Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Türkiye’nin “Fırat’ın doğusu” stratejisi

Türkiye’nin “Fırat’ın doğusu” stratejisi

Fırat’ın doğusuna operasyon yapmakta kararlı olduğunun sinyallerini veren Türkiye’nin taleplerine ABD oyalama taktikleriyle karşılık veriyor. Ancak bu taktiklerin önümüzdeki süreçte Türkiye karşısında çok da işe yaramayacağı ise gün gibi orada duruyor.

Peki bundan sonra hangi senaryolar devreye girebilir.

Yapılan kara devriyesinin sembolik olarak bir değeri var. Ama sadece sembolik! Türk bayrağı 2 saat 40 dakika Fırat’ın doğusunda dalgalanmış oldu. O kadar! Bir diğer tarafıyla ABD-Türkiye işbirliğine dair bir anlamı var. Müşterek harekât merkezi çalışıyor! Ama bu da sadece bu kadar…

Etki ve sonuç odaklı bir arayış içerisindeyiz. Müşterek harekât merkezi ve bunun üzerinden yürütülen faaliyetler bu faydayı üretir mi?

Veya müşterek harekât merkezi ve olası süreç, etki ve sonuç arayışında tatmin edici parametreler oluşturabilir, işleyen süreç işimizi rahatlatacak bir ispat ya da güven üretebilir mi? Peki ya bu taş, ürküttüğü kurbağalara, ürettiği yeni tehdit ve sonuçlara değer mi? Ya da üstümüze çektiğimiz şimşeklerden bizi kim korur? İrdeleyelim.

Ortak devriye

Fırat’ın doğusunda başlayan müşterek devriyelere benzer müşterek devriyeler Münbiç’te başlayıncaya kadar TSK, Münbiç kırsalında 60 kadar koordineli bağımsız devriye yapmıştı.

Uzadıkça uzayan bu süreç sonrası ABD devriye sürecine dahil olmuş ve süreci daha da uzatan müşterek koordineli devriye süreci başlamıştı. Münbiç’te bir model oluşacak, Fırat’ın doğusuna da uygulanacaktı. Sonuçları ortadadır.

Aylar umutları ve güveni tüketerek geçip gitmişti. Şimdi ise daha ilginç ve daha farklı bir durum var. Örneğin uzadıkça uzatılan zamanlar yok. Hatta zamanla bir yarış var!

Müzakarelerden çıkan sonuçlar

5-7 Ağustos’ta yapılan müzakerelerin hemen sonrasında;

– Müşterek harekât merkezinin kurulma aşamalarını,

– Üst düzet ABD’li komutan ziyaret ve temaslarını,

– Başlayan İHA uçuşlarını,

– Helikopter keşiflerini,

– En son da müşterek kara devriyelerini gördük.

Çok kısa zamana sığan önemli adımlar!

Belli ki ABD’nin koordineli bağımsız devriyeler sürecini es geçmesine neden olan bazı farklı parametreler, bir zamanla yarış, bazı saha ve konjonktür hassasiyetleri var. Bunu Türkiye’nin Rusya ve İran inisiyatifleri olarak okumak mümkün.

Türkiye’nin Rusya ve İran gibi Avrasya’yı temsil eden bu ülkelerle gelişen bu işbirliklerini ve güveni geriletmek, bozmak ve dağıtmak da son derece önemli.

ABD’nin gizli stratejisi

Açıkçası ABD, müşterek harekât merkezi üzerinden;

– Türkiye’yi elinde tutmuş,

– Türkiye’nin bir harekât yapmasını engellemiş, en azından geciktirmiş,

– Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerini germiş, Astana sürecini riske sokmuş ve gelişen güven skalasını aşağıya çekmiş,

– Konsantrasyonu, sorunsalı ve tehdidi Fırat’ın doğusundan İdlib’e çevirmeye çalışmış,

– Suriye’de kendi varlığı, etkisi ve meşruiyetiyle ilgili kaygan zemini sağlamlaştırmak istemiştir.

Acaba TSK unsurları ‘aynı Münbiç’te olduğu gibi’ ABD unsurları olmadan Fırat’ın doğusunda koordineli bağımsız devriye atmaya başlasaydı ne olurdu?

