Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Bu toprağın çocukları

Bu toprağın çocukları

Müşrikler/münafıklar birlik olup Müslüman yurdunu talan ediyor. Onların isimlerinin önlerine arkalarına İslam ibaresi koyarak konuşan birini gördüğümde zıvanadan çıkmamak için arkamı dönüp uzaklaşıyorum. Sonra şahit olduğum veya dinlediğim merhamete adanmış işler geliyor aklıma. Müslümanlığım tazeleniyor.

İbrahim Suyanı

“Kim bir mümin kardeşinin dünyaya ait bir sıkıntısını giderirse, Cenab-ı Allah da onun ahirete ait bir sıkıntısını giderir. Yine kim iman sahibi bir kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah-ü Zü’l-Cemâl de onun ihtiyacını giderir. Kim de inanmış bir kardeşinin herhangi bir kusurunu gizlerse, Settar olan Yüce Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. -Unutulmasın ki- kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır.” (Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat; biraz farklılıkla: Buhari; Ebû Davud; Tirmizî.)

Üç gün önceki gazetede Suriyeli çocukların mektuplarıyla ilgili haberi görünce yıllar önce okuduğum aşağıdaki yazı geldi aklıma. Bir de İHH; onları anlatmak için fazladan bir şey söylemeye gerek yok. Yaptıklarını çıkartın aradan, geriye kalan şeylerin yekûnuna bir bakın. İHH, oradaki kocaman boşluğu dolduran şey işte. Allah (Azze ve Celle) işlerini bereketlendirsin.

Başka ne yazılabilir bilmem. Bu ruh halinden başka bir şey çıkmasının manası da yok zaten. Müşrikler/münafıklar birlik olup Müslüman yurdunu talan ediyor. Onların isimlerinin önlerine arkalarına İslam ibaresi koyarak konuşan birini gördüğümde zıvanadan çıkmamak için arkamı dönüp uzaklaşıyorum. Sonra şahit olduğum veya dinlediğim merhamete adanmış işler geliyor aklıma. Müslümanlığım tazeleniyor. Demem o ki; (söz temsili) dinlediğim bütün itirazlara hak vermem gerektiğini varsaysam da bir çırpıda silip atıyorum üzerimden. Ülkemizin geleceğine olan itimadım artıyor. Allah (Azze ve Celle) umutlarımızı hakikat eylesin. Amin.

“Birkaç gün önce bir ziyafet için davet almıştık. Gökten indirilen rahmet sofrasına. Altısı çocuk on kişilik kocaman bir yoksulluğun tam ortasında duruyordu rahmet. Çoğu kez günde bir öğünle geçiştirilen ve o bir öğünün sonrasında ise ne yenileceği bilinmeyen bir yoksulluğun.

Bir yıl boyunca evinizi her gece kaç mumla aydınlatabilirsiniz? Üç mumun bir ekmek parasına denk düştüğünü de ekleyin hesabınıza. Gerçi ev biraz küçük, bir buçuk oda. Çok fazla mum gerekmez değil mi ama. Adam, onca yoksulluğun altında ezilirken bir de iş olarak hamallık yapıyor iyi mi… Yük üstüne yük. Kaldır kaldırabilirsen.

Kadın, karanlıkta ha bire kırılan bardakların ellerini kesmesinden şikâyetçi. On üç yaşındaki kız çocuğu, komşunun evinde seyrettiği bir reklamda gördüğü sucuklu yumurtayı hiç yiyememekten. Bu arada; Ankara merkez tam 20 kilometre. Hızlı yürüsen dört saat, arabaya binsen bir öğün yemek. Git gidebilirsen.

Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Ben arabadan inemedim bir vakit. Hasan’ın üzerinde mont vardı ve üşüyorduk, çocukların yüreğindeki sıcaklıkla ısınmadan önce.
Gıdalar bırakıldı eve. Belki iki ay üç öğün yemek kadar. Tabaklar dolu dolu. Bir öğünde sahanda sucuklu yumurta ve makarna; yanında mercimek çorba var ama. Öbür öğünde ise zeytinyağlı. Kahvaltı en az üç çeşit bundan böyle. Biz gittiğimizde iki yufka, bir kilo kadar patates ve domates vardı evde. Bir de baba, üç beş ekmek getirdi bir poşetin içinde kederleriyle birlikte. Çocuğun yolda gelirken fark ettiği babasına doğru koşuşunu görmeliydiniz; ‘Babaaa, biraz önce melekler uğradı bize’. Çocuk babasına doğru koşuyor, Hasan ile Mehmet Fatih birbirlerine bakıp kalıyorlar biraz mahcup. Yapılan iyiliğin eksik kalmış olabileceğini düşünerek hissedilen mahcubiyet. Ey Müslüman’ın merhamet dolu yüreği; Allah’ın (Azze ve Celle) nazar ettiği mübarek yer. Kıyamet kopmamışsa senin sebebinledir.

