Muhammed Şimşek/Analiz
Dışarıdan bakıldığında Ermenistan’da yaşanan sadece bir demokrasi sancısı gibi görünse de meselenin arka planında başka etkenlerin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Zira bu etkenlerin birazını Rusya’nın gölgesinden çıkma çabası birazını ise bir dönemin Batı bloğunun bölgedeki etkinlik arayışları oluşturuyor.
Ülkede tam 20 yıl boyunca siyasetini sağlama alma çabasındaki Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik halkı sokaklara taşıran muhalefet dalgası en nihayetinde bir azınlık partisinin lideri pozisyonundaki Paşinyan’ı başbakanlık koltuğuna taşıdı. Günlerce süren protestolarda sokağın ve meydanların dilinde ise köklü reform talepleri vardı. Ayrıca sokaklardaki kızgın halk kalabalıkları bu taleplerin önünde bir engel olarak gördükleri Serj Sarkisyan’ın da ülkede izlediği siyaseti bırakarak başbakanlık koltuğundan çekilmesini istiyordu.
İLK PROTESTOLAR NASIL BAŞLADI?
Çok önceden bu yana ülkede halkın sabrın tükendiği izlenimi verirken protestolar ilk olarak 13 Nisan’da patlak verdi. Protestoların başını ise herkesin malumu olduğu üzere Ermenistan’daki muhalif “Sivil Sözleşme” partisinin başkanı milletvekili Nikol Paşinyan çekti. Eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Başbakan adaylığına karşı çıkan kalabalıklar, “Benim adımım” ve “Serj’i reddet” sloganlarıyla cadde ve sokaklara taştı.
3 gün sonra çıkan çatışmalarda 46 kişi yaralandı. Ardından 17 Nisan’da Ermenistan meclisinde yapılan açık oylamada 77 olumlu, 17 olumsuz oyla eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, yeniden Ermenistan Başbakanlığı koltuğuna oturdu.
Olayları asıl ateşleyen hadise ise 22 Nisan’da yaşandı. Müzakere yoluyla çözüm bulunması amacıyla kameralar önünde bir araya gelen Serj Sarkisyan-Nikol Paşinyan görüşmesi sadece 170 saniye sürdü. Görüşme sonrası protestoları yöneten Nikol Paşinyan ile birlikte iki diğer milletvekili gözaltına alındı. Gözaltılar bu kadarla sınırlı kalmadı elbette. Aynı gün rekor seviyede gözaltılarla toplam 251 kişi polis karakollarına sevk edildi.
SARKİSYAN’IN İSTİFASI
Ülkede gerilimi tırmandıran bu olayların ardından Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, başbakanlık makamında sadece 7 gün görev yapabildi ve 23 Nisan’da istifa etmek zorunda kaldı. Fakat bu istifa da protestocuları teskin etmedi. Yeniden sokaklara dökülen protestocuların yeni talebi Başbakan vekili Karen Karapetyan’ın ve iktidardaki Cumhuriyetçi Parti’nin de aynı şekilde istifa etmesiydi. Bunun için Gümrü’deki birçok okul, üniversite ve liselerde dersler boykot edildi. 25 Nisan’da protestoya katılan öğrenciler, “Nikol, Başbakan!”, “ECP’ye hayır!” diye sloganları ile siyasi krizde tarafını seçti.
KRİZİN PERDE GERİSİNDEKİ GÜÇLER
Ülkede yaşanan siyasi kriz aslında iki cepheyi yakından ilgilendiriyor. Bunlardan birincisi Ermenistan’da büyük bir askeri üsse sahip olan Rusya, diğeri ise her alanda Rusya’yı kendine rakip gören Batı bloğu… Ancak burada şunun altını çizmekte fayda var. Ermenistan’ın ekonomisi ve güvenliği, ülkedeki ana enerji tesislerinin sahibi ve aynı zamanda en büyük ticaret ortağı konumundaki Rusya’ya bağımlı durumda… Bu yönüyle ülkenin rotasını iç faktörler kadar dış faktörler de belirliyor. Dolayısıyla son 20 yıllık iktidarın sahibi Cumhuriyetçi Parti’nin arkasında Rusya gibi bir güç olduğunu söylemek güç değil. Fakat buna karşılık muhaliflerin de Batı tarafından desteklendiği de biliniyor. Buradan bakıldığında bazı analistler Skripal krizi, ekonomik yaptırımlar ve Ermenistan’da ortaya çıkan iç karışıklıklar Putin cephesinin acı kayıpları olarak değerlendiriliyor.