O zaman taktik araçlarla (taarruz helikopterleri ve MRAP zırhlılarla), taktik personel ve silahlarla icra edilen, tahditlerle şekillenmiş ve tehditleri minimize edilmiş bu idari faaliyet gerçek anlamda taktik bir hareket ve girmeye dönüşür ve karşılaştığı-tespit ettiği terör tehditleriyle, gerekçeleri oluşmuş geniş kapsamlı bir harekâta zemin oluştururdu.

Ya da gerçekten PKK/YPG’nin boşalttığı alanlar, derinlik-genişlik ve meskûn mahal kapsamlarıyla görülür, müttefiklik hukukuna uygun reel denklemler gelişirdi.

Davul tozu minare gölgesi taktiği

“Büyük askeri emeklerle icra edilmiş olsa bile” geçen hafta sahada gördüğümüz, ABD’nin hedef ve menfaatlerine hizmet eden, karasal platformu ABD tarafından biçimlendirilmiş, sunduğu görüntülerle göz alıcı (!) bu şekliyle kalır ve/veya bu haliyle devam ederse, üreteceği sonuçlar itibariyle ‘Davul tozu minare gölgesi’ taktik görüntülü idari bir faaliyetten ibarettir.

Türkiye ne yapar?

Olası bir harekât ve yığınak iradesi ortada duruyor. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı çok büyük sorun ve tehditler vardır, doğru. Ama Türkiye’nin geleceğe dair tercihleri çok önemlidir. Jeopolitik kart ve avantajları da.

Türkiye’nin belki istediği gibi bir oyun kuramaz, ama oyunların istenildiği gibi oynanmasına engel olabilecek/bozabilecek bir gücü mutlaka vardır. Başına örülen çorapları pahalıya ödetebilecek bir iradesi de mevcut. Hele ki küsküyü doğru yere yerleştirip, desteği doğru yere koymuşsa ve kuvveti doğru yerden uygulamayı başarmışsa.

Belki bir umut, Türkiye ABD ile başlayan Müşterek Harekât Merkezi faaliyetleri hem ABD-Türkiye ilişkilerini hem de sahadaki oldu bitti durumu tatmin edici bir seviyeye taşıyabilir, ama şu andaki bu durum ve bu durumun seyri, aranılan ve umulan etkinin çok uzağında ve açısı-gidiş yönü son derece farklı ve risklidir.

Kim ne istiyor?

Türkiye;

– Ayn el Arap-Tel Abyad ve Resulayn başta bütün meskun mahalleri de kapsayacak şekilde 30-40 km derinlikte ve bütün sınır boyunca,

– Ülkesini koruyacak,

– Ülkesinde yaşayan ve olası İdlib’teki çatışmalardan kaçıp Türkiye sınırına dayanan milyonların barınabileceği,

– ABD’nin dönemsel ve taktiksel bir ilişki olarak tanımladığı ve şimdi yalancı duruma düşmesine neden olan DEAŞ gerekçelendirdiği PKK/YPG/DSG bağının, terör örgütünün kullanım süresi bittiğinde ilga imha ve dağıtılmasıyla ilgili ispat bir alanın peşinden koşarken…

ABD; Türkiye’yi tehdit eden, başta; ötekileştirici, yalnızlaştırıcı siyaset ve stratejilerinden, PKK/YPG’nin doğrusal olarak kullanmaktan ve desteklenmekten, meşrulaştırma, varlığına alıştırma ve kalıcılaştırma eğilimlerinden, DEAŞ’ı ürettiği tehdit ve varlıkla asimetrik olarak kullanmak başta Türkiye’yle ilgili 4. Nesil savaş aygıtlarını kullanmaktan vazgeçmiş görüntüsünden çok uzaktır.  

ABD, Türkiye ile geliştirdiği Müşterek harekât merkeziyle ilgili bu bir aylık zaman diliminde; PKK/YPG’ye desteğini sürdürmeye, PKK/YPG’liler da müşterek devriyeler atmaya (!) ve bunun Türkiye’ye karşı sözde mütekabiliyet ve meşruiyet üretmeye, ‘General’ diye tanımladıkları PKK/YPG’nin Suriye’deki elebaşını meşhur ABD televizyonlarında konuşturmaya, PKK/YPG’lileri gasp ettikleri terör alanında ziyaret etmeye, eğitim, yapılanma, teşkilatlanma, fonlama, donatma vs. PKK/YPG’ye etki ve nüfuzunu arttırmaya devam ettiler.

Kısaca bir yandan Türkiye ile işbirliği yapıyor görüntüsü verirken bir diğer yandan PKK/YPG ile oynamaya devam ediyorlar.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri