelik oldu.

ERİC GARNER-NEFES ALAMIYORUM (2014)

2014 yılında bir başka polis şiddeti kendini New York Eyaletinde gösterdi. Daniel Pantello isimli bir polis memuru EricGarner isimli siyahi bir sokak satıcısını göz altına aldığı sırada nefessiz bırakarak öldürdü. EricGarner ailesini geçindirmek için yol kenarında kendi çapında sigara satıyordu 1980’den beri. NYPD(New York Polis Departmanı) 1980’den 2014’e kadar EricGarner’ı otuzdan fazla gözaltına almış; ama suçlamalar ağır olmadığı için her defasında serbest bırakılmıştı. Bu sefer Polis memuru EricGarner’ın boğazını sıkarak nefessiz kalmasına sebep olmuş, olay sırasında Ericgarner ‘’ I can’tbreathe-nefes alamıyorum’’ demesine rağmen polis memuru boğazını sıkmaya devam etmiş ve Garner’ı boğarak öldürmüştü. Olay’ın görüntüleri sosyal medyada yayılınca Amerika genelinde ‘’I can’tbreathe’’ protestolarına sebep olmuştu. Soruşturma sonrasında oluşturulan mahkemede jüri heyeti polis memurunu suçlu bulmadı ve EricGarner’in ailesine 5,9 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verdi. Jüri’nin bu kararı ve devam Ferguson protestoları birleşince Amerika genelinde büyük bir protesto dalgası başladı. Yer yer barışçıl protestolar olsa da, bazı yerlerde protestolar yağmalama olaylarına dönüşmekte geç kalmadı.

RODNEYKİNG İSYANLARI (1992)

3 Mart 1991 Yılında RodneyKing dikkatsiz araba kullandığı gerekçesiyle eyalet polisi tarafından durduruldu. Olay sırasında George Holliday evinin balkonunda olan biteni kameraya çekiyordu. Kameraya çekilen görüntülerde olay yerinde bulunan dört polis memurunun King’i darp ettikleri görülüyordu. Kamera görüntüleri ilk önce Amerika’da, sonra da dünyanın geri kalanında televizyonlarda defalarca gösterildi. Kamera kayıtları sonrası polis memurları LaurancePowell, Theodore Briseno, TimothyWind ve StaceyKoon hakkında işlem yapıldı. Juri sadece bir polis memurunu suçlu bulunca Los Angeles ve çevresinde isyanlar baş gösterdi. Altı gün süren isyanlar sonunda elli kişi yaşamını yitirirken, binlerce kişi tutuklandı ve milyarlarca dolar maddi zarar meydana geldi. Hastaneden çıkan King kameralara göstericilerin artık isyanları bitirmesi gerektiğini söyledi. Los Angeles şehri hakkında açılan dava sonrasında RodneyKing’e 3,8 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verildi.

FERGUSON OLAYLARI (2014)

9 Ağustos 2014 tarihinde Darren Wilson isimli polis memuru silahsız Michael Brown isimli siyahi genci vurarak öldürdü. Olayın ayrıntıları bütün kamuoyunda açıklıkla tartışılıyordu. Polis memuru verdiği ifadede siyahi gencin çıkan tartışma sırasında vurduğunu söyledi. Olay yerinde Michael Brown’ın arkadaşı da vardı. Brown’un arkadaşı polis memurunun ifadesini yalanlayarak Brown’un vurulduğu sırada ellerinin başında olduğunu söyledi. Olayın ertesi akşamı olay yerine gelen kalabalık protestolara başladı. Protestoların başlaması üzerine olay yerine tam teçhizatlı polis birlikleri yönlendirildi ve iki grup arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Telefon kameralarıyla çekilen şiddet görüntüleri sosyal medyada yayınlanınca Amerika genelinde insanlarda tepkiye neden oldu. 24 Kasım’da davayı değerlendiren jüri üyeleri Polis memurunu suçlu bulmayınca özellikle Chicago, Los Angeles, New York, Boston’da isyanlar baş gösterdi. Protestolar özellikle Ferguson’da yoğunlaştı. Protestoların çoğunluğu barışçıl bir şekilde ilerlerken, bazı yerlerde şiddet olaylarında polis arabaları yakılmaya başlandı. Bu olay sonrasında BLM(Black LivesMatter-Siyahların hayatı önemlidir) isimli sivil toplum hareketi kuruldu.