Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM – Kehf Suresi – 4

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM – Kehf Suresi – 4

Müfessir : Dr. Mehmet AKAR

10. Hani O yiğitler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve bize, mücadelemizde bir başarı yolu göster bize! demişlerdi.
Bu yiğit, dinamik gençler toplumu sürükleyen küfür ve isyan dalgasına karşı gerek nefislerinde gerek çevrelerinde ciddi bir mücadele verdiler. Şirke zorlanmaktaydılar ve fitneye yakalanmamak için, dinlerini korumak için mağaraya sığındılar.
Dua etmeden önce sebeplere sarıldılar. Bulundukları çevredeki rahatlarını, kariyerlerini ve imkanlarını arkalarında bıraktılar ve mağaraya doğru bir özgürleşme yürüyüşü gerçekleştirdiler. Duadan önce fiili dua diyebileceğimiz bir işi gerçekleştirdiler.
Mağaraya girdiklerinde; Rabbimiz! Bize katından rahmet ver ve bize, mücadelemizde bir rüşd bir başarı yolu göster bize! diye dua ettiler.
İslami terbiye dua üzerinde yükselir. Müslüman şahsiyetler böyle gelişir. Müslüman, problemlerin nihai çözüm yerinin Allah olduğunu bilir ve istediğinde Allah’tan ister. Bu dua; kıyamete kadar dinlerini korumak isteyenlerin ve imanlarını fitnenin eline bırakmak istemeyenlerin duası olmuştur.
Mağarada en öncelikli olarak duaya sarılan gençler, Rabblerine sığınmışlar ve;’ Ey Rabbimiz! Şu işimizde bize başarıyı göster,bu işten nasıl çıkacağız bize öğret, bize bilgi ver, bilinç ver, bizi doğruluk bilinciyle donat, işimizi rast getir, akıbetimizi hayreyle, sonumuzu güzelleştir, kafirlerin elinde oyuncak olmaktan ve böylelikle dinimizi kaybetmekten, dünyada rezillikten ve ahirette azaptan koru.’diye niyazda bulundular.
Gençler insanlardan, yakın uzak çevrelerden ve otoritelerden merhamet beklemiyorlardı. Allah’tan istiyorlardı.
Ledünni bir rahmet,yani kaynağı Allah olan bir rahmet istiyorlardı. Allah katından ulaşan vahiy ‘ledünni rahmeti’ en güzel şekilde anlatıyordu. Vahiy ve vahyi insanlara gerçek hayatta tanıtan , talim ettiren peygamberler sayesinde insan, hak nedir, batıl nedir öğrenir. Bunun yanında Allah’ın gençlere mağaraya saklanmalarını ilham etmesi de ayrı bir rahmet olmuştur.

11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına yıllarca sürecek perde koyduk.(uykuya daldırdık)
Allah (azze ve celle) mağaradaki gençlere yıllarca sürecek bir uyku verdi. Bu şekilde bütün nesillere taşınan bir mucize yaşanıyordu. Her şeyin yasasını koyan Allah-u Teala uykunun yasalarını bu yiğitler için değiştirmişti.Tıpkı ateşe atılan İbrahim aleyhisselamı yakmak için tutşturalan yakıcılık yasasını değiştirmesi gibi.
Şirke zorlanıp baskı altına alınan gençler şimdi rahmetin ilk bölümünü yaşıyor ve uykunun verdiği rahatlık içerisindeler. Tıpkı Bedir savaşının hemen öncesinde müslümanlara uyku ile bir sukunet verilmesi gibi.
Uyurken bütün organlar uyusa bile kulak dışarıdaki şeyleri işitebilir. Ayette dışarıdaki şeyleri işitmelerine mani bir perde vurduk (darabna) deniyor. Allah kulaklarını tıkamıştı. Dış dünyanın telaş ve uyarıları onları artık etkilemiyordu.
Yaşamı değerli olanın uykusu da değerli oluyordu. Onlar diğer uyuyanlar gibi yok olmadılar. Allah adına uyuyan diri kalıyor.

