Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

‘Yerli otomobil yapmak için 4,5 ayınız var!’ -3. Bölüm-

‘Yerli otomobil yapmak için 4,5 ayınız var!’ -3. Bölüm-

“Otomobil yapabiliriz!” diyenlerle “Hayır, yapamayız!” diyenler arasındaki tartışma iyice büyümüş ve ülke gündeminin ilk sıralarına yerleşmişti.
Red cephesi Erbakan ve arkadaşlarının gerçekçi olmadığını iddia ediyor, ama “Halk tipi Türk otomobili”nin niçin gerçekleştirilemeyeceğini izah etmeyi bir türlü beceremiyordu. Tartışmanın başından beri ‘bilimsel’ davranan ve sahici verilere dayanarak konuşan taraf, ham hayaller peşinde koşmakla itham edilen taraftı.
Yerli otomobil davasının bayraktarları, projelerini geliştirirken Türkiye’nin imkânları dahilinde hareket ettiklerini ısrarla vurguluyor ve kurulması için uğraştıkları sanayiin Cadillac ayarında bir otomobil üretmeye namzet olmadığını tekrar tekrar belirtiyorlardı. Hedef, ucuz fakat sağlam bir halk tipi otomobildi ve Türkiye’nin imkânları bunu yapmaya kesinlikle elverirdi. Muhakkak ki yeni organizasyonlar kurmak, yeni yatırımlar yapmak, atıl sanayi kapasitelerini harekete geçirmek ve hepsinden önce iktisadi, ticari, teknik etüdlerde bulunmak gerekiyordu. Bunlar zaten her sınai hamlenin vazgeçilmez şartlarıydı ve başka türlü iktisadi inkişaf gerçekleştirilemezdi.

‘DAVAYA İNANMAK LAZIM!’
Halk tipi Türk otomobili imalatının başarılması için Sanayi Birliği’ni meydana getiren büyük sanayi kuruluşları, Makine Kimya Endüstrisi’nin Karabük Demir Çelik Fabrikası ile 2. Demir Çelik Fabrikası ve diğer irili ufaklı sanayi tesislerinin geniş çaplı bir işbirliğine girmeleri de şarttı. “Esasen dünyanın hemen her yerinde oto imalatı böyle geniş bir işbirliğine dayanmaktadır.” diyordu DÜŞÜNEN ADAM; “İngiltere ve Fransa gibi memleketlerde bizim avuç dolusu para vererek almaya çalıştığımız otomobillerin çok sayıda aksamının bizim Perşembe pazarındakilere benzer tipteki atölyelerde hazırlandığını bu memleketlere gidenlerin biraz da hayret ederek müşahede ettikleri hakikatlerdir. Türkiyenin bir oto sanayii bahis konusu olunca sahip olduğu beşeri imkanlar hiç te azımsanacak kadar kifayetsiz değildir. Halen memleketimizde 188 makine mühendisi, 180 bin sanat okulu mezunu, 90 bin makinist, teknisyen ve usta bulunmaktadır. Kurulması etüd edilen bir oto sanayiinde bunların mühim bir kısmından istifade etmek kabil olacaktır. Ayrıca şimdiye kadar yeni kurulan fabrikalarımızda yapılageldiği gibi başlangıçta bol miktarda ecnebi mühendis ve teknisyen istihdam edilebilir.”
Un vardı, yağ vardı, şeker vardı; “burada helvayı yapmak için eksik olan inanç, kendine güvendir. Milletlerin maddi ve manevi sahada yeni ve mes’ut adımlar atması, terakkiler kaydetmeleri için yapılan ilmi etüdlerin sonucunun müsbet olması kafi değildir. Problemin heyecanı da lazımdır, davaya inanmak da gerekmektedir.” (DÜŞÜNEN ADAM, 24 Mart 1961)

