Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Fihriste bakmayı tembellik kabul etmek

Fihriste bakmayı tembellik kabul etmek

12 Eylül 1980 öncesinde, Yunus Vehbi Hoca, öğretim üyeliği tezi için, otuz ciltlik Mebsut’u baştan sona satır satır okuyarak bitirmiş; Kazancı Hoca da, “Hz. Peygamber’in Hitabeti” konulu tezi için, Kütüb-ü Sitte’yi baştan sona satır satır okumuştu. Buna Batı’da “read through” diyorlar. Bizdeki tabir ise “hatmetmektir (baştan sona okumak)”. İlim ancak böyle kazanılır ve böyle ilerletilir.

İsmail Yurdakök – ismailyurdakok@gmail.com

—-

Kırk yıl önce de, heyecanlı konuşmazdı, Bursa Ulu Cami’de vaaz ederken de, beş on kişiye veya elli kişiye karşı konuşurken de, Yunus Vehbi Hoca. “Cuma’dan çıkan cemaat, ağlayarak değil, (dinlediği vaazı) düşünerek çıkıyorsa camiden, o hoca başarılıdır” derdi. Topluluğu/dinleyenleri heyecanlandırmak değil, bir şeyler öğretmekti gayesi. Ömür boyu da o gayesinden sapmadı. 1980 öncesinde, Hocamız henüz kırk yaşına varmamıştı ve öğretim üyesi olarak verdiği (resmi) derslerin dışında, haftada üç gün öğleden sonraları, en az ikişer saat eski medrese usulü ders verirdi. Bir taraftan Yeni Devir’e yazılar yazar, diğer taraftan kitap(lar) tercüme eder, bir taraftan kitap yazar, bir taraftan da muhtaç öğrencilerine burs bulurdu. Cuma günleri de Bursa’nın ilçelerine giderek, sohbetler yapardı.

BEKİR TOPALOĞLU-ALİ FİKRİ YAVUZ 1972’DE

Bekir Topaloğlu 17 Eylül 1972’de ve Allah rahmet eylesin Ali Fikri Yavuz da 12 Ağustos 1972’de “Takdim (Sunuş)” yazısı yazmışlar, Yunus Vehbi Yavuz Hoca’nın zekâtla ilgili kitabına. Artık, Yunus Hoca’nın, 1974’deki ilk baskısının üzerinden kırk bir yıl geçmiş olan “İslâm’da Zekât Müessesesi” isimli çalışması, bu konuda yazılmış hem ilk kitaptı, hem de, daha sonraki yıllarda konuşulmaya başlanılacak olan “İslâm İktisadı” konusunda da, sade Türkiye’de değil, dünyada da yapılmış ilk çalışmalardan biri idi. Kitabın bitişi olarak 1972 yılı gözüktüğüne göre, kırk üç yıl önce, “İslâm’da Zekât Müessesesi”ndeki, Yunus Vehbi Yavuz Hoca’nın yazdığı (otuz sayfalık) Önsöz ve Giriş bölümleri ile Bekir Topaloğlu’nun yazdığı “takdim”deki notlar, günümüzde de, İslâm Ekonomisi çalışacaklar için, hâlâ güzel bir rehber olarak, mutlaka okunmalıdır. Yunus Vehbi Hoca’nın geçen ay Lübnan’da yayınlanan çalışması “İslâm Fıkhının Kanunlaştırılmasında Yenilenme Hareketi: Mecelle ve Malaka Kanunları Örneği” ise İslâm Hukuku’nun kanunlaştırılması ile ilgili olarak Türkiye ve Malezya’daki, 19. Yüzyıl’da yapılan çalışmaları anlatıyor.