Adam geldi, oturup konuştular bir zaman… Oradan ayrılırken ne onlar adamın adını sormuşlardı ne de adam bizim adlarımızı biliyordu.
Mahalleye geldiğimizde bizi, ziyafette davet eden Yavuz kardeşimizin eski bir komşusu karşılamıştı tevafuken. Dönüşte onun evinin önündeki düzlükte çay içtik, soğan ve peynir yedik. Ben biraz da kekik topladım sonrasında. Bize çay ikram eden beyefendinin de evinde elektrik yoktu. Diğerlerinden daha küçük üç çocuğu da onun var. Hepsi neşeli, tertemiz çocuklar. Ev sahibi sürekli tebessüm ediyor. Hiç şikâyet etmedi halinden. Öyle bir yolcu edişi vardı ki bizi, yüreğimizi eritti. Belki de ezildi içi. Komşuya yapılan yardımdan biraz da ona düşse; isterdi hani. Hasan bir iki cümleyle adamın ahvalini sordu Yavuz’a. Arabayı durdurdu, gitti adama sarıldı. Adam belki kalbinden geçirdiğine mahcup, belki de eline bırakılan paranın sevinciyle; biz gözden kayboluncaya kadar kaldı öylece.

Birkaç gün önce bir ziyafet için davet almıştık. Gökten indirilen rahmet sofrasına. Altısı çocuk on kişilik kocaman bir yoksulluğun tam ortasında duruyordu rahmet.

Yüreğinizdeki merhamet eksilmesin asla. Yoksa kim gider akşamüzerleri yoksulların kapısına.” Alperen Dergisi/Ağustos 2002
Bundan yıllar sonra, bir hafta kadar önceydi, iki arkadaş, her zamanki mutat muhabbetleri için buluştular. Hava soğuktu ama toprağın üzerinde oturup, yanlarındaki termosla taşıdıkları çaydan içtiler. Kalkıp eksik ihtiyacını temin için alış verişe çıktıklarında; yol ağızında oturan Suriyeli olduğunu öğrendikleri kadını ve on üç on dört yaşlarındaki çocuğunu gördüler. Çocuğun ayakkabısı yoktu. İki arkadaştan biri, işlerini biran önce halletmek için vedalaşıp ayrıldı arabasına binerek. Diğeri bina içerisindeki kunduracıdan bir ayakkabı alıp çocuğa verdi. Yapacağı alış verişi azalttı. Arabasına atlayıp giden geri döndüğünde, kadın gitmişti. Yanında parası yoktu. Yürüyerek yapması gereken işleri halledip kendi ayağındaki ayakkabıyı çocuğa vermek için geri dönmüştü. Kadını göremeyince üzüldü. Sonra arkadaşını aradı; “Kaçırdık” dedi. “Neyi kaçırdık?” dedi arkadaşı. “Rahmet karşımıza çıktı ve biz ona sarılamadık”. Bunun üzerine, kendisi gittikten sonrasını anlattı arkadaşı.
Ben nasıl keyiflendiklerini, bu iki gözümle gördüm. Cennette birer evleri olmuş gibiydiler.

Suriyeli çocukların mektuplarını okumuş ve yukarıdakini dinlemiş biri olarak ben başka ne yazayım dostlar. Ne gereği var. Yardım bekleyen muhtaçlar var ve biz Müslümanız. Bizim Müslümanlığımız onların ihtiyaçlarını azalttıkça artacak.
Bu yazıyı okuyup eve dönmeden önce ihtiyacı olan birine bir iyilik yapma fırsatıyla karşılaşmadıysanız eğer, kısmetsizliği kendinizde değil bu yazının bereketsizliğinde arayın. Dua ediniz Allah (Azze ve Celle) sözlerimizi hayırla, hayırlarımızı bereketle nimetlendirsin.

Ebubekir Kurban yazmış (Türkiye Sevgisi İmandandır), benim ayrıca yazmaya çalışmam abesle meşgul olmaktır. Varıp ondan okuyalım:
“Bu toprakların çocukları, Allah’ın (Celle Celalühü) arzının 783 bin kilometre kareyle sınırlı olmadığının idrakindedirler. Bu toprakların çocukları büyük bir medeniyetin üzerinde oturduklarının hep farkında oldular. O yüzden kişi başına düşen milli gelirleri iki bin doların altında da olsa, kendilerini ‘refah ülkesi’ diye adlandıran, milli gelirleri on binlerce doların üzerinde olan ülkelerin sömürdüğü başka memleketlerin, başka mazlumların yardımına yalın ayakları ile koştular. Onlar garip gurabanın, kimsesizlerin, yolda kalmışların, düşkünlerin yanında olmayı bir ibadet telakki ettiler. Bu toprağın evlatları, bazen Somali’de, dünyanın en güzel tebessüm eden çocuklarının ağlayan gözleri; bazen de Osmanlı’nın emaneti Açe’de umutlara dokunan müşfik eller oldular. Balkanlarda, Kafkaslarda, Afrika’da, Uzak Doğu’da hep sevgi ile karşılandılar. İlmin kapısı olan ve cenkleri dilden dile anlatılan Hazreti Ali’nin kahramanlığıyla, Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmeti ile, Ahmet-i Hani’nin bilgeli ile ‘Dicle kıyısındaki kuzuyu kurt kapsa benden hesap sorulur’ diyen Hazreti Ömer’in (Radıyallahu Anh) kaygılarıyla diğergâmlığın şahikası oldular. Onlar izi yolu kaybolmuş köylerinden, ekmeği olmayan evlerinden Bosna’yı, Karabağ’ı, Filistin’i, Türkistan’ı düşündüler hep. Bundan sonra da büyük, bereketli coğrafyamızın dört bir yanında aşkla koşmaya devam edecekler inşallah.

Bu toprakların çocukları, birbirlerini ve tüm mazlumları Allah (Celle Celalühü) için severler; birbirlerine Allah (Celle Celalühü) için arka çıkarlar. Allah (Celle Celalühü) için bir araya gelirler. Sevinçler de hüzünler de Allah (Celle Celalühü) içindir.”

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!