12. Sonra da iki taraftan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi değerlendirdiklerini görelim diye onları uyandırdık.
Bir önceki ayette kulaklarına ‘perde koyduk, yani uyuttuk’ denmektedir. Bu ayette ise ‘uyandırdık’ denmektedir. Ayetlerde anlatımda zıtlık yöntemi kimi zaman kullanılmaktadır. Davetçilerin tebliğde zıtlık metodunu kullanması olumlu sonuçlar verebilecektir.
Ayeti mağarada geçen süreyle ilgili iki bakış açısından hangisiyle daha iyi değerlendirildiğini gösterelim diye tercüme etmek de mümkündür. Gruplardan biri şu kadar gün deyip isabetsiz takdir yaparken gruplardan bir diğeri de Allah bilir deyip konuyu Allah’a havale edenlerdir. Herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olan olan Allah’a havale edenler elbette kazanacaklardır. Yalnız akıl ile bilinemeyecek şeyler hakkında hüküm vermenin, olur olmaz fikir yürütmenin yersiz bir durum olduğu açıktır. Buradan hesaplama ve istatistiğin önemsiz olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Elbette bulanık görüşler ve hükümlerden uzaklaşmak, derin analiz ve çözümlemeler yapabilmek için istatistiğin önemli olduğu açıktır. Fakat insanların yaptığı hesabın biricik ölçü olduğu yanılgısına düşülmemelidir.
Ölümün ve dirimin Allah’ın eliyle gerçekleştirildiğini ve zamana hakim olanın Allah olduğunu göstermek için uyandırılıyorlar. Zaman Allah’ın bir ayetidir. Zamanı yaratan,düzenleyen, nasıl isterse öylece yapan Allah’tır. Bu bakımdan zaman Allah’ın tek Rabb, tek düzenleyici oluşunu gösteren bir ayet, bir işarettir.
Genç ve uyanık bir ruha sahip olan Ashab-ı Kehf, küfre isyan edip toplumlarını terk ettiler ve sonrasında uyudular. Sonraki bir toplumun dirilişi için uyandırıldılar. Fakat onların kahramanlıkları halen anlatılıyor. Fiilen olmasa bile hükmen yaşamaya, insanlığı diriltmeye devam ediyorlar.

13. Biz sana onların başından geçenleri bütün gerçeğiyle hak olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.
Kıssalarda kişi kendini kahramanların yerine koyar. Allah (cc) programladığı olayı kıyamete kadar kullarına en uygun örnek olsun diye kitabında kıssa olarak aktarmaktadır.
Dilden dile dolaşan bu olay hakkında insanlar bilgi sahibi olmadan, ileri geri çok şeyler söylüyorlardı. Fakat Ku’ran kıssaları hayal mahsülü değil gerçek yaşanmış olaylardır. Olaylar anlatılırken ilave yapılmaz, olduğu gibi gibi hak olarak anlatılır.
Hak; Allah’ın (cc) Rabb ve ilah olması ve bunu karşısında insanın sadece Allah’a kul olmasıdır. En büyük gerçek yani hak budur. Hayata gönderdiği hak peygamberler ve indirdiği hak kitaplar bu hakkı ortaya çıkarmak içindir. Allah (cc) hak ortaya çıksın, hakikat anlaşılsın, insanlar fark etsin ve hakça bir hayata yönelsinler diye Ashab-ı Kehf’in kıssasını tam bir gerçeklikle, hak olarak haber vermektedir.
Birçok toplumda gençlerin her tür aşırılığı, yamukluğu yapmaya hakkı olduğuna ilişkin ‘gençtir yapar’ anlayışı yaygındır. Oysa Ashab-ı Kehf de hayatının baharında gençler idi.
Onlar Rabblerine iman etmiş gençlerdi. Allah’ı Rabb bilmişlerdi. Rabb; emir ve yasaklarına uyulan, demektir.Yapılanların ve yapılmayanların Allah için olması durumunda Allah Rabb olmuş olur. Bu gençlerin imanlarındaki örnek alınması gereken kararlılık dikkat çekiciydi.
İslami davetin temel direğini gençler oluşturuyordu. Gençler iman etmeye daha yatkındı. Doğru yolu daha çabuk kabulleniyorlardı. Toplum tarafından şahsiyetlerinde kalıcı hasar henüz bırakılmamış,karakterleri iğdiş edilmemiş gençler imana sarılıyor ve onda sebat gösteriyordu. Hz. Muhammed’in(sav) Mekke’deki davetine de ömürleri batılla geçmiş Kureyş ihtiyarlarından ziyade gençler cevap vermişti. Onlar Allah’a iman etmişler, O’ndan gelen her şeyi benimsemişlerdi.
İmanları teslimiyet getirmişti. Allah’a yönelmişler, O’na tutunmuşlardı.Gençlerin Allah’a imanları nedeniyle Allah (cc) da hidayetlerini artırdı. Böylece doğruyu bulma yetenekleri gelişti. Doğru yolda derin bir bilinç ve hassasiyet ile güçlendirildiler. İnançları keskinleşti. Dünyaya saplanıp kalmadan ahireti de hesap edebilen şahsiyetler oluştu.

