Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Torun, dedesinin yolunda

Torun, dedesinin yolunda

(Öz) Dedesi gibi savaşçı ruhu taşıyor, Japonya başbakanı Abe de. İkinci Dünya Savaşı’nda Japon kabinesinde (askeri) mühimmat ve tedarikten sorumlu bakan olarak görev yapan Nobusuke Kishi (1896-1987), hayli zalim eylemlere imza atmış, bir Japon. Ve Kishi, Abe’nin öz dedesi. Kishi’nin yükselişi, Mançurya’nın işgaline katılmakla başlıyor. Önce, Çin’in (Kuzey-Doğu) Mançurya bölgesi, 1931’de Japonlarca işgal edildi. Sonra da, bu bölge (Japon işgalinde ama güya bağımsız bir) Mançurya İmparatorluğu haline getirildi. Eski Çin İmparatoru, Japonlarca “Mançurya İmparatoru” ilan edildi. Mançurya hükümetinin bakanlıklarına Çinliler getirilirken, bakan yardımcılıklarının tümüne Japonlar tayin edildi. Bütün yetki bu bakan yardımcılarında idi. 1935’de Mançurya Kalkınma Bakan Yardımcılığına getirilen Kishi’den, bu bölgeyi Japonya’nın sanayi üretim merkezi haline getirmesi istenildi. Kishi de, daha evvel 1920’lerin sonunda ziyaret ettiği Sovyetler Birliği’nde gördüğü komünist sistemin biraz değişiğini bu bölgede uyguladı.

“HAYVAN HUKUKTAN ANLAR MI? ANLAMAZ. ÇİNLİLER DE HAYVANDIR” DİYOR DEDE KISHI
Kishi o yıllarda, ABD’yi de, Almanya’yı da, Rusya’yı da ziyaret edip, sanayilerini incelemişti. İşte Japon hükümetince Mançurya için görevlendirilince, bu üç ülkenin sistemlerini birleştirdi ve Sovyet sistemine, Amerikan Taylorizm sistemini (yürüyen bantlar ile işçilerin sadece önlerine gelen kısmı monte etmeleri ile hızlandırılmış üretim) ve Almanların sanayi kartelleri ve yüksek nitelikli mühendislere dayanan sistemini ekleyerek oluşturduğu kendi sistemini tavizsiz uygulamaya başladı. Mançurya bir taraftan, Japonların Çin’in iç bölgelerini işgalinde merkezi bir karargâh görevi görürken, diğer yandan da hızla sanayileşmeye başladı. Milyonlarca Çinli, köle gibi bu fabrikalarda çalıştırıldı. Kishi, “Hayvan hukuktan anlar mı? Anlamaz. Hayvana hukuk lazım mı? Değil. Çinlileri de köpekler gibi düşünmemiz lazım. Onlar öğretilenleri yapmalıdır” diyordu.

SAVAŞ İLÂN ETTİRİYOR, ABD’YE, KISHI
1941 yılı sonunda Tokya’ya çağrılan Kishi, hükümette bakan olarak görev aldıktan sonra, Japonya’nın hızla ABD ve İngiltere’ye savaş ilan etmesini sağladı. Japonya Başbakanı (ve Japonya’nın en güçlü adamı) (general) Tojo, Kishi’yi, 1931 yılındaki Mançurya’yı işgal günlerinden tanıyordu. O nedenle Japon savaş planlarının oluşturulmasında beraber çalıştılar. İkinci Dünya Savaşı sırasında 670 bin Koreli ve 41 bin Çinli Japonya’ya getirilerek, fabrikalarda ve madenlerde köle olarak çalıştırıldılar. Bunların çoğu kötü çalışma koşullarında hayatlarını kaybetti. Savaştan sonra diğer kabine üyeleri ile beraber hapse konulan Kishi, savaş suçlusu olarak yargılanmaya başlandı. Fakat bir grup Amerikalı, savaş sonrası dönemde ancak Kishi’nin, ABD’nin istediği şekilde ABD-Japon ilişkilerini ve Japonya’nın tekrar kalkınmasını düzenleyebileceği konusunda, Washington’u ikna ederek, Kishi’nin serbest kalmasını sağladılar. Yavaş yavaş tekrar siyasete giren Kishi, nihayet 1957’de Japonya Başbakanı oldu ve 1957-1960 arasında bu görevi yürüttü.