İKİ DEFA GELMİŞ JOHOR SULTANI İSTANBUL’A

Malezya’nın en güneyinde (Singapur’a bir köprü ile bağlı olan, şu anda da, Malezya’yı oluşturan federe devletlerden birisi olan) Johor Sultanlığı, 19. Yüzyıl’da, hem (Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığında hazırlanan İslâm hukuku çalışması) Mecelle’yi, hem de diğer ünlü (benzer) bir çalışma olan Mısırlı Kadri Paşa’nın Mürşidu’l-Hayran isimli çalışmasını, Malayca’ya tercüme ettirip, kanun olarak yürürlüğe sokmuştu. Johor Sultanı, o yıllarda iki defa İstanbul’a gelmiş ve birisi 1879’da Londra dönüşü ve diğeri 1893 yılında Hac dönüşü, Padişah Abdülhamit’le görüşmüştü. Şu andaki Malezya Başbakanı Necib’in ve ünlü Malay entelektüeller Naqîb el-Attas ile Hüseyin el-Attas ve daha bir çok meşhur Malay ünlüsünün büyük ninesi olan Çerkez cariye Rukıye hanım, İstanbul’dan bu Johor Sultanı ile beraber Malezya’ya gitmişti. Johor Sultanlığı’nda bugünlerde Malezya’dan ayrılma düşüncesi dillendirilmeye başlandı. Bunun nedeni de, Malezya’nın yolsuzlukla mücadeleyi bir türlü başaramaması, belki de başarmak istememesi. İktidar partisi mensupları, adil bölüşüme yanaşmak istemiyorlar. Ceplerini doldurmaya devam ediyorlar. Eskiden muhalefete söz hakkı verilmezken, şimdi, iktidar kendi içinden gelen hafif eleştirilere bile tahammül etmemeye başladı. Anayasa hukukçuları ise, Sabah ve Sarawak eyaletlerinin böyle bir hakkı olmasa da, Johor’un federasyonun kurucu ortaklarından olduğundan, Malezya’dan ayrılma hakkı olduğunu söylüyorlar.

FİHRİSTE BAKMAYI TEMBELLİK KABUL ETMEK

Yunus Vehbi Hoca ve aynı dönemde Bursa’da bulunan Ahmet Lütfü Kazancı Hoca, tabir caizse fihristten araştırma yapmayı sevmezlerdi. O dönemde, yani 12 Eylül 1980 öncesinde, Yunus Vehbi Hoca, öğretim üyeliği tezi için, otuz ciltlik Mebsut’u baştan sona satır satır okuyarak bitirmiş; Kazancı Hoca da, “Hz. Peygamber’in Hitabeti” konulu tezi için, Kütüb-ü Sitte’yi baştan sona (hatta bazı Hadis kitaplarını baştan sona birkaç defa olmak üzere) satır satır okumuştu. Buna Batı’da “read through” diyorlar. Bizdeki tabir ise “hatmetmektir (baştan sona okumak)” İlim ancak böyle kazanılır ve böyle ilerletilir. Fihristten çalışanlar, ne kendilerini geliştirebilirler, ne de bir sonraki nesle, bir “ilmî birikim” bırakabilirler. Diğer yandan, elbette herkes Yunus Vehbi Hoca ile veya Kazancı Hoca ile her konuda aynı görüşte olmayabilir. Burada vurgulamak istediğimiz, her iki Hoca’nın da ömür boyu ilimle meşguliyetlerine dikkat çekmektir. Yunus Hoca zaten bir ulema ailesinden geliyordu ve daha on yaşında iken, babasının medresesindeki yaşlı başlı talebelerin bilemediği konuları, onların “haydi söyleyiver” demeleriyle, bir iki cümle ile izah ediveriyordu. Ama medreseden sonra da, çalışmalarını ömür boyu sürdürdü. Kazancı Hoca ise, ilkokuldan sonra beş yıl ara verdiğini ve bir ayakkabı tamircisinin yanında çalıştığını söylerdi. Sonradan, küçücük çocuklarla, orta birinci sınıfın sıralarına yeniden oturmuş ve bir daha da ilmi bırakmamıştı. Kazancı Hoca da, Hayreddin Karaman Hoca da, Çorumlu idiler. Talebeliklerinde, yaz aylarında Hayreddin Karaman Hoca ile Kazancı Hoca, ders tekrarı yaparlarmış. Birisi diğerinin hafızlığını dinler, diğeri ötekine Arapça öğretirmiş.

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!