CEMAL AGA’NIN TEPESİ ATIYOR
Davaya inanmayanlar arasında dönemin Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçuoğlu da vardı. Yeni Sabah Gazetesi’ne göre Kocatopçuoğlu, “baskı altında bulundurularak bakanlığı bu işin yapılamayacağı kanaatine zorlanmış ve neticede bu maksatla bir de rapor hazırlanmıştı.” DÜŞÜNEN ADAM da Sanayi Bakanı’nın menfi tutumuna dikkat çekiyordu:
“Sanayi vekilinin tavrı hiç de cesaret verici olmamaktadır. Türkiyede bir oto sanayii kurmak için 6 ecnebi firmanın müracaatta bulunduğunu açıklayan vekil, hiçbir detaylı esbabı mucibeye dayanmadan Türkiyede kurulması istenen oto sanayii konusunda hiç te müsbet olmayan bir şekilde konuşmuştur. Vekilin bu konuşması derhal tepkilere yol açmış ve Makine Mühendisleri Odası, Sanayi Vekilinin beyanatını protesto eden bir tebliğ yayınlamıştır.”
Makine Mühendisleri arasında da “davaya inanmayanlar” vardı ve bunların sayısı hiç az değildi. Yerli otomobil tartışmasının en cafcaflı günlerinde bazı gazeteciler (Mesela Mete Akyol) ‘red cephesinde’ yer alan mühendislerden “Otomobil yapacak durumda değiliz” şeklinde beyanat alıyor, sonra Köşk’e çıkıp Cemal Ğürsel’i “Efendim, bizim otomobil yapamaya gücümüz yetmez diyorlar. Koskoca Türkiye otomobil yapamaz mı?” diye kışkırtıyorlardı. Ortalığı kızıştırıp sansasyonel bir haber yakalamaktan (daha doğrusu oluşturmaktan) başka dertleri olmayan basın mensuplarının bu ‘tezgâhı’, yerli otomobil sürecinin hızlanmasına yaradı. Sabrı taşan ve “Ne demek yapamayız? Türk milleti elbette otomobil yapabilir. Ben yaptırayım da görsünler!” diye gürleyen Devlet Başkanı, 1961 yılının Haziran ayında, yerli otomobil imalinin derhal başlaması ve ilk numunenin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na kadar hazır hale getirilmesi için hükümete talimat verdi.

ERBAKAN ‘BAYPAS’ EDİLDİ
Yerli otomobilin etüd çalışmalarını tamamlayan Necmettin Erbakan ve arkadaşları, yetkililerden ‘start’ bekliyorlardı. Fakat Ulaştırma Bakanlığı, yerli otomobilin imali görevini, bu davaya yıllardır gönül ve emek veren ekibe değil de, Devlet Demir Yolları’na tevdi etmeyi münasip gördü. Bunun Cemal Gürsel’e kimler tarafından nasıl kabul ettirildiği, yerli otomobil denildiğinde akla ilk gelen isim olan Erbakan ve Gümüş Motor’un nasıl devreden çıkarıldığı hiçbir zaman kesin olarak anlaşılamadı.

‘ARABAYI 4.5 AYDA YAPACAKSINIZ!’
16 Haziran 1961 tarihinde TCDD Fabrikalar ve Cer Daireleri yöneticileri ile mühendislerine Ulaştırma Bakanlığı’nın ilgili yazısı okunarak, 29 Ekim 1961 tarihine kadar binek otomobili tipinin geliştirilmesi görevinin TCDD işletilmesine verildiği bildirildi. Neye uğradıklarını şaşıran demiryolcular, toplantı üstüne toplantı yaparak, bu görevin altından nasıl kalkacaklarını tartıştılar. İçlerinden biri, “Bu, ay’a roket atmak gibi bir şey” dedi. Trenler için yedek parça imal ediyorlardı, vagon da imal ediyorlardı, hatta lokomotif imaline bile soyunmuşlardı, ama otomobil apayrı bir dünyaydı. Tamamen yabancısı oldukları bu işi tamamlamak için kendilerine tanınan sürenin sadece 4.5 ay olması da cabasıydı. Otomotiv sanayiinin Batılı devleri bir prototip üzerinde yıllarca çalışırken, bu konuda hiçbir bilgi, tecrübe ve alt yapıya sahip olmayan demiryolcular, ilk Türk otomobilinin numunesini 4.5 ay içinde ortaya koymak zorundaydılar. İmkânsızı başarmaları isteniyordu adeta. Fakat, İkinci Cihan Harbi’nden yerle bir olarak çıktığı halde 3-5 sene içinde müthiş bir sınai ve iktisadi kalkınma hamlesi gerçekleştirerek yeniden dünyanın önde gelen devletleri arasına girmeye namzet olan Almanya da imkansızı başarmamış mıydı?
Birçoğu savaş yıllarında Almanya’da tahsil görmüş olan ve bu ülkenin yeniden yükselişini gıpta ile izleyen demiryolcular, şartların olumsuzluğuna aldırmadan, “Biz bu işi yaparız” deyip kollarını sıvadılar.

Nasipse yarın:Devrimciler işbaşında

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!