14. Onların kalplerini irtibatlandırdık, metin kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkıp dediler ki: “Bizim efendimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına ilah deyip yalvarıp yakarmayız. Aksi halde saçma sapan konuşmuş oluruz.
Kalpleri vahiy ve iman ile, Allah ile irtibatlanmış oldu. Değer yargılarının merkezi olan kalplerini metin kıldık, sağlamlaştırdık, kalplerine metanet verdik. Kendilerini tanımlamış oldular. Kişisel ve toplumsal konumları belli oldu. İman tarafında yer aldılar. Toplum tarafında yer alalım deyip anlamsız, taklit bir yaşamın peşine düşmediler.
Kalpleri hak yolda sızıntı yapmayacak, sarsılmayacak hale geldi. Tutumlarında açıklık, gevşeklik olmayan kararlı, net kimseler haline geldiler. İman, sebat ve tevekkülleri arttı, pekişti. Hayata yansıyan salih amellere yöneldiler. Bu çalışmaları bir yük bir angarya olarak görmediler, bilakis lezzete dönüştürdüler. Başlarına gelen sıkıntıları göze alacak hale geldiler. Toplumdan, aileden, imkanlardan, şehirden, geçim vasıtalarından, lezzetlerden kopma riskini dert etmediler. Toplumun kınamasına, kralın tehditlerine aldırış etmediler. Yakın ve uzak çevre ile karşı karşıya gelmeye hazırdılar.Onlar bir grup genç, salih arkadaş grubu idi. Kalpleri birbirlerine irtibatlandırılmış, dost olup yakınlaşmış gençlerdi. Şirkten uzaklaşan tevhide yaklaşan gençler bir araya geldiler. Din birliği kalp birliğini getirmişti.
Kişinin arkadaş çevresi hem dünyasını hem de ahiretini etkilemesi açısından önem taşır. Rasulullah (sav):
Ruhlar bölük bölük askerlerdir. Onlardan kalu belada tanışanlar dünyada yakınlık kesbederler. İhtilaf edenler de ihtilaf ederler.(Ebu Davud ,Edep 19)
Bu gençler kıyam ettiler. Biz buyuz deyip ayaklandılar. Kıyam doğrulmak, doğrultmak anlamına gelmektedir. Kıyam müminin diniyle beraber ayağa kalkması, doğrulmasıdır.
Ashab-ı Kehf’in kıyamını namazdaki kıyama benzeterek açıklamak mümkündür. Kılınan namazlar yaşam için bir eğitim programı gibi düşünülebilir. Namazdaki kıyam için belirli hazırlıklar yapılacaktır. Görünür ve görünmez pisliklerden temizlenilecektir. Rastgele değil uygun vakit beklenilecektir. Doğrultu, yön yani kıble iyi tespit edilecektir. En büyüğün Allah olduğu ortaya mutlaka konulacaktır. Kıyam işte böylece başlayacaktır. Artık okunacak, kıraat edilecek ve Allah ile diyalog makamında olunacaktır.
Böylece kıyam eden, ayaklanan Ashab-ı Kehf ’in topluma ilk aktardıkları tevhidi anlatmak ve küfrün pisliğini ortaya koymak olmuştur. Kabuklarını yırtıp dışarı çıktılar. İmanlarını kalbe hapsetmediler. Dini sosyal hayata taşıdılar. Çevrelerini de düzeltmek istediler. Toplumda karşılığı olmayan bir din istemediler. İman ve fazilet uğruna üstün cesaret göstermenin gerektiğini hatırlattılar. Gerçek güç kaynağının Allah olduğunu ve Allah’la beraber olunursa güçsüz olunamayacağını en güzel şekilde duyurdular.
Gerçek güç kaynağının göklerin ve yerin Rabbi olan Allah (azze ve celle) olduğunu söylediler. Her şey Allah’ın dediği gibi olmalı, yapılacak ve yapılmayacak her şey de O’nun rızası gözetilmeli ve böylece Allah’a kul olunmalıdır. Tüm mevcudatı yaratan ve her şeye bir program çizen Allah (cc), insanoğlunun bireysel ve toplumsal hayatının her bir kısmında neyi nasıl ne zaman yapacağını belirlemiştir. ‘İrademizi Allah’ın dışında olanların belirlemesini istemiyoruz, onlardan bir beklentimiz de yok. O’ndan başkasına yalvarıp yakarmayacağız’ dediler.
İman delile dayanmalıdır. Taklitle, saçma sapan, kaynağı belli olmayan şeylerle din sahibi olunmamalıdır. Aksi halde çirkin şeyler söylemiş oluruz dediler.
devamı nasipse yarın…

Neşe Kutlutaş

Etiketler