Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Erbakan: Oto sanayiini rahat kurarız -2.Bölüm-

Erbakan: Oto sanayiini rahat kurarız -2.Bölüm-

24 Ocak denildiğinde herkesin (aslında sadece eskilerin) aklına Turgut Özal’ın ‘serbest piyasa devrimi’ gelir. Malum çevreler sabotaj faaliyetlerinde muvaffak olmasalardı, bu tarih ‘yerli otomobil devrimi’yle de anılabilirdi…
Devlet Başkanı Cemal Gürsel, 24 Ocak 1961 Salı günü Çankaya Köşkü’nde kabul ettiği sanayiciler, iktisatçılar, işadamları ve bürokratlardan müteşekkil bir heyete, “Halk tipi Türk otomobilinin imali için gerekli ön çalışmalara başlamaları direktifini” verdi. Heyet çalışmalara hemen başladı ve bir kısmı çoktandır hazır olan ilk raporlar birkaç gün içinde Devlet Planlama Müsteşarlığı’nın dikkatine sunuldu.
Karşı cephedekiler de boş durmuyorlardı tabii. Mütemadiyen basın toplantıları düzenliyor, peş peşe demeçler veriyor, gazetelerde yerli otomobil teşebbüsünün aleyhinde haberler / makaleler yayınlatıyor, olmayacak duaya amin diyenleri (!) yerden yere vurarak kamuoyunu kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı.

ERBAKAN KONUŞUYOR
İdealistler, “karartılmak istenen efkâr-ı umumiye izahat vermek”te gecikmediler. Bu iş için en uygun adam, yerli sanayi davasının öncülerinden, “Gümüş Motor Fabrikası Umum Müdürü Doçent Necmeddin Erbakan”dı.
Erbakan, Şubat ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta yerli oto sanayiinin gereğini ve olabilirliğini şöyle izah ediyordu:
“Bugün memleketimizde 1938 model 4578 araba vardır. 1958-1960 arasındaki modellere ait arabaların yekunu ise 400’ü bulmaktadır. Önümüzdeki yıllarda, memleketimizde bulunan arabaların birçok yedek parçaya ihtiyacı olduğu gibi mevcut arabaların da piyasadan kalkması artık bir zaruret halini almıştır. … Türkiye’de halen 36,755 motörlü vasıta vardır. Bunların ancak bin, azami iki bin adedinin yeni olabileceği kabul edilebilir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı veçhile memleketimizde 725 kişiye bir araba düşmektedir. Halbuki Amerikada 80 milyon vasıta bulunmakta ve buna göre iki kişiye bir araba düşmektedir. Bu durum bizim bir an evvel oto sanayiine gitmemiz için adeta bizi ikaz etmektedir. Bu asırda en geri kalmış memleketlerde bile oto sanayiine gidildiği bir hakikattir. Zira beynelmilel bir toplantıda memleketinde oto sanayii bulunmayan bir delege gayet çekingen ve ürkek konuşur. Oto sanayiini yalnız iktisadi bakımdan mütalaa etmemek lazımdır. Bunun yanında bir de siyasi taraf vardır. Esasen bir memleketin oto sanayiini siyasi, sosyal ve iktisadi sebepler doğurur.

‘OTO SANAYİİNİ RAHAT KURARIZ’
“Bugün bizim imal edeceğimiz otomobilin üzerinde sadece üç konu konuşulabilir. Bir: Kaça mal olacak? İki: Tipi nasıl olacak? Üç: Dış memleketlerle teşriki mesai yapılacak mı? İşte bu üçhususun tetkiki sonunda oto sanayii derhal kurulabilir. Başlangıçta yüzde 50 nisbetinde bir döviz tasarrufu yapılacağı bir hakikattir. Bunun zamanla yüzde 82’ye kadar yükseleceğine inanıyoruz. Yeter ki istenilen şartlar ve imkanlar tahakkuk ettirilsin. Böyle bir sanayi kurmaya teşebbüs ederken, elbette çeşitli tenkidlere maruz kalınacaktır, fakat ilgililerin bugün hiç çekinmeden, korkmadan Türk gücüne, Türk mühendisine güvenle bakmaları yerinde olur. Halen memleketimizde 180 bin Sanat Okulu mezunu, iki bin mühendis ve 100 bin kadar makinist, teknisyen ve usta vardır. Bunların yekunu 300 bini bulmaktadır. 300 bin kişilik bir Sanat Ordusu bu memlekette elbette ki oto sanayiini çok rahat bir şekilde tahakkuk ettirebilecektir.
“Bunun için başlangıçta yeni yatırımlara gidilmeden mevcut yatırımları işe yarar hale getirmek ve bunları tevsi etmek suretiyle istihsali arttırmak lazımdır.” (DÜŞÜNEN ADAM, 17 Şubat 1961)

UFUK MESELESİ DÜŞÜNEN ADAM, Erbakan’ın gayretlerini heyecanla karşılıyor ve milleti bunlardan haberdar etmeyi milli bir vazife olarak görüyordu. Derginin 24 Mart 1961 tarihli sayısında yerli otomobil konusu yine geniş bir yer işgal etti. Üstelik bu defa Erbakan kapağa taşınmıştı. “Türk Otomobili” başlığını taşıyan ilgili yazının meçhul müellifi, Erbakan’ın ‘vizyon’una dikkat çekerek giriyordu konuya:
“Gümüş Motor fabrikasının genç ve muvaffak Umum Müdürü Doçent Necmeddin Erbakan basın toplantısı üstüne basın toplantısı yapıyor, konferans üstüne konferans yapıyordu. Mümkündü: Türkiye’de kısa zamanda otomobil yapılabilirdi. Önce buna inanmak lazımdı. Necmeddin Erbakan İstanbul’un boş ve geniş bir arazi parçası üzerinde Gümüş Motor fabrikasını kurmağa niyet ettiği zaman da her kafadan bir ses çıkmıştı. ‘Olamaz, Türkiyede motor değil, çivi bile yapılamaz’ denilmişti. Erbakan, ‘yapılır’ demiş ve yapmıştı. Bir kaç sene içinde yükselen fabrika, Batı memleketleri imalatı ayarında dizel motorları, seri halinde dizel motorları imal etmeğe başlamıştı. Dışarıdan getirilmesi mesele haline gelen ve çok pahalıya mal olan en ince makine parçaları artık piyasaya Türk malı olarak pırıl pırıl sürülüyordu. … Bu başarı bir başlangıçtı. Arkasından Türkiye’yi olduğu yerde kımıldatacak, silkinip kalkındıracak ‘Sanayi Birliği’ teşebbüsü ve yerli otomobil imali fikri büyüyordu.”

JAPONLARA YETİŞEBİLİRDİK

1961’in Türkiye’sinde ise hem yerli bir otomobil geliştirmek, hem de bu otomobilin seri imalatına başlamak için gerekli olan altyapı mevcuttu. Erbakan ve arkadaşları “Halk tipi Türk otomobili”nin yerlilik oranını başlangıçta yüzde 58 (motorda yüzde 50) olarak öngörüyor ve bu oranın birkaç yıl içinde yüzde 64’e kadar yükselebileceğini savunuyorlardı. Otomobilin fabrikalardan seri halinde çıkışı ise -vakit kaybedilmemesi halinde- 1960’ların ortasında gerçekleşebilirdi. Japon arabalarının fetih harekâtı da o dönemde başlamıştı…

Nasipse yarın: “Yerli otomobil yapmak için 4,5 ayınız var!”

Etiketler