Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Algı operasyonu nedir, nasıl yapılıyor? (6)

Algı operasyonu nedir, nasıl yapılıyor? (6)

XIV Ajite etme / acı yarıştırma 

Bir mücadele alanı olarak varsaydığınız dünyada olan hadiseler içinde yaşadığınız acılara değer atfederek acı yarıştırır, karşıdakinin acılarını tahkir eder ve elinizdeki acı malzemesini olabildiğince ajite edersiniz.
Örneğin, Berkin Elvan’ı kahramanlaştıranların Yasin Börü’yü görmezden gelmesi söz konusu algı yönetimi için elzemdir. Bu aynı zamanda ‘yok sayma’ başlığının da konusu olabilir ama esas olan hangi acının daha büyük olduğuna dair algı oluşturmaktır.

XV Ters algı 

Son olarak, saydığımız maddeleri rasyonel bir şekilde uygulamamanız halinde oluşturmak istediğiniz kanaatin tersi yönünde bir algıyı da oluşturmanız mümkün. Burada zaman yönetimini, farklı biçimlerde söylem geliştirmeyi, farklı insanlar ağzıyla kitlelere ulaşmayı ihmal etmeniz halinde işler çığırından çıkabilir.
Özellikle acemice yapılan tekrarlar ters algıyı hızlandıran ‘gına getiren’ unsurlardır. Yine toplumda itibarı zayıf kimselerin belli konular hakkında konuşturulması, yazdırılması aynı algıyı pekiştirir. Kitleler kimin konuştuğuna, ne söylediğinden önce bakarlar. Öyle ki menfi bir şahsa müspet bir şeyi ısrarla söyletirseniz, o müspet şey dahi sırf o kimsenin dudaklarından döküldüğü için menfi karşılanabilir.
Aşırı propaganda zıddına inkılâp eder.

Netice ve çözüm 

Hemen her şeyin çıkara tahvil edildiği bir çağda söz konusu algı yönetiminin, onun medyasının ve sair unsurlarının bir kutsalı olmadığı gibi merhameti ya da ahlakı da yoktur. Bundan dolayı böylesine gözü dönmüş ‘profesyonellere’ karşı verilebilecek en iyi cevap, bir mücadele varsa bunu kazanabilmenin yegâne yolu, yine öze dönmek ve elimizdeki en kıymetli şeyi, ahlakımızı tüm kitlesel davranışlarımızda, tüm medyamızda hâkim kılabilmekten geçer. Aksi takdirde aynı ölçüsüzlük, aynı fütursuzluk bizleri de bir girdaba sürükler ki bu da bir Müslüman’ın durması gereken en son yerdir. 

Konformist, eyyamcı bir tavırla hareket edilerek, mevcut şartları mutlak, mevcut oyun kurallarını meşru kabul etmek inancımızı zedeleyeceği gibi özgün bir tarz ortaya koymamızı da engelleyen unsurlardır. Söz konusu şartlara kapılıp gitmek, size ‘cihatçı/cihadist’ gibi kasıtlı bir terkibi söyleterek yine daha önceden hazır hale getirilmiş, İslam ve terörizm kelimelerini yan yana kullanmanıza zemin hazırlar. İsrail’i meşru görmek, “Ortadoğu’nun şımarık çocuğu” diyerek sevimlilik atfederek konuşmak, yazmak Müslüman’ın basiretinde, ferasetinde yitip gitmelidir. Anlam kaymasının bilinçli bir şekilde yapıldığı, kavramların tahrif edildiği yerde işimiz, kendi kelimelerimizi ihya etmek ve ona göre yazmak ve konuşmaktır.
Kaba ve incitici olsa da hakikati söylemek, yalanı deşifre etmek hem inancımızın hem fıtratımızın gereğidir.

Nitekim İslam’ın bin dört yüz yıllık birikimlerinden, uygulamalarından, vahiy ve sünnet merkezli anlayışından çıkarılan ‘aklın korunması prensibi’ sözünü ettiğimiz operasyonlara karşı nasıl bir tutum içinde olmamız icap ettiğini öğretiyor. İslam insanı, insan aklını mukaddes kabul etmemekle beraber ona gereken ehemmiyeti vermeyi de şart koşar. İnsanın eşref-i mahlûkat ile esfel es-sâfilin arasında, amellerine göre bir nitelik kazanacağı vahyin idraklere sunduğu bir şeydir. Aklın korunması prensibi de bu dairede anlam kazanır. Yani İslam’ın ruh verdiği bir nizamda ‘hemen alın, şimdi alın, indirim var, koşun’ gibi telkinler bir yönlendirme içerdiği için caiz kabul edilemez. Akıl, bedenin bir cüzü olarak emanettir ve korunmalıdır İslam’a göre. Kaldı ki akıl iman ve hikmet ile anılmak suretiyle salt zekâ ya da hafızadan ayrıştırılır

Kur’an terminolojisine göre.

Girizgâhta da ifade ettiğim gibi, tüm bu maddelerin temelinde, ‘kitlelerin kendilerine ait tarihi, içtimai, psikolojik tecrübeleri yoktur’ ön kabulü üzerinden hareket edilir ve operasyonlar tedrici bir şeklide hayata geçirilir. Oysa Allah (cc) mutlak kuvvet ve kudret sahibidir. Müslüman toplumlarının tüm bu algı yönetimine maruz kalması bu kuvvet ve kudret dairesinde defalarca kez boşa çıkmıştır. Anadolu irfanı olarak tarif edilen mefhumun genetik olarak her bir insan tekinde mevcut olması Türkiye’yi daha özel kılmakta, bu kabil operasyonlardan en az hasarla çıkmayı sağlamaktadır.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, popüler kültürün de tesiriyle İslami hassasiyeti olan medya da bilerek ya da bilmeyerek sözünü ettiğimiz algı operasyonlarının birer parçası olarak karşımıza çıkıyor. ‘Onların da takipçisi bir kitle var’ denilerek yapılan yayınlar, kadim değerlerimizle uyuşmadığı gibi mevcut kapitalist çarkın dişlilerinden bir diş görüntüsü verilebiliyor. Tv kanallarında bültenlerin dili, gazetelerde manşetlerin acımasızlığı, internet sitelerinde ‘tık’ uğruna yazılan şeyler, sosyal medya kullanımı noktasındaki ahlaki zaaflar, algı operasyonu yapan zihinlerle benzeri nitelikler taşıyor.

Son olarak sözü Eric Hoffer’e bırakalım. Hoffer, Türkçe’ye ‘Kesin İnançlılar’ olarak tercüme edilen eserinde bakın neler diyor:
“Bir kitle hareketinin yekvücut yapısı içinde kişisel bağımsızlığımızı kaybettiğimiz zaman, yeni bir hürriyete kavuşuruz. Bu hiç utanmadan ve vicdan azabı çekmeden nefret etme, yalan söyleme, adam öldürme ve ihanet hürriyetidir. Bir kitle hareketinin çekiciliği, kısmen bu gerçekte yatmaktadır. Orada biz ‘başkalarının namusunu lekeleme hakkı’ buluruz ki bunun, Dostoyevsi’ye göre büyüleyici bir cazibesi vardır.”

Son.

Etiketler