Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Ash Carter’ın sözleri ABD’de bile yankı bulmadı

Ash Carter’ın sözleri  ABD’de bile yankı bulmadı

İsmail Yurdakök – Şüphe yok ki, Deli Petro’nun ve Stalin’in kafasından geçen düşünceler, aynen Putin’in de aklına geliyor: Yeterli gücü olduğuna inandığında ve dünyadaki siyasal atmosfer de müsait olduğu ilk anda Boğazlar’ı ele geçirmek. Gerçi şu andaki siyasi atmosfer buna müsait, ama ihtimal henüz ordusuna güvenemiyor. Rus ordusu Kırım’ı ele geçirmiş olsa da, Çeçenistan’da ve Dağıstan’da operasyonlar yapsa da ve yedi yıl önce 2008’in yaz aylarında Gürcistan’la savaşsa da, henüz pek ciddi bir rakiple harbe girmiş değil. Ama dünyadaki siyasi atmosfer, Putin’in lehine. ABD’nin başında, herkesi dinleyen, ama hiçbir şey yapmayan bir başkan varken, Putin’in bir diğer şansı da Merkel gibi bir dostunun olması, Avrupa’nın en zengin ve en sözü geçen ülkesinin başında. Şubat ayında piyasaya çıkan “Almanya-Rusya Jeo-Ekonominin Yükselişi” isimli kitabından bahsetmiştik Stephan Szabo’nun, geçen Mart ayında, Gedmin’in görüşlerini anlatırken. “Almanya’nın stratejik adaleleri körelmiş durumda” diyen ABD’li araştırmacı yazar Jeffrey Gedmin’in “Putinizmi Püskürtebiliriz” başlıklı yazısı, geçen Aralık ayında yayınlanmıştı. Gedmin, yaz boyunca da ABD sağının düşünce kurumlarında yaptığı konuşmalarında ve yazdığı yazılarda da, aynı endişesini dile getirdi: “‘Putinizmin Potemkin Muhafazakârlığı’nı nasıl durdurabiliriz ?”

KAOSLARIN KRALİÇESİ
Önceki hafta Bayan Clinton’ı eleştiren, “Kaosların Kraliçesi” isimli bir kitap piyasaya çıktı. Amerika’nın (en) solundan Diana Johnstone’un yazdığı kitabın konusu, “Bayan Clinton’ın gerek senatör olarak, gerekse ABD dışişleri bakanı iken Suriye, Irak, Afganistan ve dünyanın diğer yerlerinde (yani hepsi Müslüman topraklarda) birçok suçsuz insanın ölümüne neden olan Drone uçaklarının imali ve (ABD hava kuvvetlerince) satın alınması için gösterdiği gayretler” üzerine kurulu. Obama ve Demokratlar değil, ama son üç-dört yılda Amerikan sağı (Cumhuriyetçi Parti), Rusya’nın tehlikeli yükselişi konusunda da, Suriye krizi konusunda da haklı çıktı. Bush soyadı hiç şüphe yok, dünyadaki bütün Müslümanların nefretini çeken bir isim olsa da, şimdilerde aralarında Jeb Bush’un da bulunduğu bazı Cumhuriyetçi Parti başkan adayları Suriye konusunda Türkiye’nin tezleriyle hemen hemen aynı şeyleri ifade eden düşünceleri savunuyorlar ki bunlar: Suriye’de uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve Türkiye ve Ürdün sınırlarına yakın muhafazalı (korunaklı/korunacak) bölgeler oluşturulması ve insani yardım koridorları açılması. Cumhuriyetçi Parti’nin dış politika ve savunma konularındaki bir numaralı ismi olan senatör McCain zaten öteden beri, Suriye’ye “Esed’in tank, uçak ve bütün savaş ve savunma kuvvetlerini hedef alan, yok edici ve seri/hızlı ABD hava saldırıları”nı baştan beri savunuyordu. McCain, Esed karşıtı silahlı güçlerle ile de, bizzat kendisi görüşmüştü. Fakat Obama (yönetimi), “Ben söz verdim halkıma, Amerikan askerine (savaş için asla) postal giydirmeyeceğim” dedi durdu. Obama, karşıt düşünceleri dinlemiyor. Orhan Pekçetin geçenlerde “karşı tarafı dinleyebilmek” ile ilgili “Keşke dinleyebilsek” (2 Ekim) başlıklı bir yazı yazmıştı. (Esasında) Hadis değildir gerçi, ama ilk İslâmî nesillerin bakış açısını yansıtır, “İlim Çin’de de olsa, alınız” sözü. Yani bir bilgi doğru ise, onu kimin söylediğine bakmadan alınmalıdır. O nedenle, İsrail’i (daha fazla) destekleyen tutumlarına rağmen ve faullü pek çok açıklamalarına rağmen, Rusya ve Esed konusunda net tutumu olan bir Cumhuriyetçi’nin 2017 Ocak ayının yirmisinde, Beyaz Saray’a yerleşmesi, belki Türkiye’nin uzun vadeli güvenliği açısından daha yararlı olacaktır.

