Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Bugünün Türkiye’sini anlamak isteyenlere bir rehber olarak Abdürreşid İbrahim Efendi

Bugünün Türkiye’sini anlamak  isteyenlere bir rehber olarak Abdürreşid İbrahim Efendi

1905 yılına gelinirken artık Rus Çarlığı çatırdama sinyallerini vermeye başlamıştı. Japon yenilgisi ve ardından başarısız ihtilal girişimi Rusya’da geçici de olsa bir hürriyet havası estirdi. Bu durumdan yararlanmak isteyenlerin başında Abdürreşid İbrahim vardı.
Müslümanların münevver kesimi ve zenginlerinin katılımıyla Mekerce’de büyük bir toplantı yapılması kararlaştırıldıysa da, Rus yetkililer buna izin vermedi. Bunun üzerine onun teklifiyle gizlice Oka nehrinde, kiralanmış bir gemide yapıldı. Toplantı sonunda Rusya’daki Müslümanların meselelerinin bir çatı altında müzakere edilmesi ve savunulması fikri kabul edildi. Abdürreşid İbrahim Petersburg’a döndüğünde Müslümanların birlik olmalarının ehemmiyetini dile getirdiği “Bin Üç Yüz Senelik Nazra” adlı eserini neşretti.
13 Ocak 1906’da gerçekleşen ikinci toplantıda Abdürreşid Efendinin hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oybirliğiyle kabul edildi. Rusya Müslümanlarının muhtariyet meselesi gündeme getirildi.
Ancak hürriyet ortamı bitmiş, zulüm geri dönmüştü. Abdürreşid İbrahim’in dergileri kapatıldı ve Rusya’da kalmak can güvenliği için tehdit oluşturmaya başladı. Bunun üzerine Rusya’dan ayrılmaya karar verdi.
Abdürreşid İbrahim Efendi Batı ve Doğu Türkistan’ı kapsayan bir senelik seyahatinde bir taraftan ileri gelen kimselerle görüşerek Rus hükümetine karşı ortak hareket edilmesi için uğraşıyor, öte taraftan da medreselerin ıslahı ve yeni usul mekteplerinin kurulması için çalışıyordu. Memleketi Tara’ya döndükten kısa bir süre sonra ailesini alarak Kazan şehrine yerleştirdi. Kazan’da hemen siyasi faaliyetlere başlayarak 4. Müslüman Kongresi’nin toplanması için hazırlıklara girişti. Yine gizlice bir gemide gerçekleşen toplantıda eğitimle alakalı bir komite oluşturularak öğretmenlik yaşına gelmiş Kazan bölgesindeki gençlerin İstanbul’a gönderilerek eğitim almaları kararlaştırıldı. Bu sayede birçok genç Türkiye’ye geldi.
1908 Eylül’ünde seyahatinin kalan kısmını tamamlamak üzere Kazan’dan yola çıktı. Seyahate çıkışını şöyle anlatmaktadır: “Önümde bir giden, arkamda bir çeken yok idi, yalnız himmet kemerini bele bağlayarak, tevekkül asâsını ele aldım. Yalnız ilâ-yı kelimetullah (Allah adını yüceltme) halis niyetiyle, Allah ipine sarılma fikrini tervic ve takviye mukaddes emeli uğruna çoluk çocuğumu ve mini mini ciğerparelerim olan masumlarımı Allah’a emanet ederek yola çıktım.”
