Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Alman Çeşmesinde Almanları vuran hesap

Alman Çeşmesinde Almanları vuran hesap

Giderek bütün sınırları birbirine karışan DAEŞ ve PKK arasında katliam çözümlemesi dışında bir fark kalmadı artık. DAEŞ’in teolojik çözümlemeye dayandırdığı aynı katliamı PKK ideolojik çözümlemelere dayandırıyor. Hepsi bu. Bundan başka nokta farkları yok. PKK’nın “devrimci şiddet” dediğine DAEŞ “kısas” diyor. İkisi de çocukları öldürüyor, ikisi de öldürdüğü çocuğun başında tepinerek seviniyor günün sonunda PKK bu duruma, dünyayı DAEŞ’ten kurtarmak için verilen “devrimci mücadele” olarak anlatıyor. Yasin Börü’nün ölümü vesilesiyle laiklik, sekülerizm korunmuş ve “çağdaş dünyayı” tehdit eden bir DAEŞ militanı etkisiz hale getirilmiş oluyor. PKK’nın DAEŞ diye öldürürken zılgıt çekerek zevk aldıkları çocuklardan birini alın ve DAEŞ’in eline verin. O çocuklar o anda öldürülecek, cansız bedenleri başında aynı PKK zılgıtlarına benzeyen bir DAEŞ eğlencesi düzenlenecek ve sonunda Müslümanları tehdit eden sekülerist bir kâfir etkisiz hale getirilmiş olacak.

Bu durumda artık kemik bir örgüt militanından söz edemediğimiz yeni bir terörizm çağına girmiş oluyoruz. Sanayi devriminden hemen sonra, Alman malı dediğinizde Almanya’da, Almanya hammaddeleri ve Alman ustalar tarafından üretilmiş bir maldan söz etmiş olunuyordu. Bugün küresel ekonomide durum değişti artık. Hiç Almanya’ya uğramamış onlarca farklı ülkeden gelen hammaddelerin başka bir ülkede birleşmesiyle ortaya çıkan bir ürün sonunda sadece marka ve etiketlenip Alman malı olarak satılabiliyor. Küresel ekonominin bu yeni prensipleri terörizme de sirayet etmiş durumda. Danimarka doğumlu, Belçika’da eğitilmiş fakat Irak’ta ki bir örgüte bağlı militan Paris’te eylem yapabiliyor sonunda üstlenme denilen etiket sayesinde bu eylem Suriye malı olabiliyor. Küresel ekonomi gibi dünyaya yayılmış Küresel terörizm küresel ekonominin bir parçası da aynı zamanda.

“Sen Almanya’da ki hücrene şu eylemi yaptır, ben de İstanbul’daki hücreme bu eylemi yaptırayım” diyerek kendi aralarında eylem değiş tokuşu yapabiliyorlar. Suriye’de DAEŞ ve PKK birbirilerine silahları bile bırakarak alan terk ediyorlar. Bu stratejik ortaklık dünyanın her yerinde devam edebilir aralarına FARC, Boko Haram, Tanrının Direniş Ordusu rahatça katılabilir. Kendini patlatan teröristler bu hesap denizinin sığ taraflarında olduğu için onları ilgilendiren boyut, bastığı düğme ve attığı sloganın ötesine geçemez. Sonunda birkaç tane istihbarat teşkilatı tarafından ayrı parçalar halinde imal edilmiş terörist kendini patlatır ve marka sahibi örgüt olayı üstlenir. Üstlenmeden sonra medya devreye girer ve haberler marifetiyle pazarlama yapılır. Meydanlarda parçalanan teröristin dünya görüşünün, niyetinin ve motivasyonun ne olduğunun bir önemi kalmamıştır artık.

Maliyet hesapları yüzünden küresel ekonomiye ayak uydurmak zorunda olan örgütler bu işbirliği sayesinde yeniden kâra geçmeye başladılar. Klasik usül bir canlı bombanın maliyeti en az 300 bin dolarken getirisi 500 bin doları bile bulmuyormuş. Bu durumda militanları ortaklaşa kullanarak patlatan örgütler hem siparişlere daha hızlı cevap verebiliyorlar hem de bir canlı bomba maliyetini 50 bin dolara düşürebiliyormuş.
Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleşen bu katliamın görünen markası DAEŞ olacak gibi duruyor ama bunun hiçbir önemi yok. Katliamı DAEŞ üstelenebilir ama kendini patlatan, sosyalist devrim uğruna, Kolombiya’nın kurtuluşu için, Bağdadi’nin fantezilerine ya da Suriye’de kanton tiyatrolarına hizmet ettiğini düşünüyor olabilir.

Medyanın örgüt pazarlama girdaplarına kapılmadan ve siyasi angajmanlardan bağımsız olarak bu gibi saldırıları şeksiz şüphesiz insanlığa yönelik saldırılar olarak görmeli ve kategorik olarak terörün kendisine topyekun karşı durmalıyız. Örgütlerin elinden marka değerlerini alıp ve rakip gibi görünen yapıların aslında aynı holdingin farklı teşebbüsleri olduğunu anlatmayı başardığımızda bu sistemi çökertiriz.

Etiketler