Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Estireceğiniz karamsarlık bittiyse işimize bakabilir miyiz?

Estireceğiniz karamsarlık bittiyse işimize bakabilir miyiz?

İran, “Gazı kesmedik, ama yarsını kestik” diye bir açıklama yapıyor. Acem oyunu dedikleri bu işte. Sinir bozucu, her an inkâr etmeye müsait bir taciz. Rusya’ya dönüp “sizi destekliyoruz, kestik” dedikten sonra Türkiye’ye dönüp “Rusya kes dedi; ama kesmedik” diyebilecekleri türden ince hesaplanmış eski bir numara. Melikşah’ın karısı üzerinden yapılan numara kadar eski. Bunun bir önemi yok, herkes farkında ve gereken tedbirler alınır, olur biter.

Mesele bu haberi, “İran’dan kötü haber” diye veren gazeteler. Battık yani öyle mi? Tam bir şuursuzluk hali. Doğan Medya yapsa sorun yok. Bekliyoruz, biliyoruz, tecrübeliyiz. “Rusya’dan kötü haber”, “İran’dan kötü haber”, oradan kötü haber, buradan kötü haber diye karamsarlık pompalayan mecraya bakıyorum, satılmış olması imkânsız. İslami hassasiyetleri olduğunu iddia ediyor ki, var da şahidiz. O zaman? Şuursuzluk işte.

Rusya’nın gazı kesmesinin kötü olan tarafı “Rusya gazı keserse ne yaparız?” diye çaresizlik havası estiren, kasıtlı yahut kasıtsız gazetecilerin rahatsız edici feryatları. Rusya gazı kesmez, kesse de bir şey olmaz. Fatih’te yaşayan Meryem Hanım Teyze bile durumun farkındayken, “aman canım keserse kessin, sanki nefesimizi kesecek” diyerek sağlıklı bir tepki verirken, gazetecilerin niye paniklediğini anlamak gerçekten güç. Bu web siteleri, bu TV kanalları, bu gazeteler gazla mı çalışıyor, anlamadım ki ben.
Sadece gazete manşetlerinde olan yapay savaşlar, ancak köşe yazarlarının yaşadığı fena halde derin yapay krizler devem ederken, gerçek hayat akıp gidiyor yanı başımızda.

Şöyle ki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Doğu ile Batı’nın temas noktaları içinde hâlâ varlığını, özgürlüğünü, gücünü, iddiasını sürdürebilen tek coğrafya Anadolu’dur” dedi. Görmedik, göremedik; çünkü “eyvah gaz kesilecekmiş” diye felaket manşetleri atıyorduk o sıralarda.

“Varlığını sürdürmek”, “özgürlüğünü sürdürmek”, “gücünü sürdürmek” ve en önemlisi “iddiasını sürdürmek”. Neymiş bizim bu iddiamız? Hangimizin haberi var bu iddiadan? Cumhurbaşkanı neden bahsediyor?

Yazdığımız kelimelerin ne kadarı bu iddiaya hizmet ediyor? Akşam çocuklarımıza bu iddiayı nasıl anlatıyoruz? Senaristler, gazeteciler, şarkıcılar, şairler bu iddiayı neresinden tutuyor? Sabahları sınıflara giren öğretmenler, bu iddianın hangi yönünü anlatarak derse başlıyor. Evlatlarına süt veren anneler besmele çektikten sonra yavrusunun yüzünü okşarken bu iddianın hangi cümlesi ağzından dökülünce inşallah diyor?

“Sana yakışıyor mu” diye nasihat eden usta, çırağının yaptığı hatanın neresini bu iddiaya ters görüyor da kızıyor. Bu iddiayı işaret eden kaç tane hat yazıldı camilerin, okulların alınlarına.

Yani, Anadolu’nun gücü ve iddiası neymiş, niye dünyanın gözü bizim üzerimizdeymiş?

Ne çok işimiz var değil mi? Estireceğiniz karamsarlık havası bittiyse işimize bakabilir miyiz?

EREM ŞENTÜRK

Etiketler