Sibirya üzerinden Moğolistan-Mançurya’ya geçerek başladığı yolculuk Japonya’ya uzandı. Abdürreşid İbrahim kaldığı süre içinde Japonya’da büyük ilgiyle karşılandı. Japon imparatorluk ailesi ile yakın dostluk kurdu. Japon eğitim sistemini yakından inceledi. Düzenlenen toplantı ve konferanslara iştirak etti. Meramını anlatacak kadar Japonca öğrendi. İslam hakkında misyonerler tarafından yayılan yanlış kanaatleri yıkmak için gayret sarf etti. Japon gazeteleri bu konuşma ve konferansları ertesi gün okuyucularına aktardığından hayranları gittikçe arttı. Bazı üst düzey Japon diplomatlar Müslüman oldu. Onların da gayretleri ile Abdürreşid İbrahim Asya Savunma Gücü adlı derneği kurdu. Bu derneğin amacı Batılı devletlerin emperyalist politikalarına ve Rusya’nın zulmüne karşı Uzakdoğu halkları arasında dayanışma ve yardımlaşma idi. Başkanlığına da eski bir Samuray olan ve İslam’a girerek Ebubekir adını alan Japon diplomat Ohara getirildi.
Dernek, Daito isimli bir de broşür çıkarmaya başladı. Öte yandan Tokyo’da bir cami için arsa alınarak yapımına başlandı. Abdürreşid İbrahim Efendi, Japonya’daki faaliyetlerini ve Japonya’ya dair izlenimlerini Mehmed Akif’in başmuharrirliğinde yayımlanmakta olan Sıratı Müstakim mecmuasına gönderdiği mektuplarda ‘Japonya mektupları’ başlığıyla ve ‘Sibiryalı Abdürreşid İbrahim/Tokyo’ imzasıyla neşredilmiştir.
Abdürreşid İbrahim Efendi yaptığı çalışmaları değerlendirmek için İstanbul’a dönmek üzere Japonya’dan ayrıldı. 1909 Haziran ayı ortalarında Kore’nin Pusan limanına vardı. Kore’de bir hafta kalıp ardından Çin’e geçti. 7 Ağustos 1909 tarihinde Singapur’a vardı. Bura halkı da kendisini büyük bir coşku ile karşıladılar. Adada bulunduğu müddetçe Müslümanlara İttihad-ı İslam ağırlıklı vaazlar ve sohbetler yaptı. Oradan Hindistan’a geçti.
İngilizler Abdürreşid İbrahim gibi bir ismin bu topraklarda bulunmasından son derece rahatsız oldular, onu taciz ettiler, nezarete attılar, peşine casuslarını saldılar. Hindistan’da daha fazla kalmasının tehlike arz etmesi üzerine 7 Ekim 1909’da, Ömer Yamaoka ile birlikte Bombay’dan gemi ile Hicaz’a hareket etti. 1910 yılında haccını ifa eden Abdürreşid İbrahim Efendi Hicaz demiryolu ile Beyrut’a, oradan da gemi ile İstanbul’a geldi.
Abdürreşid İbrahim Efendi’nin neredeyse her seyahat öncesi ve sonrası İstanbul’a uğraması yol güzergâhının uygun olması sebebiyle değildi. İlk ziyaretinden itibaren İttihat ve Terakki Fırkasına bağlı kişilerle teması olmuştu. Bu ilişki son yolculuğundan dönüşte de devam etti. Onun İttihat ve Terakki Fırkasına bağlı çalıştığına dair bir kayıt olmamakla beraber, Teşkilat-ı Mahsusa faaliyetlerine katıldığını söylemek mümkün.
İstanbul’a geldikten sonra Hariciye nezaretine Osmanlı vatandaşlığına geçmek için bir dilekçe verdi. Sırat-ı Müstakim dergisince düzenlenen konferanslara katıldı. Bursa ve İstanbul’da tertip edilen konferansların konusu Alem-i İslam’ın durumu idi.
İstanbul’da Sultanahmet, Ayasofya, Şehzadebaşı Camilerinde vaaz tarzında yapılan bu konferanslarda cemaat dışarılara taşmıştır. Bu konferanslarda Abdürreşid İbrahim Efendi “Sibiryalı Meşhur Seyyah-ı Şehir” veya “Hatib-i Şehir” diye takdim ediliyordu. Mehmet Akif bu konferansları “Süleymaniye Kürsüsünde” adıyla neşretmiştir.
