Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Acele ediniz…

Acele ediniz...

Çocukluğumdan, büyüklerimizin neredeyse dört elle sarıldığı ve geleneğe atfen hayat bulan bazı uygulamalardan rahatsızlık seviyesine çıkmasa da keyif alamadığımı hatırlıyorum. Acıkmış olmamıza rağmen herkes sofranın başında hazır olmadan yemeğe başlanmaması bunlardan biri. En azından tadına bakmak için bile olsa yıllarca kahve içememek ve yeni yetme vaktimizde bile asla büyüklerin yanında söz hakkımızın olmaması da buna dâhil. Okulu şehirde okuyoruz ama tatillerde köye dönüyoruz. Kendimi pilli radyodan başka bir şeyin olmadığı keyif alanının içerisinde hapsolmuş hissediyorum. Tarla bahçe işlerinden sesi yerinde uzak durmaya başladığımız vakitler. Kitap okumak hem yorucu işlerden uzak kalmayı temin ediyor hem de istediğim her yerden haberdar olmayı temin edecek bir görüş alanı açıyor. Yaşıtlarımızla birlikte farkı alışkanlıkları, hevesleri, hayalleri olan bir nesle ait olduğumuzu hissediyoruz. Köyün ve kentleşmeye başlayan şehrin geleneği içerisinde kendimize yer bulmakta zorlanıyoruz.
Nereden tevarüs ettiğimi hatırlamıyorum (İmam Hatipli değilim) ortaokul vakitlerinden itibaren önce takvim yapraklarının arkasından buldukça da kitaplardan hadis okuyordum. Halen unutmadığım ve çok “işime yarayan” bir hadis okumuştum. Sıhhat derecesini ve kaynağını hatırlamıyorum. “Açlıkla yalanı birleştirmeyiniz.” Anlamını kavrayamadığım bir rivayet. Açlıktan takatimin kesildiği günlerin birinde (yoksulluk sebebiyle değil feşellik -yerel dilde sevimli yaramazlık- sebebiyle yemeğe vakit ayıramamaktan) yemek için akrabalarıma gitmiştim. Evde misafir var ve ben halimin aksini ifade ederek çıktım. Aynı durum iki yerde tekrarlanınca hadisin manasını kavradım.

Yıllar sonra Sovyet Rusya’sında yaşayan ve farz ibadetleri yapmaları yasaklanan Müslümanların, dinlerini muhafaza etmek için bazı haramların işlenmesine karşı titizlikle direnç gösterdiklerinden haberdar olmuştum. Özellikle selim fıtratı muhafazaya yönelik bir dikkat. Yine o yıllarda kese kâğıdı olarak kullanılan bir magazin gazetesinde Müjde Ar ile yapılan bir röportajı okuduğumu hatırlıyorum. Çocukluğunu anlattığı kısımda şöyle bir şey de söylüyordu: “Kardeşimle ben annemle birlikte turneye giderdik mecburen. Annemin bizi yanına bırakacak kimsesi yoktu veya kimse bizi zapt etmeyi göze alamıyordu. Küçüktük, yaramazlık yapıyorduk. Annem bizimle ancak bir kaç şamar atarak baş edebiliyordu.” Röportajı yapan kişi yarım psikolog ağzı ile travmadan bahsedecek oluyor. Müjde Ar’ın cevabı muhteşem: “Ben buna kestirme ahlak diyorum. Ne yapsın annem, o bir yandan çalışıyor biz öte yandan yaramazlık yapıyorduk.”

İster geleneğin isterse kişisel durumumuzun önümüze çıkarttığı bir seçenek olsun, hayatın bizi terbiye ettiği zamanlar vardır. En kayıtsız veya denetimsiz kaldığımız bir anda maruz kalırız. An itibarıyla farkında olamasak da kulağımıza fısıldadıklarına dikkat kesilirsek bizi edepli olmaya davet ettiğini duyabiliriz.

Hayatın, problemlerle başa çıkmak için önerileri ve yöntemi farklıdır. Kendi içerisinden bir yol açarak bizi mecramıza ulaştırır. Bize teselli veren yerlerde konaklarız. Kalacağımız vaktin miktarınca etrafımıza çekidüzen vermekle uğraşırız. Kimimiz telef olur, kimimiz kanatlanıp uçar buralardan.

Yolumuzun önde gidenlerinden rivayet edilen bir söz vardır: “Allah’ın (Azze ve Celle) seni ne ile meşgul ettiğine bak, O’nun (Azze ve Celle) nazarındaki yerini anlarsın.”
Ne ile uğraşıyoruz dostlar, meşguliyetimiz ne? Merak ediyorum Müslümanlar, içimizde Allah’ın rızık olarak taksim etmediğini kazanan biri var mı? O’nun (Azze ve Celle) şifa vermesi olmadan iyileşenler, kaç kişisiniz? O’nun (Azze ve Celle) nasip etmesi olmadan sahiplendiklerimizin kaydını tutsak, listeye neler girer?

Dertliyim dostlar. Dün Telafer’den gelen bir ailenin garipliğine şahitlik ettim. Yoksulluğuna ve gözü tokluğuna. Tevekkülüne ve şükrüne. Niyazına ve gönül koyduğuna.

Onlardan alınanların, bizim tamamlamamız gereken şeylere dahil edilip bir mükellefiyet olarak üzerimize kaldığını düşünüyorum. Yanlışsam bağışlayınız.

Ya yanlış düşünmüyorsam, bizi ne kurtaracak?

Bu soğuk kış gününde, bir ihtiyaç sahibinin duasından daha sıcak bir sığınak bulamayız. Sığınağa koşun Müslümanlar. Lütfen sırayı bozun ve acele edin.

Etiketler