PUTİN YAKINDAN TAKİP ETTİ
Ukrayna’dan sonra Rusya’nın sürekli olarak etkin olmaya çalıştığı bir alan olan Ermenistan Putin için kritik bir öneme sahip. Bu sebeple ülkedeki protestoların hedefinde sadece Sarkisyan değil arka planda onun stratejik ortağı olan Putin vardı denebilir.
Öyle ki gelişmeleri yakından takip etmekle yetinmeyen Putin, süreç içinde Sarkisyan’la telefonda bir görüşmüş ve görüşmenin detayları “Ermenistan’daki mevcut durum tartışıldı. Vladimir Putin ve Armen Sarkisyan, iç krizi mümkün olan en kısa zamanda ortadan kaldırmak için, bu ülkedeki tüm siyasi güçlerin anayasa çerçevesi içinde sıkı bir şekilde yapıcı diyalog yoluyla mevcut sorunları çözme kararlılığını ve sorumluluğunu göstermelerinin önemli olduğunu vurguladı.” şeklindeki ifadelerler Kremlin resmi internet sitesinde açıklanmıştı.
SÜRECİN KAYBEDENİ RUSYA MI?
Aradaki ilişkileri daha iyi anlamak için biraz daha gerilere gitmek gerekiyor. Zira Rusya ülkedeki protestolara ilk kez muhatap olmadı. Neticede Sarkisyan da Rus enerji şirketlerinin sebep olduğu zamlar sebebiyle çıkan sokak olaylarına önderlik etmesi sonucu iş başına geldi. 10 kişinin öldüğü olaylarda yaşananların “Batının komplosu” olarak tanımlansa da gerilimi tırmandıran asıl sebep ekonomi olarak ortada duruyordu. Çünkü ülkede elektriğe yapılan zamları protesto eden öfkeli kalabalıklar bütün siyasi liderlik tekliflerini reddederek hükümetin yapılan zammın halka inmeyeceği yönünde verdiği söz üzerine geri adım attı.
Protestolar dinse de içten içe gerilime yol açan bu gibi durumlar halk arasındaki öfkeyi hiçbir şekilde ortadan kaldırmadı. Böyle bir ortamda Sarkisyan’ın Azerbaycan’a sattığı gelişmiş silahlar halk arasında tepkilere yol açtı. Bunun peşi sıra Dağlık Karabağ savaşı ve silahlı isyan hareketleri ülkede Sarkisyan aleyhtarlığını tırmandırdı. Bütün bunların üzerine bir de Sarkisyan yeniden Başbakanlığa aday olunca gerilim zirve yaptı.
Hal böyleyken bölgede Batı paranoyası yaşayan Rusya’nın bu endişeleri de yersiz değil. Çünkü Batı bloku ülkelerinin Ukrayna’nın ardından Ermenistan’ı kendi eksenine kaydırma çabasının Rusya’nın iyice içine kapanmasına sebep olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu da Batı’dan sonra Kafkasya ile birlikte üst üste etki alanını yitirmek Rusya’yı daha da saldırganlaştırıyor.
Paşinyan’ı başbakanlık koltuğuna taşıyan süreçten önce Sarkisyan kendine yönelik tepkileri AB ile müzakereye yanaşarak durdurmaya çalıştı. Üstelik Rusya da her krizde Batı kartını kullanan Sarkisyan’a geçici bir süreyle destek verdi. Son tahlilde Rusya Sarkisyan ve hükümetinin tasfiyesi ile Rusya kaybetmiş görünüyor. Tehditler karşısında ne kadar hızlı cevap verebileceği bilinen Putin’in bundan sonra Ermenistan’da hangi adımları atacağı merak konusu.





