Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

“Hâlâ çıkmadı mı?” demiş, Menderes

“Hâlâ çıkmadı mı?” demiş, Menderes

Menderes’in gayretiyle açılan İmam Hatip Okulları, yedi yıl sonunda mezunlarını vermiş. Fakat bu okullardan mezun olanların devam edeceği Yüksek İslâm Enstitüleri bir türlü açılamıyor. Hukuki düzenleme hazırlanmış, ama Milli Eğitim Bakanlığı’nda bekliyor. Adnan Menderes’e İstanbul’dan giden heyet ziyaret edip hatırlatmış, o da “hâlâ çıkmadı mı” deyip, Bakana bir kez daha hatırlatmış. Fakat iş bir türlü tamamlanamıyor.

İsmail YURDAKÖK –  ismailyurdakok@gmail.com

Sirkeci’de Üsküdar vapuruna doğru giderken, Mustafa Runyun ile Celal Yardımcı karşılaşmışlar. Herhalde 1965 yılı olabilir. Üç yıl Yassıada’da ve sonra da Kayseri cezaevinde yattıktan sonra Mustafa Runyun (1917-1988), Üsküdar’daki Yüksek İslam Enstitüsü’nde Arapça derslerine girmeye başlamış. Runyun, Ezher mezunu olduğundan, Âkif’in hazırladığı mealden de, on cüzü, Âkif’in (eski yazı ile) el yazısını okuyarak daktiloya çekerek istinsah edip kurtaran kişi. 1950’li yıllarda, radyoda ilk dini sohbet yapan isim. Ve daha sonra da Demokrat Parti Konya milletvekili. Üsküdar vapuruna yaklaştığında, eski Demokrat Partili bakanlardan Celâl Yardımcı’nın karşıdan geldiğini görmüş. O da hapisten yeni çıkmış. “Nereye gidiyorsunuz, Mustafa Bey?” demiş, Celâl Yardımcı. “Yüksek İslâm Enstitüsü’ne ders vermeye” demiş Mustafa Runyun Hoca. “Gidin gidin” demiş, Celâl Yardımcı. Ama bu “gidin, gidin” kelimesini öyle bir yüz ifadesiyle söylemiş ki, 27 Mayıs’ın karamsarlık dolu o günlerinde “gidin de, hiç olmazsa belki oradan bir ümit doğar” ses tonuyla ifade etmiş.

HALBUKİ, AÇILMASIN DİYE UĞRAŞMIŞ YÜKSEK İSLAM ENSTİTÜLERİ

“Halbuki” diyordu, bu karşılaşmayı anlatan (ve şu anda sağ olan emekli kıraat hocası Dr.) Mustafa Öztürk, “Celâl Yardımcı, Menderes hükümetinde Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde “Yüksek İslâm Enstitülerinin açılmaması için uğraşmıştı.” Esasında Celâl Yardımcı (1911-1986) da, öyle kötü bir adam değildi. O da Menderes’e en yakın daire içinde yer alanlardan. Celâl Yardımcı, 1957-1959 arasında Milli Eğitim Bakanı. Menderes’in gayretiyle açılan İmam Hatip Okulları, yedi yıl sonunda mezunlarını vermiş. Fakat bu okullardan mezun olanların devam edeceği Yüksek İslâm Enstitüleri bir türlü açılamıyor. Hukuki düzenleme hazırlanmış, ama Milli Eğitim Bakanlığı’nda bekliyor. Adnan Menderes’e İstanbul’dan giden heyet ziyaret edip hatırlatmış, o da “hâlâ çıkmadı mı” deyip, Bakana bir kez daha hatırlatmış. Fakat iş bir türlü tamamlanamıyor. Bu arada süre uzayınca, İmam Hatiplerin ilk mezunları “bu iş çıkmayacak” deyip askere gidiyorlar. (İmam Hatip Okulları’nın 1951 yılında, ilk açılışı da çok sıkıntılı olmuş, Talim Terbiye Kurulu, “Bu okullar Tevhid-i Tedrîsât Kanunu’na aykırı. O nedenle açılmasını imzalarsak, biz suçlu konumuna düşeriz” diyerek, aylarca geciktirmişti.) Yüksek İslâm Enstitülerinin açılmasında da, Tâlim-Terbiye’nin bir itirâzı olabilir.

