Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Toplum olarak nereye gidiyoruz?

Toplum olarak son dönemlerde yaşadığımız olaylar sosyal hayatımızda derin yaralar açmakta. Din, dil, ırk hatta ideolojik farklılık, hiçbir insanın baskı ve şiddet görmesi için bir sebep olmamalıdır.

Toplum olarak nereye gidiyoruz?

Sosyal Medya Uzmanı Deniz Unay/Görüş

Bir insanın inancı gereği yerine getirdiği bir hakkından dolayı herhangi bir sözlü veya fiili bir saldırıya uğraması toplum olarak hâlâ bazı olaylarda tavrımızı ortaya koyamadığımızı gösteriyor. Burada yaşanan olaylar karşısında toplum olarak anlık farkındalığımızın gelişmediği görülüyor.

Anlık farkındalık olarak bahsettiğimiz şey en basit haliyle; Olaylara karşı aldığımız tutumdur. Daha önce, şortlu kız, Emine Bulut olaylarında olduğu gibi bu olayda da sadece izleyici kaldık. Anlık olarak bu olaylarda müdahale edebilsek birçok problem daha başlangıçta çözülecek fakat izleyici olarak kalmak bırakın problem çözmeyi daha da karmaşık hale getiriyor.

HUZUR VE GÜVENİ BOZMAK İSTİYORLAR

Sokakta ki huzur ve güven risk altına girdi. Aslında yaşanan her olay, bir sonraki olaya ışık tutmalı ve toplum olarak ders çıkartmamız gerekiyor. Fakat olaylar bizleri daha karamsar hale getirdiği gibi, sokaklarda insanlar “Olay olduğunda kimse yardım etmiyor” düşüncesiyle psikolojik olarak etkilenerek rahat dolaşamaz hale geldiler. Burada toplum olarak yıprandık, “Bize kim sahip çakacak, kim destek verecek” diyorlar. Nereye gidiyoruz?

STK’LAR TOPLUM İÇİN Mİ YOKSA İDEOLOJİK Mİ!

Toplum için yarar gütmek maksadıyla kurulan bazı kurumların sessizliği işi farklı boyutlara taşıyor.

Olaylara karşı tutumu farklılık gösteren bazı STK’ların yaptıkları karşısında şu soru aklımıza geliyor: “Bu STK’lar, toplum için mi? Yoksa ideolojik mi?” Bu soruların cevabı açık ve net ortada. Yaşanan olaylara bakınca bir taraf için olmadık şeyler yapıp, devlet, hükümet hatta insanların değerlerine hakarete varan söylemleri dile getirmek, diğer taraftan farklı düşünen diğerleri için hiç kılını kıpırdatmayan hatta pişkinlik derecesinde hareket edip, “Neden sessiziniz?” Sorusuna “Ama o bir şizofren” diye cevap veriyorlar.

CANI YANAN İNSAN

Unutmamız gereken, ölen veya canı yana bir insan. Evet herhangi bir olay sonucu ölen ya da canı yanan bir insan, suçu işleyen şizofren dahi olsa ortada var olan bir vaka vardır. Burada kişinin şizofren olması hafifletici neden değildir çünkü; suç ortadadır. Burada hukuki bir durumun olduğunu göz ardı etmek yaşanan olayı bazı sebeplere bağlamak aymazlıktır. Olay bir inanca ve onun bir ferdi olan, inancı gereği örtünen bir kadına yapılınca basit bir vaka, diğer tarafta bir akıl hastası dahi olsa giyim tarzından ya da yaşayış tarzı yüzünden asla hak etmeyeceği bir eylem sonrası insanın en büyük değeri olan inancı üzerinden bir topluluğa saldırılması, özün tükendiği ideolojik olarak hareket edilen asla kabullenilmeyecek bir tutumdur.

Toplumu dizayn etmek üzerine bir algının ortasındayız. Değerlere yapılacak saldırıları normal gibi gösterip yapanı hasta olarak deklare edip, “üzerinde durulmayacak konu” süsü veriliyor.

Sosyal medyadaki sessizlik
Hemen hemen her olaya tepki konusunda ayağa kalktığımız mecralardan biri olan sosyal medya, yaşanan bu olay karşısında ne kadar sessiz kaldığını gördük. Başörtülü kadına yapılan saldırı karşısındaki sessizlik ve tepkisizlik çok düşündürücü. Birkaç cılız paylaşım dışında gerektiği kadar ilgi görmeyen bu olay bize bir kez daha insanların “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklinde hareket ettiğini, kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen konulara basit ve normal yani sıradanmış gibi davrandığı görüldü. Aslında birçok olayda toplum duyar kasarken, tamamen ideolojik olan bu olayda sessizliği tercih etmesi algının hangi yönde ve ne şekilde kullanıldığını ortaya koymada bir etkendir.

ALGILARA YENİK DÜŞÜYORUZ

Televizyon ve internet üzerinden topluma direk algı yapılıyor. Bakınız insanların fikirlerini öyle bir defada değiştirmek olanaksızdır ama bu fikirleri değişik şekilde sürekli göz önünde tutarsanız bir süre sonra toplum olarak kabul görmeyen fikir ya da düşünce normalleşir. İşte tehlike burada başlar, toplumun değerlerine ters olan birçok şey eğer normalleşmişse artık daha önce görünmemiş birçok olayı görmek sıradan hale gelir. Biz toplum olarak yardım sever, inancı ne olursa olsun bağrına basan, kimseye giyimi, kuşamı veya yaşayış tarzından dolayı müdahale etmeyen olduğu gibi kabullen bir toplumuz. Bu mantıkla yüzyıllarca her kıtadan, her dil ve dinden insanın sevdiği ve umudu olmuş bir milletiz. Amaç, bu hoşgörü iklimini yerle bir etmek, biliyorlar ki bizler bu düşünceden uzaklaşırsak birbirimizden uzaklaşırız, birbirimizden uzaklaşırken de parçalanır ve bölünürüz. İşte o zaman yıllardır uğraştıkları Türkiye’yi bölme eylemleri kısa sürede gerçekleşir. Bu yüzden toplum içinde vuku bulan olaylara karşı tavrımız net bir şekilde ortaya koyup, provokatif insanlara prim vermemeliyiz. Bizler farklılıklarımızla bir arada olan ve yaşayan aynı zamanda yaşatan bir milletiz.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri