Son Dakika

Çanakkale milletimizi dirilten bir destandır

Çanakkale'de verilen mücadelenin yalnızca Türk tarihinin değil dünya tarihinin akışını etkilediğini ifade eden Eraslan, ölmeyi emreden komutanlar ve ölüme gönüllü giden askerlerin karşısında sömürü zihniyetinin hezimete uğramasından çıkarılacak dersler olduğuna vurgu yaptı.
Çanakkale milletimizi dirilten bir destandır

Çanakkale cephesinde alınan galibiyetin dünya ülkelerinin güç dengelerini değiştirdiğine dikkati çeken Cezmi Eraslan, yenilmez gözü ile bakılan itilaf devletlerinin yenilebileceğinin görüldüğünü belirtti. Çanakkale Zafer’inin 1. Dünya Savaşı’nın en az iki sene uzamasına yol açan bir olay olduğunu söyleyen Eraslan, “2 senelik zaman demek İngilizler için milyonlarca sterlin para demektir, sömürgelerden harcanan yüz binlerce asker demektir ve en önemlisi de zaman demektir. Savaş sürecinde baskın basanındır. Gelir saldırırsınız işi bitirirseniz ne mutlu, bitiremediyseniz karşı taraf direnebileceğini hissettiği anda bu iş uzadıkça uzar. Çanakkale millete bunu gösteren bir hadisedir.” İfadelerini kullandı.

Prof.Dr. Cezmi Eraslan

Muhabirimiz Büşra Kılıç, 104. Yıldönümünde Çanakkale Zaferi’ni İstanbul Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan ile konuştu.

 

Tarihimizin en önemli zaferlerinden biri olan 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 104. yıldönümünde İstanbul Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan ile Çanakkale Zaferi’nin ülkemiz ve dünya açısından önemi, zaferin kazanılmasındaki dönüm noktalarını, Kara ve Deniz Muharebeleri’nin önemli detaylarını Diriliş Postası’na anlattı.

Çanakkale Zaferi’nin Türkiye ve dünya açısından önemi nedir?

Dünya açısından önemine bakacak olursak, 1. Dünya Savaşı’nı beklenenden fazla uzattığı ve insan, para, zaman ve malzeme kaybına sebep olduğu için önemlidir. Bizim açımızdan önemi ise, Balkan Savaşları’nda büyük bir yenilgiye uğramış Türk ordusunun burada da dayanamayacağı beklentisi yıkıldı, destansı bir direniş gösterildi. Bu hem Osmanlı toplumuna, hem de İslam dünyasına emperyal saldırıya karşı konulabileceği ümidini verdi. Çanakkale cephesinde itilaf devletleri başarılı olsaydı öncelikle İstanbul’u alacaklardı. İstanbul’un alınması demek başkentin düşmesi demektir. Başkentin düşmesi demek Osmanlı’nın savaştan çıkması demektir. Bu çerçevede Almanya’yı avrupada sıkıştırma imkânları olacaktı. Cephe zaten bu yüzden açıldı. Ayrıca buradan itilaf devletleri, müttefikleri Çarlık Rusyası’na yardım götürecekti. Ama bunu yapamadılar ve 1917’de Rusya’da ihtilal oldu ve Çarlık yıkıldı. Rusya’nın savaştan çekilmesiyle, 1894’den bu yana uğraşılarak oluşturulan 3’lü ittifakın doğu kanadı çöktü. Batı kanadında İngiltere ve Fransa’nın özellikle Ortadoğu için savaşın bitiminden sonra paylaşım aşamasında birbirlerine düşmesine yol açtı.

İNANCIMIZ İMKÂNLARIMIZDAN DAHA GÜÇLÜYDÜ

Çanakkale Zaferi’ni ‘Destan’ yapan nedir?

Osmanlı’da 1880’lerin sonundan itibaren başlayan ve 2. Abdülhamid tahttan inene kadar devam eden bir savaşa hazırlık süreci vardı. Hem İstanbul Boğazı, hem Karadeniz Boğazı için hem de Akdeniz Boğazı yani Çanakkale Boğazı dediğimiz yer için çok ciddi manada modern tahkimat çabaları gösterildi. 2. Abdülhamid Dönemi’nde Çanakkale’nin savunması 4 hat üzerinde oluşturulmuştur. İtilaf devletlerinin 18 Mart’ta geçip içeri girdiklerinde karşılaştıkları ve gemilerin batmalarına yol açan tabya direnişleri 2. hattadır. Dolayısı ile 1. hatta olmasa 2.’sinde, 2.’sinde olmasa 3. hatta topların menzilleri bu işi halledebilecek seviyededir. Ama 3. hatta gerek kalmadan 2. hatta bu iş bitirilmiştir. Bahsettiğimiz savaşa hazırlanma çabaları iflas etmiş ekonomi ile yapılmaya çalışıldı. 2. Abdülhamid’i önceki padişahlardan ayıran ya da bugün bile çok övgü ile değerlendirmemize yol açan şey bütün o sıkışık ekonomik hale rağmen ülkenin güvenliğini sağlamak konusunda büyük harcamalar yapabilmesidir. Maddi manada çok ciddi sıkıntılar olmasına rağmen Çanakkale’deki toprak siperleri taşlarla, kargir yapılarla daha dayanıklı hale getirilen bir çalışma süreci gösterilmiştir. Ancak İngiltere’nin, Fransa’nın büyük savaş gemilerinin menziline ulaşan toplar yoktur. En az 2 bin metrelik bir fark vardır. O yüzden de 18 Mart öncesi 1 ay boyunca itilaf donanması Seddülbahir ve Kumkaleyi dövmüştür. Dolayısıyla destanlaşma tarafı biraz da buradandır. Yokluk en üst seviyededir. imkânlarımız, batı ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildir. Ancak bu destan, devlet ile fertlerinin bir arada ortaya koydukları bir destandır.

