Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Eski bir stratejinin devamı: İstihbarat cihatçıları

Eski bir stratejinin devamı: İstihbarat cihatçıları

İyi bir şekilde sızılabilir ve yönlendirilebilirse planlanan amaç uğruna gözünü kırpmadan katliam yapacak, seve seve can verecek ve kendini patlatacak birçok insan bulunabilir.

“Cihatçı istihbarat şeyhleri” bu konuda oldukça önemli bir görev ifâ ederler.

Kitapları, vaazları ve fetvalarıyla nice gençleri hesabına çalıştıkları istihbarat örgütünün stratejisi doğrultusunda yönlendirirler.

Sonra da gerekirse tasfiye edilirler.

Suriye rejiminin Amerika’nın Irak’ı işgali sırasında kullanıp işi bitince öldürdüğü Ebu’l Ga’ga’ künyeli Muhammed Gülağası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
El Muhaberat gibi cihatçıları kullanma konusunda ünlü ve hatta ondan daha da deneyimli bir istihbarat örgütü de Ürdün’dedir.
Bu nedenle Ebu Muhammed El Makdisi gibi “Cihatçı Selefilik” denilen akımın önde gelen akıl hocalarının Ürdün’den çıkması şaşırtıcı değil.
Aralık 2009’da Afganistan’ın Host vilayetindeki CIA üssünde kendini patlatan Humam El Belevi, Ürdün’ün cihat hareketlerine sızma faaliyetlerinin bariz bir örneğidir.
Kendisini Afganistan’a gönderenler için değil El Kaide için çalışmayı seçen El Belevi’nin hikâyesi, Ürdün istihbaratının cihat hareketlerine sızma yöntemini de deşifre etmiştir.

Suriye’de devrimci grupların liderlerine düzenlenen suikastların ardında da yine Ürdün istihbaratının ve söz konusu gruplara sızdırdığı ajanların olduğu söylenmektedir.
Günümüzün en tartışmalı örgütü IŞİD ise yine daha önce benzeri yaşanmış bir projedir.
“Cihatçıları kullanma” stratejisi üzerine kurulu bu projenin geçmişteki örneği Suudi Arabistan’dır.
Suudi Arabistan’ın kuruluşunu ve o dönemde bölge yeniden şekillenirken tekfir ve cihat fetvalarıyla ön saflarda kullanılan insanları tanımadan, “İhvanu men etaallah” (Allah’a itaat edenlerin kardeşleri) hareketini bilmeden IŞİD projesi ve misyonu anlaşılamaz.
“İhvanu men etaallah” hareketi üyesi bedeviler Kral Abdülaziz’in ordusunun en acımasız ve en çetin askerleridir.
Kâfirlere karşı Allah için cihat ettiklerine ve tevhid sancağını götürebildikleri kadar uzağa taşıyacaklarına inanmaktadırlar.
Kral Abdülaziz’in ordusu gizli anlaşmalarla belirlenen sınırlara ulaşınca, Allah yolunda cihada devam edeceklerini söyleyerek Kral Abdülaziz’in savaşa son verme kararına itiraz ederler.
Irak’a ve Kuveyt’e doğru akınlarını sürdürmek isterler.
Artık işleri bitmiş ve Kral Abdülaziz’in devleti için tehlike teşkil eder hale gelmiştirler.
Bunun üzerine Kral Abdülaziz 1929’da hareket üyelerini savaş bahanesiyle bir araya toplayarak yok eder.
Kral Abdülaziz’in danışmanı Hafız Vehbe, “İhvanu men etaallah” hareketini şöyle anlatır:
“Ölümden hiç korkmuyorlardı. Şehadet için ve Allah’a kavuşmak arzusuyla öne atılıyorlardı. Bazı savaşlarına şahit oldum. Kendilerini ölümün kucağına atıyorlardı. Düşmana doğru akın akın ilerliyorlar ve düşmanı yenip öldürmekten başka birşey düşünmüyorlardı. Kalplerinde düşmana karşı merhamet yoktu. Ellerinden hiç kimse kurtulamazdı. Gittikleri her yerde ölümün elçileriydiler.”

Bugün içinde bulunduğumuz coğrafya yeniden şekillenirken aynı strateji yeniden sahnede.
Yeni bir Suudi Arabistan kurulurken bugünün “İhvanu men etaallah” hareketi üyeleri de tıpkı dünküler gibi Allah yolunda cihat ettiklerine inanıyorlar.
Fakat onlar için planlanan son da pek farklı değil. Bölgede belirlenen sınırlara ulaşıldıktan sonra tasfiye edilecekler…

İsmail Yaşa

Etiketler