SAFKAN LAİK CELÂL BAYAR DA, YARDIMCI’NIN KULAĞINI BÜKMÜŞ OLABİLİR

Veya (ve muhtemelen) “safkan laik” olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, “imzalama” diye Celâl Yardımcı’nın kulağını bükmüş olmalıdır. Milli Eğitim (o zamanki ifadeyle) Maârif Bakanı Celâl Yardımcı bir yurtdışı ziyaretine gidince, (bunu fırsat bilip) Ankara ve İstanbul’da konuyu takip edenler Başbakan Menderes’e konuyu (tekrar) hatırlatmışlar ve Menderes, Celâl Yardımcı’ya vekalet eden Tevfik İleri ile yaptığı bir telefon konuşması sonucu, Yüksek İslâm Enstitüleri için hukukî prosedür tamamlanarak, açılışı gerçekleştirilmiştir. Elbette eski Demokratların hepsi, tek parti (CHP) devrinde de ön sıralarda görev yapmış, dolayısıyla o eski devrin de güvenini kazanmış insanlardı. Demokrat Parti’nin en önde gelen “A Takımı” içinde yer alan Tevfik İleri de, 1937-1942 arası Çanakkale Bayındırlık Müdürlüğü, 1942-1950 arasında da Samsun Bayındırlık Müdürlüğü yapmış bir isimdi. İlk İmam Hatip okullarının açılmasına çok katkısı olduğundan, Ankara İmam Hatip Lisesi’ne onun ismi verilmişti, yıllarca önce. Ama İleri’nin iki anlatılacak yönü/işi daha var ki birisini geçenlerde, iş hukuku uzmanı Ahmet Ünlü anlatmıştı:

“ÇOCUĞU DA BIRAKIVERİN OKULA”

“On yıl Menderes kabinelerinde çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Tevfik İleri, Yassıada’da idamla yargılanıp, cezası müebbet hapse çevrildikten sonra Kayseri cezaevine gönderildikten üç ay sonra kansere yakalanır ve vefat eder (31 Aralık 1961). Ailesi, evleri olmadığından, kaldıkları yerden çıkarılırlar. Tevfik İleri’nin Rize Hemşin’den bir hemşerisi, bunu duyarak aileyi kendi apartmanında bir daireye yerleştirir. İleri’nin emekli maaşından başka bir geliri yoktur. Bakanlık görevi sırasında bir gün hanımı, Tevfik İleri’ye der ki; “Bey, çocukların okulu da bakanlık yolu üzerinde, giderken çocukları da arabayla okula bıraksan ne olur?” İleri şöyle der: “Hanım, başkalarının çocukları okula nasıl gidiyorsa, bizimkiler de varsın öyle gitsin.”

“DİKKAT SAYGI DURUŞU VE İSTİKLÂL MARŞI”

Tevfik İleri (1911-1961) aynı zamanda İstiklâl Marşı çalınırken ayağa kalkılmasını ve hazır ol vaziyetinde durulmasını da başlatan kişidir. İleri şöyle anlatır: “1930’ların başında İTÜ’de okurken, çeşitli (kalabalık) yerlere, meselâ Sirkeci’deki Büyük Postane’ye girerdik ve bağırarak İstiklâl Marşı söylemeye başlardık. Ve herkese ‘Ayağa kalkın ve hazır ol vaziyetinde durulacak’ derdik. Böyle yapa yapa bu uygulamayı (Türkiye çapında) yaygınlaştırdık.” Tevfik İleri’nin başlattığı bu hareket, önce adet haline geldi, sonra da kanunlaştı. Ve mecbur hale geldi. Kalkmayanlar ve bu şekilde hazır ol vaziyetinde durmayanlar suç işlemiş oluyorlar, kanuna göre herhalde. Kanunun dışında, toplum nazarında da, “bayrağa karşı hakaret etmiş, hatta günaha girmiş” gibi bir duruma düşerler, herhalde. Peki böyle bir anlayışın yerleşmesi iyi mi oldu? İyi olmadı herhalde. Yani bizim geleneğimizde, böyle bir şey yoktu. Toplum olarak Müslüman olalı bin yılı geçmiş ve bu sürenin son doksan senesi dışında “böyle hazır ol vaziyetinde kıpırdamaksızın durmak” gibi bir “saygı duruşu/ifadesi” yapmamışız (da ne olmuş. Bir şey mi [veya çok şey mi] kaybetmişiz?) Bunun bize Batı’dan geçtiği kesin. Cumhuriyet’in ilk döneminde pek çok şeyde Fransızları örnek aldığımızdan, herhalde bu da bize onlardan geçti. Her neyse.

BEKÂROĞLU VE İSTİKLÂL MARŞI

İş, bu İstiklâl Marşı’nda kalkma meselesine gelince, her zaman (nedense, gerçi, nedeni de ortada) Mehmet Bekâroğlu aklıma gelir. Herhalde 90’lı yılların başında Trabzon’da Müslüman Yayıncılar toplantısı yapılmıştı. Toplantının başında İstiklâl Marşı okunuyordu. Arka sıralarda oturan üç kişi, ayağa kalkmadılar. Mehmet Bekâroğlu da, bunların provokatör olduklarını söylemiş ve polis çağırmıştı.

Etiketler