Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Cuma Sohbetleri: Adı Muhammed (s.a.v.) kâinata rahmet (2)

Cuma Sohbetleri: Adı Muhammed (s.a.v.)  kâinata rahmet (2)

Muzaffer Dereli

Evet, O’nun hayatının her bir karesi insanlığa bir örnek ve bir kurtuluş reçetesi idi. İşte onlardan bir demet:

ALLAH’IN ŞEFKAT VE MERHAMETİNDEN BİR ÖRNEK

Hazret-i Ömer radıyallâhu anh şöyle anlatır:
Bir defasında Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’e esirler getirilmişti. Bir de baktık ki esirlerden bir kadın büyük bir endişeyle kaybettiği çocuğunu arıyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu vakit, onu alıyor göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem bize:
“–Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu. “–Hayır, vallahi asla atamaz!” dedik. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz: “-İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha şefkatli ve merhametlidir,” buyurdu. (Müslim, tevbe 22).

YETİMLER

Bir hadislerinde; “Kim mes’ûliyeti altındaki kız veya erkek yetim çocuğuna iyi davranırsa; o ve ben cennette (şöylece) beraber bulunacağız,” buyurarak, iki parmağını yan yana getirmişlerdi. (Buhârî, edeb 24.) (Sahabe-i Kiram, bu ve benzeri beden dilinin kullanıldığı hadisleri rivayet ederken, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin yaptıkları uygulamayı aynen yaparlardı. Bu hadisler, böyle uygulamalı rivayetten dolayı, “müselsel hadis” adını almıştır. (Bkz: Başaran-Sönmez; Hadis Usulü ve Tarihi, s. 124).)

GÜNAHTAN KORUMA

Hz. Âişe’den rivâyet edildiğine göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ, ince bir elbise ile Allah Rasûlü’nün huzuruna girmişti. Rasûlullah (s.a.v) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.” (Ebu Davûd, libâs 31).

HAŞYET VE YAŞARCASINA ANLATIM

Abdullah b. Şihhir (r.a.) şöyle anlatıyor:
“Rasûlullah’ın (s.a.v.) huzuruna vardım. O namaz kılmaktaydı. Değirmenin uğultusu gibi ağlamaktan (meydana gelen) göğsünde fıkırtı vardı.” (Ebû Davud, salât 156, 157.)
İrbad b. Sariye der ki:“Rasûlullah (s.a.v.) bize, bir gün sabah namazından sonra tesirli bir vaaz etti, (öyle ki) o nasihattan gözler (yaşardı) ve kalpler ürperdi.” (Tirmizî, ilim 16).
Enes (r.a.) anlatır: “Rasululah (s.a.v.) bir hutbe îrad etmişti. Onun benzerini hiç işitmedim. Buyurdu ki: ‘Şayet siz, benim bildiğimi bilmiş olsaydınız; elbette az güler, çok ağlardınız.’ Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.)’in ashabı, ağlayarak yüzlerini örttüler.” (Tirmizî, zühd 9).
Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Rasûlullah (aleyhissalâtu ve’s-selâm) hutbe irad ettiği zaman (konunun ehemmiyetine göre) gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya “Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!” diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkalâde ciddî bir eda ile bir gün, “Ben size, kıyamet şu iki parmak kadar yaklaşmış olduğu bir zamanda peygamber gönderildim” dedi ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterdi. (Müslim, cuma 43; Nesâî, iydeyn 22).

HER ÂNI DEĞERLENDİRME

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) ’in hizmetinde bulunan Yahudi bir genç vardı. Bir gün hastalandı. Peygamberimiz onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve ona, “Müslüman olmasını” teklif etti. Genç, düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebu’l-Kasım’ın çağrısına uy, deyince, çocuk da Müslüman oldu.
Bunun üzerine Peygamberimiz: 
“Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun”  diyerek oradan ayrıldı. (Buhârî, cenâiz 80.)

DOĞRU VE GÜVENİLİR OLUŞU

Şüphesiz ki bir insanda ilk aranan şey doğruluktur.
Risaleti alenî olarak tebliğ emrini aldığı zaman (26 Şuara 214), Safa tepesine topladığı yakınlarına hitab eden Peygamberimiz söze: -Size şu dağın arkasında gelen düşmandan haber versem inanır mısınız?” diye başlamış, cemaat:
-“Evet, inanırız, çünkü sen Muhammedü’l-Emîn’sin, yalan söylemezsin,” demişlerdi. (Buhari, tefsiru sûreti Tebbet, 1–3)
Sevgili Peygamberimizin o eşsiz hâl ve tavırları insanları ne kadar da çok etkilemişti. Zaten o büyük başarısı da buna bağlıydı. Hz. Ali (r.a.), Allah’ın Rasûlü Efendimizi (s.a.v.) anlatırken bakın nasıl tavsif etmişlerdi:
“-İnsanların en iyi kalplisi, en şecaatlisi ve en doğru sözlüsü idi. O, ahlâkça herkesten yüce, muaşeret yönüyle de en geçimlisi idi. O’nu aniden gören O’ndan heybet duyardı; bilerek beraber olan, kalpten severdi. O’nu vasfeden şöyle derdi.
“Ben ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra, O’nun gibisini görmedim.” (Tirmizi, menâkıb 8)
O, biriyle konuştuğu zaman onun yüzüne bakar, elini tutmuşsa o bırakmadıkça bırakmaz, karsısındaki yüzünü başka tarafa çevirmedikçe o çevirmezdi.
Hatta bir adam bir şey söylemek gayesiyle Rasûlullah’ın kulağına fısıldayarak bir şey konuşsa, adam başını uzaklaştırmadan Rasûlullah başını uzaklaştırmazdı. Müslümanların birbirine güler yüzle bakmasını öğütleyen Hz. Peygamber (s.a.v.), yüzünden sürekli tebessümü eksik etmezdi.”
Takvanın sözle ya da şekille olmadığını, kalpte olduğunu anlatırken de Rasûlullah (s.a.v.), “Takva işte buradadır” sözünü üç defa tekrarladı ve her defasında eliyle göğsüne işaret etti. (Müslim, Birr 32.)

SABIR VE OLGUNLUĞU

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı sert, Necrânî bir hırka vardı. O’na bir bedevî arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımda, şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi:
“Ey Muhammed! Yanındaki Allah’ın malından bana da verilmesini emret” dedi. Aleyhissalâtu ve’s-selâm ona doğru baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti.” (Buhari, libas 18)
Peygamber Efendimizin yanında on yıl kalan ve onun eşsiz eğitiminden geçen Hz. Enes’in (r.a.) şu sözleri bu hususta çok önemli bir örnektir:
„-And olsun ki, Rasûlullah’a (s.a.v.) on sene hizmet ettim, bana öf demedi. (Yapmamam gerekirken) yaptığım birşey için; niçin yaptın, (yapmam gerekirken) yapmadığım bir şey hakkında; şöyle yapmış olsaydın ne olurdu? demedi.“ (Buharî, edeb 39).
Böylesi bir davranışla “en hayırlı nesli” nasıl yetiştirdiler acaba?
O halde bize, onun tebliğ hayatından alınması gereken pek çok ders olduğu apaçık bir gerçektir.

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!