Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Haberin dili olsa…

Haberin dili olsa...

İnsanlarla münasebet kurduğumuz veya vakit ayırarak maişetimizi temin için uğraştığımız işler, inancımızın tesir alanın dışında değil. Gazeteciliğin, sanatın, siyasetin veya herhangi bir mesleğin Müslüman olmakla alakasını kesemeyiz. Keseriz de, o zaman başka biri oluruz. Müslümanlığımız, ibadet ve ahlakın bir tarafa bırakılarak ezberlendiği bir dua kitabı muhtevasına bürünür.

İbrahim Suyanı 

“İnsanlığın durumunu anlamanın ilk kuralı, insanların elden düşme dünyalarda yaşadığını bilmektir.
İnsanlar, kişisel deneyimlerinden çok daha fazla bir şeylerin bilincindedirler ve kişisel deneyimleri her zaman için dolaylıdır. Yaşamlarının niteliğini, başkalarından aldıkları anlamlar belirler. Herkes, böyle anlamların oluşturduğu bir dünyada yaşar. Katı gerçeklerden oluşan bir dünya ile karşı karşıya gelen kimse yoktur. Böyle bir dünyanın olması mümkün değildir. Böyle bir dünyaya en çok yaklaşanlar bebekler ve akıl hastalarıdır; o zaman da, anlamsız olayların dehşet verici görüntüsü, manasız karmaşası, hemen hiç güvensiz ortam içinde paniğe kapılırlar. Fakat insanlar günlük hayatlarında katı gerçeklerden oluşan bir dünya ile karşılaşmazlar. Deneyimleri, klişeleşmiş anlamlar ve hazır yorumlarla şekillenir. Kendileri ve içinde yaşadıkları dünyaya ilişkin imajlar onlara hiç tanımadıkları ve asla tanışmayacakları şahitler tarafından verilir. Yine de, her insan için bu imajlar yabancılar ve ölüler tarafından sağlanan bu imajlar, insan olarak yaşamının en temel unsurudur.
Bilinç, insanın maddesel varlığını oluşturmadığı gibi, maddesel varlığı da bilincini oluşturmaz. Bilinç ile varlık arasında duran başka insanların anlamlar, tasarılar ve iletişimler şeklinde öncelikle konuşma daha sonra da semboller olarak, geride bıraktıklarıdır. Miras kalan ve kutlanılan bu yorumlar, insanların var olma bilinçlerini etkilerler. İnsanların gördüklerine nasıl tepki gösterdiklerine, neler hissettiklerine ve hissettiklerine karşı nasıl bir tepki gösterdiklerine ilişkin ipuçları verirler. Semboller, deneyimleri netleştirir; anlamlar bilgiyi düzenler; bir anlık gözlemlere olduğu kadar bir ömür boyu yaşayan emellere de kılavuzluk ederler. Her insanın doğayı, sosyal olayları ve kendisini ‘gözlemlediği’ kuşkusuzdur; fakat insan doğa, toplum veya kendisi hakkında veri olarak kabul ettiği şeylerin çoğunu gözlemlemez ve gözlemlememiştir. Her insan gözlemlediklerinin ve gözlemlemediklerinin birçoğunu yorumlar; ancak yorum terminolojisi kendisine ait değildir. Gözlemleri ve yorumları hakkında her insan başkaları ile konuşur, fakat ‘raporları’nın başkalarının ifadeleri ve imajları olduğu halde kendisine mal ettiği terimlerden oluşması ihtimali yüksektir. Katı gerçek, sağlıklı yorum, uygun takdim dediği şeylerde, her insan, gözlem kulelerine, yorum merkezlerine, takdim depolarına gittikçe artan bir şekilde güvenmektedir ki çağdaş toplumda bunlar, kültürel mekanizma diye adlandıracağım araç tarafından kurulur.”
Edward Said,  Haberlerin Ağında İslam

