Son Dakika

17 Ağustos 1999 depremi | Görülmemiş travma, görülmemiş acziyet

Türkiye 17 Ağustos 1999 günü tarihte eşine az rastlanır bir felaketle karşı karşıya kaldı. İşte, 17 Ağustos 1999 depreminde yaşananlar…

Marmara’yı beşik gibi sallayan 17 Ağustos 1999 depreminde 17 bin 840 can verdi, 23 bin 781 kişi de yaralandı. Üzerinden yıllar geçen, ancak acısı dinmeyen o felakete devletin acziyeti damga vurdu.

16 Ağustos 1999’u 17 Ağustos 1999’a bağlayan pazartesi gecesi, önce korkutucu bir gürültü ardından da şiddetli bir depremle sarsıldı. Türkiye’nin kuzey batısında, yani Marmara bölgesinde baştan sona kendini hissettiren deprem, ardında derin bir sessizlik bıraktı. 

Sokaklar doldu taştı

45 saniyelik kabus bir anda olup bitiverdi ve geride elektrik-haberleşme ağı çökmüş bir metropol ile yerle bir olmuş bir şehir kaldı. Sokaklar, apar topar evinden dışarı çıkanlarla doldu taştı. Milyonlar şoka girmiş vaziyette olan bitene anlam vermeye çalışırken, devletin kurumu Anadolu ajansı Salı sabahı depremden tam 3 saat 50 dakika sonra 3 satırlık bültende ölü sayısını 3 olarak belirtiyordu.

Kandilli Rasathanesi de alelacele bir açıklama yayımlayarak, 17 Ağustos depreminin büyüklüğünü 6.7 olarak duyurdu. O gün milletin lügatına uzun yıllar gündemi meşgul eden ‘manyitüd’, ‘şiddet’ ve ‘büyüklük’ terimleri girdi. Çok geçmeden yabancı kaynakların Avrupalı kaynaklara dayandırdığı haberler doğrultusunda, depremin ‘büyüklüğü’ 7.4 olarak düzeltildi.

İngiliz Observer Gazetesi’nin ölü sayısını en az 30 bin olarak verdiği haber de ikinci bir düzeltmeyi zorunlu kıldı.

17 Ağustos günü 'operasyonel kabiliyet felç’

Hükümet ölü sayısında önce 15 bin, sonra da 18 bin olarak açıklama yaptı. Ancak ‘operasyonel kabiliyet felç’ olduğundan net bir rakam uzun yıllar verilemedi. Kamuoyu, bilançonun ağırlığını bakanlık tarafından 45 bin adet ‘ceset torbası’ sipariş edildiği ortaya çıkınca fark etti.

Afet bölgesinde insanların bir sola bir sağa koşturduğu, enkaz altından ‘imdat’ çığlıklarının geldiği anlarda gözler İstanbul ve Ankara’ya çevrildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den hiçbir açıklama gelmedi, zira kendisinin istirahat ettiği Etiler’deki evinde elektrikler kesilmiş ve irtibat kopmuştu. Başbakan Bülent Ecevit ise büyük felaketi küçük bir açıklamayla özetledi: “Milletimize geçmiş olsun”.

17 Ağustos'ta Kızılay'ın İstanbul ilçe şubeleri kapalıydı

Kamuoyunun en büyük umudu olan Kızılay’da tam bir kargaşa yaşanıyordu. O günlerin Kızılay Başkanı, eski CHP Milletvekili ve İnönü hükümetinin Sağlık Bakanı Kemal Demir, sık sık balolar verdiği Ankara Otel’in süitinde olan biteni televizyon kanallarından izliyordu. Aynı saatlerde vatandaşların, deprem bölgesine ulaştırılmak üzere eşya-gıda-temizlik maddesi gibi malzemeleri teslim etmek için kapısına dayandıkları İstanbul ilçe şubeleri kapalıydı. Afet noktasına yakın depolardaki manzara görenleri dehşete düşürdü. Birçoğu boş olan o depolarda, 17. yüzyıldan kalma ‘sahra çadırları’ bulunabildi. Kayıtlara ‘kayıp’ olarak geçen modern malzeme ve ekipmanlar ise ilerleyen yıllarda ‘Kızılay yolsuzluğu’ iddialarına konu olacaktı.

17 Ağustos 1999 Depreminde STK’lar seferber oldu

Kızılay ekiplerinin ulaşamadığı ve Başbakan Bülent Ecevit’in ‘irtibat sağlayamıyoruz’ dediği Gölcük ve Adapazarı bölgesine, STK’lar ve medya sahip çıktı. Tüm kanallar canlı yayın araçları ve ekipleriyle bölgeye çıkarma yaparak, yaşananları an be an dünyaya duyurdu. Ortak yayınlarla yardım kampanyaları düzenlenerek halkın yarasının sarılması hedeflendi. Toplumun hemen her kesiminden STK’lar ilaç, gıda, giyim malzemesi başta olmak üzere ihtiyaçların giderilmesi için seferber oldu.

Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nin 4 feribotu kiralanarak, afet bölgesine ‘yüzer-otel’ olarak gönderildi. Bu adım yeterli gelmeyince özel şirketlere bağlı çok sayıda feribot ile birlikte İzmir limanına demir atan 1500 yatak kapasiteli ‘’Mavi Marmara’’, bundan 11 yıl sonra Filistinli mazlumlara umut olma yolunda işgalci İsrail güçlerinin terörist saldırısına uğrayacaktı.

Valiliğin açtığı hesaba 3 milyar lira

Türkiye’nin kenetlendiği o günlerde Ermeni Patriği II’nci Mesrob, cemaatinin yerel gazeteleri aracılığıyla depremzedeler için yardım çağrısında bulundu. İstanbul Valiliği’nin açtığı hesaba 3 milyar lira yatırarak cemaatin yardım kampanyasına öncülük etti. Fener Rum Patriği Bartholomeos, felaketzedelere maddi ve manevi yardım yapılacağı, ayrıca yurtdışındaki Hıristiyan dini kuruluşlarından yardım sağlanması için girişimlerde bulunacağını söyledi. IMF’den alınan By-Pass kredilerle ayakta duran ülke ekonomisi, tüm uyarılara karşın fay hattının tam üzerine kurulmuş dev tesis İzmit TÜPRAŞ Rafinerisi’nin, içindeki 700 bin litre petrolle tutuşmasıyla birlikte çatırdamaya başladı. Üç ay vadeli bono ihalesinde getiri oranı yüzde 22.8’le rekor seviyeyi görürken, yıllık ortalama bileşik faiz yüzde 127.6’a fırladı. Devletin kasasındaki son birkaç milyon lira, faiz sarmalında erimeye başladı.

51 ülkeden yaklaşık 1700 kişi

Tüm dünyada yankı uyandıran felaket için pek çok ülke harekete geçti. Dışişleri Bakanlığı 51 ülkeden yaklaşık 1700 kişinin şu anda arama ve kurtarma çalışmalarına yardımcı olduğunu bildirdi.

Yurtdışından gelen yardımlar ulaştı

Rusya Kriz Bakan Yardımcısı Moskalets Aleksandr olmak üzere, 23 kişilik Rus ekibi, Ilyuşin-76 tipi yangın söndürmede kullanılan 3 uçakla Atatürk Havalimanı’na geldi.

Almanya Aerolloyd Havayolları ilk müdahalede kullanılan 20 tonluk tıbbi malzeme ile 3 doktoru öğle saatlerinde Türkiye’ye ulaştırdı.

İsrail afet bölgesinde sahra hastaneleri kurarak çok sayıda doktoru burada görevlendirdi.

Yunanistan, yaklaşık 12 ton insani yardım taşıyan C-130 tipi 2 nakliye uçağını da Türkiye’ye gönderdi. Atina ayrıca Türk makamlarına, 800 insanın yerleştirilebileceği 150 prefabrik ev göndermeye hazır olduğunu bildirdi.

İsveç kurtarma çalışmalarına yardımcı olmak üzere 73 kişilik bir yardım ekibini gönderdi. Ekip, Sakarya bölgesinde üslendi.

İngilizler, enkaz kaldırma arama ve kurtarma çalışmalarına katılmak üzere, aralarında 2 doktorun bulunduğu 13 kişilik ekip gönderdi. İngiliz ekip İzmit’teki çalışmalarda aktif rol aldı.

Fransa 3’ü doktor 25 kişilik uzman ekip gönderdi. Fransız ekipAvcılar’da ve Adapazarı’nda kurtarma ve tedavi çalışmalarına katıldı.

Amerika doktor, cerrah, hemşire ve asistanlardan oluşan 28 kişilik bir sağlık ekibiyle birlikte, 8 konteyner dolusu tıbbi malzeme, C-141 askeri nakliye uçağıyla gönderildi. Amerikalı sağlık ekibi, koordinasyon eksikliği nedeniyle uçaklarının inişinden yaklaşık 6 saat sonra İzmit’e hareket edebildi.

KAZAKİSTAN Kazak hükümeti tarafından gönderilen IL-76 TD uçağıyla 3’ü doktor olmak üzere 19 kişilik kurtarma ekibi, önceki sabaha karşı İstanbul’a geldi. Kurtarma ve acil tıbbi yardım için tüm teçhizat ve araçlarla donatılan ekibin 20 gün çalışacağı açıklandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Avustralya, Bangladeş, Malezya, Pakistan, Slovakya, Slovenya ve birçok Avrupa ve Arap ülkesi deprem içen çeşitli yardımlarda bulunup bölgeye ekip gönderdi.