ATLARINA TEKRAR BİNİYOR, SAMURAYLAR
Siyaseti bıraktıktan sonra da, Kishi, özellikle 1965’den itibaren Japonya’nın tekrar silahlanması gerektiğini vurgulamaya başladı. Bu düşüncelerini 1987’deki ölümüne kadar da sürdürdü. Kishi’nin kızı Yoko Kishi, 1951 yılında Shintaro Abe (1924-1991) ile evlendi. Damat Shintaro Abe de dört yıl, 1982-1986 arası Japonya Dışişleri Bakanlığı yaptı. Şimdi torun Japonya başbakanı Shinzo Abe, dedesi gibi, Japonya’nın silahlanmasının önünü açmak istiyor. (Prof.) Gary Leupp, Eylül (2015) ortasında, Japon Meclisi’nin İkinci Dünya Savaşı öncesinde yürürlükte olan bazı kanunları tekrar yasalaştırdığını, bu kanunlarla Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin zorlamasıyla yapılan savaş karşıtı anayasasının ölü hükmüne dönüştüğünü belirtiyor. “Samuraylar tekrar atlarına biniyorlar” diyen yazar, 1945’e kadar çağlar boyu “savaşı çok seven” Japon toplumunu tekrar eski kodlarına döndürmek için, Başbakan Abe’nin yaptığı diğer gayretleri de anlatıyor.

SAVUNMA BAKANLIĞI TEKRAR KURULDU, YETMİŞ YIL SONRA
Bunlardan biri Savunma Bakanlığı’nın ciddi olarak yeniden yapılandırılıp, 1945’den yetmiş yıl sonra yeniden kurulması ve Tokyo’da büyük holdinglerin merkezlerinin bulunduğu Shinjuku bölgesinde büyük bir binada karargâhını oluşturması ve Savunma Bakanı’nın kabineye alınması. Diğeri, bu yaz sonunda İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminin yıl dönümü dolayısıyla Başbakan’ın yaptığı konuşmada, “Japonlar geçmişleriyle ilgili olarak kimseden özür dilemek zorunda değildir” anlamındaki cümlesi ve son yirmi yılda Japon donanmasına bağlı gemilerin ve askerlerin Birleşmiş Millerler bayrağı altında dünyanın pek çok yerinde görev alması. Irak Kuveyt’i işgal edince 1991’de, Japonya’nın hemen “Her türlü yardıma hazırız” açıklamasını yapması. Daha sonra da Japonya’nın ABD’ye, Kuveyt’ten Irak’ı çıkarttığı için (savaş masrafı olarak) 13 milyar dolar vermesi (Araplar 36 milyar dolar, Almanya ise 5 milyar dolar vermişti.) Japonya adım adım tekrar askeri gücünü kurmayı kafasına koymuş durumda.

TAŞA TAPIYOR ONLAR
Uzak Doğu’dan gelirken uçakta bir Türk’le karşılaştık. Uçağı beklerken salonda, bir kişinin Adem Demirel’le bir şeyler konuştuklarını görmüştüm. Galiba Adapazarı tarafındandı. Japonya’dan sınır dışı edilmiş. “Polise telefon açıp, kendi kendimi ihbar ettim, ben kaçak işçiyim diye” diyordu. “Neden?” dedik. “Yaşanacak yer değil.” Kaçak olduğunu anlayan Japon işverenlerin, onun bu durumunu nasıl istismar ettiklerini ve başına gelenleri anlattı. 2001 krizinden sonra Türkiye’den Japonya’ya turist olarak gitmiş, iş bulurum diye. “Türkiye’den Japonya’ya gitmek serbest diye gittik, ama perişan oldum” diyordu. Japonların köpek eti yediklerini ve taşa taptıklarını, hayli kızmış olarak anlatıyordu (Çin başta olmak üzere, Güney ve Kuzey Kore ile Japonya’da, köpek eti hâlâ yenilmeye devam ediyor. Japonya bir miktar köpek etini de, her yıl Çin’den ithal ediyor. Köpek etini ve fareleri yağda kızartarak yediklerinden, büyük grip salgınlarının başlangıç noktası, hep Çin ve Uzak-Doğu oluyor.)

İsmail Yurdakök – ismailyurdakok@gmail.com

Etiketler