Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Evlatlarımızı zehirlemek için geliyorlar

Evlatlarımızı zehirlemek için geliyorlar

Obama’yı Esed’in kimyasal silah kullandığı dönemdeki “etkisiz” dış politikası üzerinden eleştiren Chuck Hagel, Beyaz Saray’ın “Esed gitmeli” sözünden sonra bir şey yapılmamasını yani pasif kalınmasını sert bir şekilde eleştirdi.

“Gördünüz mü Amerika da bizden yanaymış” gibi Müslümanı zelil ve rezil edecek gaflet halinden Allah’a sığınırım. Burada önemli olan Obama’nın kendi ülkesinde Suriye konusunda pasif kaldığı için eleştiriliyor olmasıdır. ABD kamuoyu, yaklaşık 11 bin kilometre ötedeki Suriye konusunda aktif olamayan devletini eksik buluyor. Üstelik ABD’nin Suriye’ye uzaklığı sadece fiziki de değil. Tarihi, kültürel, dini, insani, hukuki hiçbir bağı da yok. Düşünün ki, Şam benim memleketimken, ABD’nin kurucusu George Washington’un yedi göbek geriye dedeleri bile daha doğmamıştı.

Bu durumda bir ABD başkanı, 11 bin kilometre ötesindeki hiçbir bağı olmayan bir ülkeye müdahil olmadı diye kendi ülkesinde eleştiriliyorsa, bizde de dibimizdeki kendi memleketine müdahil olan hükümet eleştiriliyorsa ortadaki dert ölümcül bir şuursuzluktur. (Üstelik ucundan tutarak yetersiz bir müdahale olmasınıda ayrı bir eleştiri konusu olarak şerh düşmek kaydıyla)

Suriye’ye müdahil olunuyor diye eleştiri hatta iftira saldırıları geliyorsa, aidiyetlerini yitirmiş nesiller yetişmiş demektir. Koca bir nesle vatan tarifi yanlış yapılmış, sonucunda siyasi harita kazığını yemiş gafiller güruhu başımıza uzman, siyasetçi kesilmiş demektir. Kendi evlerinde yahut meyhanelerinde debelensinler umurumda değil ama evlatlarımızın eğitiminden uzak dursunlar.

ABD’li siyasetçi ve gazeteciler kendi hükümetlerini eleştirirken özetle şunu söylüyorlar: “Esed kanlı bir diktatördü, doğru ancak önemli olan, bir diktatörü yerinden ettikten sonra onun yerine ne koyacağınızı hesaplamanızdır. Bu dersi Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’den almış olmalıyız. Ancak biz bu soruyu hiçbir zaman kendimize sormadık”

Kimse de demiyor ki, “Sen kimsin de onu deviriyorsun yerine gelecek adama karar veriyorsun.” Bu cümle Türkiye’nin kurması gereken bir cümledir. Bu karar siyasetçilerimizden bile önce halkımızın vermesi gereken bir karardır. Bu konuda analizler, eleştiriler, teklifler, telkinler ve öneriler getirmesi gereken Türkiye’nin gazetecileridir. Suriye’ye bir asker girecekse o Türk askeridir. Suriye’de geçici bir kontrol mekanizması kurulacaksa onu Türkiye’nin yapması gerekir. Hükümet bu konularda pasif, eksik ve yavaş kalırsa, muhalefetin de iktidarın ensesinde boza pişirmesi gerekir.

Biz de ise durum tam tersi. 1923’te çizilen sınırları gerçek, değerli ve önemli zanneden bir gafiller ordusu var ülkenin sırtında. Üstelik bunlar akademisyen, siyasetçi, gazeteci, sanatçı, uzman vesaire. Aralarında kendine devrimci diyen ve sonra “yurtta sulh cihanda sulh” gibi ezikliği diplomasi zannedenleri bile var. Derdim onları eleştirmek, etki tepkiyle ölmek üzere olan bir nesli yani zombileri yarım yamalak yeniden hayata döndürmek değil. Onları TV’lerden, gazetelerden, okullardan da uzak tutamayız. Ama evlatlarımızı onlardan uzak tutabilir, saçtıkları zehirlerinden koruyabiliriz. Bilgi eksiliği telafi edilir de şuur eksikliği ve aidiyet bozukluğu telafi edilemiyor. O kadar sene okuyan zehirlenmiş bir akıl, 5 aylık bir bebeği öldüren teröriste barış elçisi diyebiliyor.

Erem Şentürk

Etiketler