Kabine üyelerine telsiz yoluyla ulaşmaya çalışan Başbakan Bülent Ecevit, süreci koordine etmekte zorlandığını belirterek basına “Ne normal telefon var, ne cep telefonları çalışıyor. Ancak telsizle haber ulaştırıyoruz. Süratle sahra hastanelerine ve aşevlerine ihtiyacımız var” demecini verdi.

“Millet enkazı ellemesin”

Enkazın altındaki yakınlarına çıplak elle, kazma kürekle ulaşmaya çalışan vatandaşa uyarıda bulunan Ecevit, “Bu işlemler için bilgi birikim gerekiyor. Ekiplerimizi yönlendiriyoruz” dedi. Söz konusu birimleri kurması ve çalışmaları yapması beklenen devlet kurumları, afet bölgesine ancak 3 gün sonra ulaşabildi.

“Bari darbeli matkap verin”

Başbakan Ecevit, afetin 3. gününde İzmit’in İstanbul çıkışında kameralar önüne geçecekken gözü yaşlı bir baba “Evladımın sesi geliyor. İş makinesinden geçtim, bir darbeli matkap verin” diye haykırdı. Kameraların yönünü değiştiren adam, başbakanlık koruma ekipleri tarafından bölgeden uzaklaştırıldı.

“Müteahhitlerimiz iyidir”

Brifing veren Başbakan, kamuoyunun ‘ceza’ talep ettiği müteahhitler için şu ifadeleri kullandı: “Elbette inşaatlarda birtakım yolsuzluklar yapıldığını biliyoruz; ancak bunun için tüm müteahhitlerimizi suçlamak doğru değil. Türk müteahhitleri dünyada ciddi, büyük ve başarılı işler yapıyor.”

“Bu abdestle çok namaz kılarız”

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü’nde İzmit Depremi’yle ilgili brifing alan Demirel, ‘‘Biz bu abdestle, çok namaz kılarız’’ çıkışıyla eleştiri oklarının hedefi oldu. ‘‘Çürük bir yerin üstünde yaşadığımız anlaşılıyor. Bu yerde yaşamaya mecburuz’’ diyerek, yaşanan mağduriyeti coğrafi konuma bağladı.

“Hükümet sınıfta kaldı”

Dönemin Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Ankara’daki basın toplantısında hükümete veryansın etti. ‘‘Hükümet, felaket dersinde iyi imtihan verememiştir’’ diyen Kutan ‘‘Bölgede ilgisizlik, başıbozukluk ve koordinasyonsuzluk vardır. Devlet oralarda yok’’ dedi. Kutan, deprem nedeniyle ‘‘Ulusal yas’’ ilan edilmesini de istedi.

“Duşu denizde alın”

Hükümetin Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un açıklamaları vatandaşları çileden çıkardı. Bakan Durmuş, afet bölgesinde temel ihtiyaçlarını karşılayamayan vatandaşa ‘‘Tuvaletinizi camiye yapın, duşu denizde alın’’ çağrısı yaptı.

Yabancı yardımlara izin yok

İlk etapta uluslararası yardım talebini geri çeviren Durmuş, kamuoyundan gelen yoğun baskının ardından geri adım atarak ilaç ve tıbbi ekipmanın yurda girişine yeşil ışık yaktı.

“O parayla maaş ödedik”

Hükümetin Hazine’den sorumlu Bakanı Recep Önal’ın, büyük felaketi takip eden günlerde IMF’den alınan ‘afet yardımı’ parasının harcanmasıyla ilgili açıklaması bardağı taşıran son damla oldu. Önal Antalya’da katıldığı toplantıda, ‘IMF’den gelen yardımla memur ve işçi maaşlarını ödedik’ dedi.

“Hazine para yaratmıyor”

Gelen tepkiler üzerine bir açıklama yayımlayan Bakan, “O kadar zor durumda kalındı ki, işçi ve memur maaşlarını bile ödeyemeyecek hale geldik. IMF’den gelen deprem yardımıyla bu sorunu çözdük. Hazine para yaratan bir kurum değildir. Ne yapacağız?” ifadelerini kullandı.

“Çadır için yetkim yok”

Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, depremden en çok etkilenen Avcılar ile Bağcılar ilçelerindeki yeşil alanlarda kurdukları derme çatma barınaklarda yaşayan depremzedeleri ziyaret etti. Küçük bir kamyonet kasasında, eşi ve üç çocuğu ile barınan bir genç kadın, sağlık sorunu olduğunu, yağmur altında güç koşullarda yaşadığını belirterek, Gürtuna’dan çadır veya barınabilecekleri bir konut istedi. Başkan, çadır ve konut dağıtma yetkisi bulunmadığını belirterek kamyonette yaşayan ailenin barınma sorununa çözüm getiremediğini söyledi.

Yorumlar

Tkyrkyyldz O Acı dolu günlerdeki sorumsuz makamının ameleleri için .İlahi Adalette o Gün dondurulmuş Bügündür hep..

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.