Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Merak ettim müftü efendi…

Merak ettim müftü efendi...

Hani, on beş sene evvel, Avrupa’dan izne gelmiştin de, bulunduğun ülkenin insanlarının çok mütevâzı olduklarını ve başbakanın bile bisikletle dolaştığını söylemiştin. Şimdi, üç büyük ilden birinin merkezinde, ilçe müftüsü olmuşsun. İyi olmuş. Senin hakkın, bu görev. Yani torpil değil. Zaten Diyanet’te o kadar hizmetin, kıdemin var. Yalnız, şu İngiltere’nin yeni (ana) muhalefet liderinin Londra’da bisikletle işe gidip geldiğini duyunca, seni hatırladım. “Ya, ayıp, koskoca vilayetteyiz şimdi. İlçe müftüsü olarak bisikletle daireye gidip gelsem, ayıp olur” mu diyorsun? Sen bilirsin tabi. Benim öyle aklıma geldi. Ama yine de arada sırada, durakta bekleyen yüzlerce kişiyle beraber, ancak sekiz on kişinin indiği tramvaya, metroya, otobüse binmeye çalış. Onlarla beraber, arada bir yolculuk et. Onların böyle her gün gidip geldiklerini düşün. Ve imamlarına da, müezzinlerine de, halkın durumunu anlat. Eve ekmek götürmenin kolay olmadığını, Cuma günü kürsüden yahut hutbeden emir yağdırmanın ise kolay olduğunu, onlara söyle.

ŞİŞMANLAR ÇOĞALIYORSA, KIYAMET YAKINDIR
Sonra yayan yürü, yürüyebildiğin kadar. Epeydir görüşmüyoruz. Göbek mi oluştu yoksa? Hanî “İsrâiloğulları’nın âlimlerinin şişmanlarına Allah lanet eder” diye, eskiden beri Yahudiler arasında dolaşan bir söz vardı. O doğru mu bilmiyoruz, ama Hz. Peygamber, sahih hadisinde, kıyamete yakın ümmetinin başına gelecek belalardan bahsederken, “…ve yazharu fîhimu’s-simenu – şişmanlık onlar arasında ortaya çıkar/belirgindir” buyurarak, böyle olmamak gerektiği konusunda uyarmıştı. Yani şişmanlar çoğalırsa bir toplumda, kıyametin yakın olduğuna kanıttır, bu hadis. Bu kıyamet, “büyük kıyamet” de olabilir, “toplumsal kıyamet” de olabilir. Haddinden fazla yiyen şişmanlara karşı öfkenin büyümesi sonucu, yoksulların ayaklanması ve anarşinin doğuşu. Göbekli olmak iyi değil, demek ki sonuç olarak. Bak, Mehmet Âkif, Ankara’da da, İstanbul’da da çoğu zaman yayan yürüyordu. Sirkeci’den Üsküdar’a vapurla gider. Üsküdar iskelesinde inince, faytona binmez, yayan doğru Göztepe’ye. Altı kilometre. Bazen yedi, bazen sekiz kilometre, tepelerden, kestirmeden, arşınlardı İstanbul’u, Âkif.

DEDEDEN ZENGİNDİNİZ ZATEN
Neyse bu konuyu geçelim. Sen bu müftülük işini para için yapmıyorsun. Âileden de zaten, dededen zengindiniz. Onun için, âhirette sana yararlı olacak işler üzerinde yoğunlaş. Onların başında da “sabah namazı” gelmeli. Sabah namazına ilçendeki herkes kalkmalı. İlla “Sabah namazı camide kılınırsa, şu kadar sevap” deme. O büyük şehirde, o gürültü, o koşuşturma (mesaiye yetişme, otobüse yetişme, metroya yetişme) arasında, insanlar ister evinde kılsın, ister işyerinde. Ama beş vakit namazını aksatmasınlar. Karanlıkta (gün doğmadan) kılsın herkes sabah namazını da, nerede kılarsa kılsın. Sen görevlilerinle beraber, onun için çalış, yeter inşâallah. Boşver, umreymiş, hacmış. Onlarla uğraşma. Bak geçen, Kepekçi’yi gördüm. Sen onu tanırsın. Kırk senedir hac-umre işi yapıyor. Yaşlanmış epey, ama yürüyerek, gidiyordu, sabah işine. Hacca ve umreye götürdüğü hemen herkes, Kepekçi’den memnun. Anlatıyorlardı: Gece saat iki buçukta herkesi Kabe’ye indiriyormuş. “Namaz kılın, ibadet yapın, boşa vakit geçirmeyin” diyormuş. Yani o hac-umre işini, Diyanet yapmasa da olur. Onlarla vakit kaybetme, enerjini o işlere harcama. Sen kervancı başı mısın? Kim uğraşırsa uğraşsın, o işlerle. “Müftülük binası yaptırmak” filan gibi, sakın o işlere de girme. Yoğunlaşacağın tek şey: İlçendeki herkesin sabah namazına kalkması ve “Beş vakit namaz” kılması. Tek hedefin bu olsun.