İstanbul’da Sultanahmet civarında bir eve yerleşen Abdürreşid İbrahim Efendi boş durmadı. Tearüf-i Müslimin adıyla bir dergi çıkardı. Bu dergide Müslümanların birbirini tanımasını, dertlerini öğrenmesini ve bir uhuvvetin teessüsünü hedef alıyordu. Diğer yandan merhum Eşref Edip beyin gayretleri ile “Alem-i İslam” adlı hatıratı İstanbul’da basıldı.
Abdürreşid İbrahim bu sıralar Said Nursi ile de tanışır. Said Nursi Abdürreşid İbrahim’den aldığı bilgileri 1910’da Şam’da verdiği meşhur hutbede nakletmiştir.
1911 senesinde İtalyanların Libya’ya ansızın saldırması üzerine Abdürreşid İbrahim hemen Trablusgarb’a, cepheye gitmeye karar verdi. “Şaşkınlıklar zail olur olmaz herkes dar-ül harbe gitmeye başladı. Ben de duramadım, bir ateştir kalbimi kapladı. Gitmeden rahat olmazdım. Vakıa ben yaşlıyım, benim elimden bir şey gelmez. Fakat hiç olmazsa cihad edenlere su vermeye yararım.”
İki arkadaşıyla birlikte önce Mısır’a oradan da deve kiralayarak Libya’nın Sollum şehrine ulaştılar. Buradan da şiddetli çatışmaların sürdüğü Derne’ye vardılar. Çok az sayıdaki Osmanlı subayının ve Libyalı Müslümanların direnişi onu çok sevindirdi. Trablusgarp’ta beş ay kaldıktan sonra İstanbul’a döndü.
1912 yılında başlayan Balkan Savaşında Edirne’nin düşman çizmesi altına girmesi üzerine “İslam Dünyası” adlı dergide bütün dünya Müslümanlarını cihada çağırdı. Her tarafta maddi yardım ve gönüllü toplanmaya başladığı haberleri geliyordu. Japonya’da Edirne’nin düşüş haberini bazı gazeteler siyah çerçeveler halinde halka duyurmuşlardı.
Birinci Dünya Savaşında da yine onu hep değişik yerlerde görüyoruz. Sarıkamış’ın Ruslar tarafından işgali üzerine Sarıkamış’a da gider.
Bir ara Teşkilât-ı Mahsusa’nın emri ile Muhammet Kazakov ve Alimcan İdris ile birlikte Birinci Dünya Savaşında Almanlar tarafından Rus ordusundan esir edilen Müslüman esirler arasında dolaştı. Esir kamplarında verdiği vaazlarla onları halifenin safında çarpışmaya ikna etti. Bu esirlerden bin 500 kadarıyla “Asya Taburu” adı verilen gönüllü bir tabur oluşturularak Irak cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderildi.
1912 yılında Osmanlı vatandaşlığına kabul edilen Abdürreşid İbrahim, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa adına başka vazifeleri de yerine getirdi. Bunlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili görevlerdi. Bu arada Avrupa’da katıldığı konferans ve toplantılarda her fırsatta mazlum Rusya Müslümanlarının sesi soluğu oldu. Bu sıralar Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler cemiyetinde Rusya’daki Müslümanların temsilciliğini yaptı.
1918 Ekim ayında Talat Paşa hükümetinin istifası ve Mondros Antlaşmasının imzalanması onu çok etkiledi. Yürüttüğü faaliyetlerle ilgili olarak Talat Paşa hükümetinden her zaman destek görmüştü. Aynı sene memleketini ziyaret niyetiyle İstanbul’dan ayrıldı. Beş sene süren bu seyahatinde de Rusya’daki Bolşevik devriminin oturma sancılarını ve devletsizliğin ve anarşiliğin ürperticiliğini bütün çıplaklığıyla gördü.
Rusya’ya geçen Abdürreşid İbrahim buradan Uygur diyarına doğru yola çıktı. Büyük iltifat ve ikramlarla karşılaştı: “Azami derecede yaptıkları ikramın başlıcası Türkiye’den gelmekliğimizden neşet ediyordu. Mevizeler irad ederek memleketi dolaşmaya başladık. Ahali-i İslamiye yalnız bir şeyden son derece muzdarip bulunuyordu. O da Sakarya’ya ve Ankara yakınlarına Yunanlıların gelmesi idi.”