BİR HAFTADA DEĞİŞTİ, BAYAN CLINTON
Ve, Obama’nın Savunma Bakanı’nın Ekim’in ilk günü “Rusya hava saldırıları, Suriye’de ateşe benzin döküyor” açıklaması, kimseyi -ABD’de bile hiç kimseyi- etkilemedi. Çünkü (ABD’de de) herkes, Suriye konusunda Obama yönetiminin beceriksizliğini açıkça söylüyor. (Demokrat) Bayan Clinton başkan seçilirse, büyük ihtimalle Obama’nın politikası aynen devam edecektir. Hatta Bayan Clinton’ın da “Suriye’de uçuşa yasak bölge ilanı konusunda Cumhuriyetçilerle aynı görüşü savunmaya başladığı” Başkan Obama’ya hatırlatılınca, o bile (Bayan Clinton’ın) bu ifadesini ciddiye almadı ve “Aday iken öyle konuşulur/konuşulabilir ama başkan olunca konum farklılaşır” dedi. Gerçi Bayan Clinton’daki Suriye konusundaki bu tutum değişikliğinin (de), ancak bir haftalık mazisi var. Rusya, Suriye’ye müdahale ettikten bir gün sonra (ve “ABD’nin de destek verdiği bazı grupları da bombalayınca” -Washington Post’un ifadesi) Bayan Clinton, “Zaten kendisi ABD Dışişleri bakanıyken Suriyeli direnişçilerin silahlandırılması için çok mücadele verdiğini, fakat bunu kabul ettiremediğini” söylüyor, şimdilerde. Ve, “ABD’nin mülteci kabulü konusunda zaten övgülerle dolu bir tarihi olduğunu ve Suriyeli mültecileri de elbette kabul edeceklerini” de ekliyor. Her neyse. Bakalım önümüzdeki günler ve aylar neler getirecek. Yalnız eşi Bill Clinton’ın dönemini hatırlarsak…

EŞİ GİBİ OLURSA HILLARY CLINTON DA…
Bill Clinton (da), iş işten geçtikten sonra Bosna’ya müdahale etmiş ve Sırp tankları ve bazı askeri tesisleri, ABD uçaklarınca bombalanmış, fakat Sırplar barışa razı edildikten sonra da, (Dayton) ateşkes anlaşması, (Clinton’un adamı) Holbroke (1941-2010) tarafından “Sırpların istediği şekilde” düzenlenmişti. Bu anlaşma dolayısıyla Holbroke, hem ABD, hem de Avrupa kamuoyu tarafından “barışın mimarı” olarak, o zaman da, hâlâ da, övülüp dursa da, Bosna’daki sıkıntılar aynen -evet aynen, yirmi sene öncesinde olduğu gibi- devam ediyor. Hatta Sayın Davutoğlu’nun gerek Dışişleri Bakanlığı öncesinde, gerekse sonrasında, bölgede uyguladığı mekik diplomasisi olmasaydı, bugün Balkanlar’da tansiyon -kesinlikle- çok daha fazla yüksek olacaktı (Richard Holbroke’un, Yahudi olan annesi ve babası, 1933’te Almanya’dan, önce Arjantin’e kaçmışlar, oradan da New York’a gelmişlerdir. Holbroke’un annesi “Ben de, babası da ateist olduğumuzdan, Richard’a Yahudiliği öğretmedik” dese de, Richard Holbroke’un hanımı Kati Morton’un da [Macar] Yahudi[si] olduğu görülüyor. [Tesadüf mü acaba derken] Bayan Kati de “Ben Yahudi olduğumu sonradan öğrendim” demektedir.)

***

GSS’Yİ DEVLET YAPSIN
Emine Dolmacı (4 Ekim) güzelce yazdı (“Gelir Testi(si) Su Yolunda Kırılmasın”). GSS’ye hala başvuramayan milyonlarca vatandaş var. Bu insanlar zaten hiçbir yerden geliri olmayan insanlar. Zaten moralleri bozuk olan insanlar. Üç yıldır, süre defalarca uzatılmasına rağmen başvuruya gelemiyorlarsa, artık ısrar edilmemeli. Devlet’in bütün bilgiler elinde olduğu için herhalde görüyordur ki, bu kişilerin hiçbir geliri yok. Bu kişileri “müracaatını yap da…” diyerek, küçük düşürmenin, sıkıntıya sokmanın bir anlamı da yok. Devlet ödeyecekse, bu kişilerin 250 liralık primlerini ödesin. Ödemeyecekse de, Star’da Resul Kurt’un yazdığı gibi, GSS’yi tamamen kaldırsın (Star, 26 Eylül, “Seçimi Kazandıracak Öneriler 2”).

Etiketler