RADYO DİNLEMEKLE YETİN
Sakın kendin televizyon seyretme. Radyo ile yetin. Tasavvuf musikisi denilen o zımbırtılar da olsa, sakın, müziğin hiçbir çeşidini dinleme. Yoksa sözünün tesiri olmaz. Söylersin, söylersin, binlerce kişiye vaaz edersin. Hiç kimseye etkin ve faydan olmaz. Televizyonu kapat. Kendin bol bol (Hz. Peygamber’in yaptığı gibi) namaz kıl. O zaman, ilçende de inşaallah, herkes namaza başlar. Sakın bayanlarla tokalaşma. Görevden alırlarsa… Almazlar, merak etme. Alsalar da zaten, nasılsa bir gün “emekli müftü” olmayacak mısın? Sonra, her yerde görünmeye çalışma. “Bu müftü çok sosyal bir adam” demeseler de olur.

“İL MÜFTÜMÜZ VEFAT ETMİŞTİR, CENAZESİ BUGÜN…”
O davetler, toplantılar, törenler bitmez. Buralarda görüneyim dersen, belki popüler olursun, sevenin çoğalır ve hatta il müftülüğü için önün de açılır, ama hedefin o olmasın. İl müftüsü olsan ne olacak? Sonunda zaten, “Mahallemiz sakinlerinden eski il müftüsü … vefat etmiştir. Cenazesi bugün … namazına müteakip…” demeyecekler mi?

MANDALLARININ PARASINI, KİM ÖDEMİŞ, MÜFTÜNÜN?
Sonra yıllar önce, o hacda vefat eden o il müftüsünü tanıyorsundur. O şehrin yüz camisinde birden aynı anda salâ verilmiş, “İl müftümüz hacda vefat etmiştir” diye. Epey şerefli bir durum değil mi, dünyevi olarak, yüz camide birden salâsı verilmek. Ama sonraki yıllarda o müftünün yanında çalışmış birisiyle karşılaştım. “O müftü, lojmanının balkonundaki çamaşır mandallarının parasını bile bize (Diyanet Vakfı’na) ödetti” demişti. Herhalde Diyanet Vakfı İl Yönetim Kurulu’na, “Kardeşim, ben bu mandalları yiyecek miyim, bugün ben kullanacaksam, yarın başkası kullanır” diye izah etmiştir, mandalların parasını almak için. Tabi, o zaman öyle izah ve ikna etti, ama şimdi nasıl izah ediyor, bilmiyoruz. Sen öyle bir adam değilsin. Öyle şeylere tenezzül etmezsin, bilirim. Daha doğrusu, geçmişte öyle birisi değildin. Herhalde değişmemişsindir. Neyse. Bütün hedefin “namaz kılanların sayısının çoğalması” olsun. Çünkü “namaz edepsizlikten, kötülükten alıkoyar” (Ankebût Sûresi, Âyet: 45) Bu insanları namaza başlatmadıktan sonra, hiçbir kötülükten, hayasızlıktan şikâyet etmeye hakkımız yok. Namaz kılıp da, yanlış yapan vardır, ama bunlar istisnadır. Nasıl ki Ramazan’da suç işleyenlerin sayısı, çok büyük oranda düşüyorsa, namaza devam edenlerin sayısının çoğalması da, suç oranlarını düşürecektir. Bu cümlede inşaallah demiyoruz. Çünkü âyet kesin. Namaz insanı kötülükten kesin olarak alıkoyar. Namaza başlayan insanlar arasında da, yanlış yapanların oranı çok düşüktür. O nedenle zaten, namaz kılıp da, hem de yanlış yapanlara herkes hayret eder ve, “Hem namaz kılıyor, hem de…” denilir. İstatistik yapılsın bakalım, hapishanelere girenlerin yüzde kaçı, daha evvel beş vakit namaz kılıyormuş?

OKTAY HAPSE DÜŞÜNCE ALMANYA’DA, PAPAZ GELMİŞ
Dünyanın her hangi bir yerindeki, herhangi bir iktidar, o ülkede suçların azalmasını istiyorsa, insanları namaza teşvik etmelidir. Daha az polis istihdam etmek isteyen her ülke, halkını namaza teşvik etmelidir. Zaten bu bilindiğinden, ABD’de de, Almanya’da da hapishaneye düşen Müslümanlar bilirler, bir imam sürekli sizi hapishanede ziyaret eder. ABD ve Kanada eyalet gazetelerinde sık sık “imam aranıyor” diye ilanlar görülür ki, o çevredeki hapishanelerin verdiği ilanlardır, bunlar. Müslüman mahkûmların rehabilitasyonu için, kadrolarında imam istihdam ederler. Maraşlı Oktay isimli bir arkadaşımız vardı. Yirmi beş, otuz sene evvel, Almanya’da hapse düşmüş. O zaman şimdiki gibi değil. Almanya’nın her yerinde Türkiye’den gelmiş din görevlisi bulunmuyor. Diğer tutukluları ziyaret eden papaz Oktay’a da gelmiş. Oktay önce onu “Ben Müslüman’ım” diye yanına sokmak istememiş. Fakat papaz, “Senin bir Müslüman olarak ihtiyacın ne ise, onu bana söyle” deyince, “Seccade istedim” diyor. Papaz bir dahaki gelişinde seccadeyi getirmiş. Burada kurulacak son cümlede belki biraz mübalağa olacak, ama sonuçta “namazın suça engel olduğunu, suçluyu ıslah edeceğini, papaz da biliyor” demek, yanlış bir hüküm olmayacak herhalde. İşte zamanımızda, önce yapılacak istatistiklerle, bilimsel olarak namazın suçları önlemedeki mucizevi yönü ortaya konulmalı ve global olarak hızla artan suç oranlarına karşı, “global” olarak “namaz çağrısı” yapılmalıdır.

İsmail Yurdakök

Etiketler