Diriliş Postası çalışanları, gazete çıkmaya başladığı andan itibaren bir hususta her şeyden daha fazla dikkatli olmaya, neredeyse içlerini kanatırcasına gayret gösteriyor: Süreli yayında ahlaki/İslami dil. Bunun misalleri malumunuz. Haftalık veya aylık bir dergi ‘dil’ özel sayısı çıkarsa ancak bu kadar geniş bir muhtevası olur.
İlhami Atmaca’nın mevzu ile ilgili olarak ‘güzel konuşma yazma ders notları-özet’ adıyla teksir yapılıp dağıtılası yazılarına işaret edip; Erem Şentürk’ün özellikle son zamanlarda konu ile ilgili yazdıklarından mülhem bir şeyler söylemek istiyorum. Hakan Albayrak’ın sorumluluğundaki köşe, sayfa, dergi veya gazetede böyle bir dikkatin; dile getirilen mevzunun kendisinden daha öncelikli olarak gündeme gelmesinde şaşılacak bir şey yoktu aslında. Gazetecilikte, onun ayak izlerinin olduğu bir yolda yürümenin kolaylaştırıcı ve bereketli yanları var. Önceki günkü yazısında gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Erem Şentürk, bir gazete yöneticisi tanıdığının söylediklerini yazdı isim vermeden: “Battık, bittik, mahvolduk, bu ne rezillik haberleri okunur. Bu millet ilaç yazmayan, ‘sen iyisin, biraz iyi beslen, iyileşirsin’ diyen doktoru sevmez. ‘Senin halin perişan, seni ne hale getirmişler böyle, al sana bir torba ilaç’ diyen doktor iyi doktordur. Doktor bir hafta ilaç yazmasın hastalar şikâyet eder, sürdürürler o adamı, bizim durum da biraz ona benziyor. Millet bunu istiyor, yaz felaket haberini, bas gitsin diyoruz.”
Aynı gün çok tıklanmakla bilinen bir internet haber sitesinde şöyle manşet vardı: “Dünyanın kaderi ‘O’nun ellerinde.” ABD Merkez Bankası Başkanından ve/veya onların alacağı bir karardan bahseden haber. Akşama üzeri baktığımda manşeti değiştirmişlerdi. Dünyanın kaderi onun ellerinde ha.
Önce, felaket haberlerini gazetenin satılması adına tercih eden gazete yöneticisi beyefendi için Cenap Şahabettin’den bir söz nakletmek isterim: “Halk, yalanla avutanı hakikatle korkutana tercih eder.” Bunun, siyasi propaganda esaslarına ilişkin söylenmiş bir söz oluğunu varsaymakla birlikte meselemize de adapte edebiliriz. Yeşilçam komedi filmlerinin defalarca seyredildiği bir ülkede, yönetici abimizin dediğinin gerçekle örtüştüğünden şüpheliyim. Ayrıca Zaytung uydurma/mizahi haber sitesinin popülerliğini bilen biri olarak, dile getirilen gerekçenin sıhhatli olduğu kanaatinde değilim. Çok satmakla ilgili kısmı doğru olsa bile bu yönelimi doğru bulmuyorum.
Genel olarak yaptıkları şey yalan habercilik değil elbette ama haberi verirken hangisini tercih ve nasıl ifade ettikleri bize ipucu verebilir.
“Algıda seçicilik, insanın algı sürecinde etkili olduğu kabul edilmiş psikolojik kavramdır. Çevresinde bulunan uyarıcılardan, olaylardan ya da nesnelerden bir ya da birkaçına dikkatini yöneltmek manasındadır. Kişinin daha önce yaşadığı deneyimlerin, önyargıların, rüyaların ve benzer her türlü duygu durumunun o anki algılama düzeyinde etkili olduğunu ifade eder.
Algıda seçiciliği etkileyen dış etmenler; uyarıcının şiddeti, aşırı zıtlık, hareketlilik, süreklilik, tekrar, alışılmışın dışındaki uyarıcılar ve tanışıklıktır. İç etmenlerse; beklenti, ilgi, gereksinim ve inançtır. Kişi ihtiyaçlarına ya da dış uyarıcılara göre algıda seçim yoluna gidebilir. Kişi bu yönelmeleri bilinçli olarak yapmaz.”
Biz, Edwart W. Said’in Haberlerin Ağında İslam ve Oryantalizm adlı kitaplarını bütün dünyanın üzerimizi geldiği bir dönemde okumuş nesiliz. Bir haberin seçilmesi ve manşette/muhtevada, ara başlıklarda kullanılan dilin neye delalet ettiğini neredeyse haberin müellifi ile aynı düzeyde idrak etmekteyiz. Bunun daha fazlası teknik meselelere dahildir belki, geçelim. Zaten anlatabilecek kadar malumat sahibi de değilim.
Ama el insaf kardeşim, Müslüman olmamızdan dolayı her işte bizi çekip çeviren ve uymakla kendimizi bağlı hissettiğimiz bir ahlak, tavır, anlayış, inanç; adına her ne derseniz bir sabitimiz olmayacak mı? Güzel ve doğru olana işaret etmek, satmaktan daha mı kıymetsiz? Bir haberle/görüntüyle muhatap olunduğunda, onun kişi üzerinde oluşturduğu tesire dair hiç mi fikrimiz yok! Mesela çocuklarınızı o haberlerde ifade ettiğiniz şeylerin, her sokağında ayrı ayrı yaşandığı bir beldede ikamet etmesini ister misiniz? Bunu doğru bulur musunuz? “Benim çocuk her gün gazeteye çıkacak” deyip bunu tercih eder misiniz? Galiba cevapları ‘haaayır’ olurdu. O zaman bizi niye buna muhatap ediyorsunuz? ‘Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?’ sorusuna cevap olarak ne dememizi planlıyorsunuz? Sizin kafanızın içindeki Türkiye nasıl bir yer?
Yıllardır sağ veya İslami dili ağırlıklı iktidarların, Müslümanları itikat ve ahlaki yönlerden biraz gevşettiğini düşünürdüm. Gazetede yazmaya başladıktan sonra; olup bitenlerle, daha fazlaca malumat sahibi olma cihetinden alaka kurunca bu kanaatimi değiştirmek zorunda kaldım. Yaşanan duruma iktidarın tesiri devede kulak mesabesinde bile değil. İktidarlar belki en fazla bir turnusol kağıdı görevi yapmış olabilir. Yaşanıp duran her şey insanın kendi mayasında olup da asli unsur haline getirdiği ve görünür kıldığıdır.
İnsanlarla münasebet kurduğumuz veya vakit ayırarak maişetimizi temin için uğraştığımız işler, inancımızın tesir alanın dışında değil. Gazeteciliğin, sanatın, siyasetin veya herhangi bir mesleğin Müslüman olmakla alakasını kesemeyiz. Keseriz de, o zaman başka biri oluruz. Müslümanlığımız, ibadet ve ahlakın bir tarafa bırakılarak ezberlendiği bir dua kitabı muhtevasına bürünür.
O zaman evrenin ışığına yönelmek gerekir kardeşim. Belki yogaya ve derin düşünmeye. Başka her din veya anlayış olabilir. Ama Müslümanlık böyle bir şey değil. Hayatın her şubesinde başka bir ahlakın/bağlılığın takipçisi olmak, olta peşindeki balığa benzemektir. Yemekte servis edilmek üzere yakalanıp sepete atılırsınız.

Etiketler