DESTANIMIZ ŞAHADETE YÜRÜYEN ASKERLERİMİZDİR

Asıl destanlık kısım, 25 Nisan günü başlayan Kara Muharebeleri kısmıdır. Nisan ayından, yıl sonuna kadar göğüs göğüse, omuz omuza bir çarpışma söz konusudur. Zaman zaman siperler arasındaki mesafe 3-5 metreye kadar düşmüştür. Bizim ordumuzun silahları itilaf devletlerinin silahları kadar gelişmiş değildir. Çok çeşitli kaynaklardan silah temin ettiğimiz için malzemesini bulmakta ciddi sıkıntılar yaşanmıştır. Dolayısı ile mücadeleye hep bir adım geriden, hep bir şey eksik başlıyorsunuz. Ama itilaf devletlerinin askerlerinin hemen hepsi subaylar haricinde sömürge askerleridir. Niçin savaştıkları noktasındaki motivasyon bizim askerlerimizle karşılaştırılamayacak kadar zayıftır. Türk askerlerine baktığınız zaman her türlü sıkıntıya, zorluğa rağmen vatanlarını savunmaktadırlar. Çanakkale’de ağırlıklı olarak siper harbi yapılır. Siperden çıkıp saldırıya geçtiğiniz zaman karşı taraf makineli tüfek ile sizi tarıyor. İlk hattan hücum eden askerlerin %99,9 u şehit olma durumunda. Yani Çanakkale’de şahadete yürüyen bir asker grubu söz konusu. O yüzden Çanakkale ‘Destan’dır.

Çanakkale Muharebesi’nin bir zafere dönüşmesindeki dönüm noktası olan olay nedir?

18 Mart’ın bir hafta 10 gün öncesi Nusret Mayın Gemisi’nin karanlık limana torpil döşemesi bir dönüm noktasıdır. 18 Martta o torpillere çarparak gemiler hasar almıştır.

Türkiye’nin coğrafyası, özellikle boğazlar, batı, kuzey kesim kıyı coğrafi yapısı itibari ile kolay işgal edilebilecek yerler değildir. Çanakkale’de kara çıkarması 4. Hattın arkasına yapıldı. O yüzden Bolayır’daki Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı müdahale belirleyicidir. Hazırlığınızı yaptıysanız Çanakkale’de bir netice almaları zaten mümkün değildi. Yeter ki orada siperdeki asker buna inanabilsin. Ölmeyi emreden komutanlar ve ölüme gönüllü giden insanlar var. Böyle bir kuvvet karşısında sömürü zihniyeti ile gelen bir gücün başarı şansı zaten yoktur.

SÖMÜRGE ASKERLERİNİ CEPHEYE SÜRDÜLER

O devletler de doğrudan kendi askerlerini değil sömürgelerinden getirdikleri askerleri kullandılar. İngiliz Savaş Bakanlığı’nın Propaganda Bürosu, Hindistan Müslümanları askerlerini, güya dinsiz ittihatçılar halifeyi esir etmiş, biz halifeyi kurtarmak için oraya gidiyoruz diyerek kandırdılar. Çanakkale’de bize karşı savaşmak için geldiler. Geldiklerinde bakıyorlar ki karşı tarafta ezan okunuyor, tabur imamları var, insanlar namaz kılıyor işte o zaman kandırıldıklarını anlıyorlar. Kaçabilen kısım Türk tarafına iltica etmek istiyor, kaçamayan veya buna cesaret edemeyen de tetik çektiği işaret parmağına ateş ediyor ve Müslüman kardeşine karşı savaşmamak için kendini sakatlıyor. Büyük devletlerin, bugün de gördüğümüz gibi kendi çıkarları için çok kolay şekilde ölüme gönderecek piyon bulmakta ayrı bir başarıları var. Bunu kabul etmek lazım.

Çanakkale ruhunu diri tutmak için ne yapmalıyız?

Hatırlamak ve emeğin hakkını vermek lazım. 18 Mart’ın olabilmesi için 1880’lerden itibaren Osmanlı Padişah’ı 2. Abdülhamid’in çok ciddi çabaları var. Çanakkale derken onu hatırlayacağız. Cephede bombardımana açık alanda canını hiçe sayarak nöbet tutan askerleri, onların emeğini hatırlamalıyız. Kara Muharebeleri’ne bakarsak, gözünü kırpmadan mitralyözün önüne bir manada biçilmeye çıkan askerin fedakârlığını hatırlamak lazım. Komutanları hatırlamak lazım. Zaferi kazandıran orada o askerlerin ölümü hiçe saymasıdır. Bunu görmek ve bilmek gerekiyor. Osmanlı bizimdir, cumhuriyet de bizimdir. O geçiş bu devletin yaşamasına katkı sunan herkes bizim başımızın tacıdır, olmalıdır. Abdülhamid’in de hakkını vereceksiniz bu işte, Mehmetçiğin hakkını asla ihmal etmeyeceksiniz, Mustafa Kemal’in, Esat Paşa’nın, Cevat Paşa’nın da, hepsinin hakkını vereceksiniz.

 

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.