Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Zamanı geçmiş bir yazı

Zamanı geçmiş bir yazı

DAEŞ dâhil olmak üzere bölgemizde problem olarak gözüken her ne varsa, bunu doğru anlamanın önemli bir yolu; Batılı devletlerin bölgedeki askeri varlığını ve burada bulunma sebeplerini etraflıca kolaçan etmekten geçer. Uzun zaman öncesinde İngiltere ve Fransa sonrasında ABD öncülüğündeki silahlı güçlerin ve İsrail’in varlığını ve saldırganlığını öncelikli olarak dile getirmeden bölgedeki meseleleri doğru tahlil etmek mümkün olmaz. Buna bir de eskisinden daha aktif bir şekilde bölgeye giren Rusya’yı ekleyiniz.

İbrahim Suyanı

Girdiği ilk seçimde yüzde otuz dört oy alan bir parti, katıldığı bütün seçimleri hala kazanıyorsa bunda bir iş var demektir. Hile ve fesatlık manasında değil, kelimenin sözlük manasıyla bir iş. Öyle ya da böyle, bu ülkede yaşayan insanlar AK Parti iktidarının devamını kendileri için en iyi tercih olarak görüyorlar. Destekçilerinin arasında itirazı olanlar yok mu; vardır elbet. Türkiye her şeyi ile güllük gülistanlık mı; değildir herhalde. O halde neden hala AK Parti iktidarı?
AK Parti’yi iktidar yapan şey, ülkemizdeki problemlerin çokluğundan/büyüklüğünden ibarettir. Bu problemler o kadar çok ve büyüktür ki; meselelerin hallinin bir hükümet değişikliğine tahammülü yoktur. Yaşadığımız bölge ve ülkemizdeki meselelerin tanımı ve çözüm beyanı, belki cumhuriyet tarihimizde ilk kez kuvvetlenme/büyüme istidadının ifade edilmesi olarak algılandı. Bu beyan, milletin teveccühünü kazanmıştır. Bu iktidarın devamı da Türkiye ile ilgili bize heyecan veren o iradenin, beyan ettiği iddialarının hayata aksettirilmesiyle doğru orantılı olarak devam edecektir. Milletimiz, meseleleri halletme hususunda güvenebilecekleri tek partiyi iktidarda tutmaya karar verdi. Dost ve düşmanın tasavvurunda yer almaya azmetmiş bir Türkiye, milletin çoğunda heyecanla mukabele buldu.
Medyada, muhteşem bir seçim sonucuna rağmen her eleştiriyi düşmanlık olarak telakki eden iktidar yanlısı bir söyler/yazar kesimi var. Kaldı ki düşmanlık olsun, herkes her şeyi sevmeye mecbur değil. Memleket düşmanlığı ile iktidar karşıtlığını birbirinden ayırmakta yarar var. İktidarı oluşturanlar bizim tercihimizle memleketimizi yönetiyorlar ve işlerimizi üstlendiler. Öyle işler yaparlar ki ömrümüz AK Parti iktidarı ile nihayetlenir. Ama gün olur vazgeçeriz. Kendilerine vahiy gelmiyor ya, yaptıkları her şeyin doğruluğu mümkün olmakla birlikte yanlışlığı da mümkün. Bugünden yarına gündemin değiştiği bir ülkede hükümet görevini üstlenen bir kurum, nasıl her durumda savunulası işler yapabilir? Ve nasıl bir zihin, her işte doğru karar alınmasını bekleyebilir? Cennet mi kardeşim burası her şey yolunda olsun? Türkiye gibi her meselenin en çetrefilli haliyle yaşandığı bir ülkede bu mümkün mü? Böyle giderse; şirazesi kaymış dilin keyfiyle yol alan medyanın bir zaman sonra bizim meselemizi dillendirmesi mümkün olmayabilir.
Söylemeden geçmeyim; ilk seçimde AK Parti yanlısı basın mı vardı? Milyonlarca insanın aynı rüyayı görmüşçesine bir heyecan duyması değil miydi bu partiyi iktidar yapan? Musul’daki askerlerin geri çekilmesi, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ve neticesinde Filistin doğalgazının İsrail gazı olarak Avrupa’ya taşınması ihtimaline dair açıklamalar, Mısır’ın iyi ilişkiler için sıraya girmesi her şeyin istediğimiz gibi gittiğini mi gösteriyor, yoksa geri çekilmekte olduğumuzu mu? Son bir haftalık gündemin başındaki politikalar mı doğruydu, sonundaki mi? Ben, her durumda ülkemizi idare edenlere güvenmeyi tercih ediyorum, bazı politikalarının yanlış olduğunu düşünsem de itimadım sarsıl-

mıyor. Netice itibarıyla haber kanallarından takip edilen bir gündem bilgisinden hareketle memleket meselelerini değerlendirmek çok da sağlıklı olmasa gerek.
Ama bazıları her meselede iktidarı öylesine savunuyorlar ki, takipçilerindeki adalet duygusunu zedeliyorlar. Makul olandan uzaklaşıldığında omurgada kemik namına bir şey kalmaz. Söyledim, içim rahat etti.
TARAFLARIN MUTABIK KALAMADIĞI BİR SÜREÇ VE SURİYE MESELESİ

Çözüm sürecinde hükümet özetle şöyle dedi: “Ülkede terör olmasın ve kan dökülmesin. Geçmiş hükümetler döneminde yapılan hatalardan vazgeçiyoruz. Silah kullanılarak hak talep etmek gündemden çıksın. Hükümet olarak biz önemli adımlar attık, devamı için siz de bir şey yapın. Ama en önemlisi silahlı elemanlarınızı ülke dışına çıkarın. Gerisini hale yola koyarız.” Kimden istendi bu; PKK’dan. PKK bu kararı verebilecek bir durumda mıydı? Hayır. Devletin bile satın aldığı silahı kullanmasıyla ilgili, satan ülkenin itiraz kaydı oluyorsa; bir örgüte silah temin eden ve onlara siyasi destek veren ülkelerin izni olmadan silah kullanılamaz veya bırakılamaz. Üstelik Müslümanların yaşadığı topraklarda bu kadar önemli meseleler varken olmaz bu. İstemiyorlar zaten ama isteseler bile bırakamazlar. Hükümet gerçekten de iyi niyetle bu süreç-

teki bütün hesaplarını verilen söze itimat etmeye bağladı ve işin böyle yürüyemeyeceğini şimdi gördü. Artık yeni bir fesat tedarikçisi olarak Rusya’nın da devreye girdiği bir süreç başladı. Rusya’nın Türkiye karşıtı bir cephede yer almasını gök kubbe çökmüş gibi algılayan geri zekâlılar; sanki dünya haritasına ilk kez bakıyorlarmış gibi şaşkınlık gösteriyor. Bunların ilkokul diplomalarını iptal etmek gerekir.
PKK meselesi içerisinde bulunduğumuz İslam coğrafyasındaki yeni meselelerin fideliğidir. Bölgede Batı dünyası (siz bunu Sünni İslam bağlılığının dışında kalanlar olarak okuyun) ile aynı hedefler çerçevesinde iş görebilecek ve onların işine yarayacak iki örgütten biri PKK’dır. Örgütün varlığının devamını sağlamaktan murat, sadece Türkiye’ye yönelik sonuçlar almak da değildir üstelik. Komşu ülke ve kavimlerin tamamını ilgilendiren sonuçlar devşirmeye imkân sağlayan yanı vardır bu yapının.
Bu süreç örgüt ve onların sahipleri tarafından, silahlı mücadeleyi siyasi propaganda unsuru olarak bölge insanının iradesi ve idraki üzerinde meşrulaştırmak, bölgedeki diğer siyasi yapıları tasfiye etmek, silahlı mücadele veren grupları örgüt liderliği etrafında birleştirmek ve Türkiye’nin tamamına yaymak isteyenlerin planladığı bir aşama olarak kullanıldı. Ayrıca bu süreçte kırda dolaşan silahlı eleman-

lar kent merkezine yerleşerek yeni mevziler tahkim ettiler. Şimdi o tahkimat neticesinde açılan çukurları doldurmakla meşgul oluyoruz.
Bugünün Türkiye’sinde silahlı propaganda/mücadele yapan grupların çıkış noktaları ne olursa olsun onları şimdiki Türkiye’nin bir gerçeği sayarak meseleye yaklaşmak, ülkenin ölüm fermanına imza atmaktır. Ülkenin bir gerçeği olarak zikredilebilirler ama düşmanları olduğunu ifade ettikten sonra.
DAEŞ dâhil olmak üzere bölgemizde problem olarak gözüken her ne varsa, bunu doğru anlamanın önemli bir yolu; Batılı devletlerin bölgedeki askeri varlığını ve burada bulunma sebeplerini etraflıca kolaçan etmekten geçer. Uzun zaman öncesinde İngiltere ve Fransa sonrasında ABD öncülüğündeki silahlı güçlerin ve İsrail’in varlığını ve saldırganlığını öncelikli olarak dile getirmeden bölgedeki meseleleri doğru tahlil etmek mümkün olmaz. Buna bir de eskisinden daha aktif bir şekilde bölgeye giren Rusya’yı ekleyiniz.
Batı dünyası diye tarif edilen siyasi/dini organizasyon olarak akla gelen ne varsa, onların çok da kısa olmayan bir zamandan beri bölgedeki önemli müttefiki İran’dır. Bunun doğruluğunu anlamak için İran üzerinden Filistin, Afganistan, Irak, Suriye ve Mısır’a bakmak yeterli. “Bizim yardımımız olmasaydı Amerika Afganistan’da başarılı olamazdı” diyen kim, ben miyim? Her şeye maydanoz olan Batı dünyası, en azılı düşmanlarından biri olarak pazarladıkları İran’ın; Afganistan, Irak ve Suriye’deki askeri varlığına neden iki çift laf etmiyor? Üstelik İran’ın İsrail’i ortadan kaldırmakla ilgili tehdidi var ve neredeyse sınırdaş olacaklar. Laf etsinler diye söylemiyorum ha, mesele anlatıyorum. Nükleer çalışmalarla ilgili süreçte İran’ın Batı dünyası ile yaşadığı meselelerde Türkiye’nin takındığı tavra bakıp, akabinde bugünlerde İran’ın ortaya koyduğu politikaların istikametine göz atınca hadise bütün gerçekliği ile gözüküyor. Gördüğümüz şey, zalimlerle birlikte olmayı tercih eden İran’dır.
Suriye’de Esed ve ona destek olanların haricindekileri memnun edecek tek yolun orada zalimlere karşı savaşanları silah temin ederek veya temin etmelerine yardımcı olarak desteklemekten ibaretti. Karşı taraf zalimler için bunu yapıyordu zaten.
Müslüman, işlerini nihayetinde Allah’ın (Azze ve Celle) rızasını kazanmaya matuf olarak yapandır. Niyaz ederim ki Allah (Azze ve Celle), bu niyetle söylediklerimde hata etmişsem vazgeçmeyi ve doğrusunu bilip söylemeyi nasip etsin.

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!