Kurtuluş Savaşının kazanılması her yerde olduğu gibi Türkistan’da da çok büyük bir sevinçle karşılanmıştı; “Hemen camiye koştum. Yüzlerce muvahhidin sevinç gözyaşı dökerek Rabbülalemine münacatta bulunuyor, secde-i şükrana kapılıyorlardı”, “Herkesin ağzında; ‘Halife ordusunun ve onun vekili Gazi Mustafa Kemal’in ismi dolaşıyordu.”
“Türkistan-ı Çini’ye” yaptığı seyahatten dönen Abdürreşid Efendi, Kremlin’deki idarecilerle yakın ilişkiye girerek onların şerrinden Türk halkının zarar görmemesine çalıştı. Ama Bolşevik idarenin gittikçe Rus şovenizmine dönüşmesi üzerine Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye’ye dönüp 1925 yılından itibaren Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin Böğrüdelik köyüne yerleşti. Onun buradaki hayatını, Lozan Konferansı sırasında Türk Delegasyonu ile Rus temsilciler arasında kurulan dostane ilişkiler sebebiyle bir nevi zorunlu ikamet olarak kabul etmek gerekir.
Türkiye’de ailesi ve dostları arasında güzel günler geçirmesine rağmen onun aklı fikri İslami hizmetlerinin ilk tohumlarını attığı Japonya’daydı. 1933 senesinin Ağustos ayında İstanbul’dan yola çıktı ve 12 Ekim’de Tokyo’ya vardı. Japonya halkı onu büyük coşku ile karşıladı. Japon basını da büyük ilgi göstererek, kendisi ile Müslüman dünyasını durumu ile ilgili çok sayıda röportaj yaptılar.
1935 senesinde Türk vatandaşlığından çıkartılan Abdürreşid İbrahim Efendi Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile oldu ve buranın fahri imamlığını yaptı.
O son rüyayı ömrünün sonuna kadar anlatmaktan vazgeçmeyen Abdürreşid İbrahim Efendi, 17 Ağustos 1944’de arkasında büyük bir iz bırakarak asıl vatanına gitmek üzere dünyadan ayrıldı. Bu onun son seyahatiydi. Cenazesine iştirak etmek isteyenlerin çokluğu üzerine üç gün bekletildikten sonra toprağa verildi. Allah (Azze ve Celle) rahmet eylesin. Kabri, Tokyo-Tama Türk mezarlığındadır.

Daha fazlası için okuma önerisi:
İsmail Türkoğlu; “Balkan Savaşları İçinde Bir Tatar Hemşirenin İstanbul Hatıraları”. İstanbul Araştırmaları sayı 6 – 1998
Prof. Nadir Devlet; “1. Dünya Savaşında Osmanlılar Safında Çarpışan Tatar Taburu”. 13. Türk Tarih Kongresi Eylül 1999
Prof. Nadir Devlet; “Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi”. TTK yayınları Ankara 2014
Abdürreşîd İbrâhîm; “Âlem-i İslâm ve Japonya’da İslâmiyet’in Yayılması”. İşaret Yay.
İsmail Türkoğlu; “Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim”. Türkiye Diyanet Vakfı Yay.
“Böğrüdelik Köy Rehberi 100. Yıl Anısına”. Böğrüdelik Köyü Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Yay.
Salih Samarri; “Abdürreşid İbrahim’in Dilinden Cemaleddin Afgani”
Namık Kemal Karabiber; “İslam Birliği, Abdurreşid İbrahim ve Mehmed Akif”. Köprü Dergisi 108. Sayı
Mehmet Akif Ersoy; “Safahat”
A. İbrahim; “Çoban Yıldızı”. Hazırlayan Prof. Seyfettin Erşahin – Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yay. 2015

Etiketler