Reklamı Kapat

Açıklamalar garip, uygulamalar sorgulanıyor | Aşı çare olacak mı?

2020 yılının adeta kâbusa çeviren Kovid-19 salgınından kurtuluş için umut olarak pazarlanan aşı çalışmalarında soru işaretleri artıyor. DSÖ, “aşının Kovid-19’u sıfırlamayacağını” belirtirken, BioNTech CEO’su Prof. Dr. Uğur Şahin, “Kovid-19 10 yıl boyunca bizimle olacak” dedi. Aşının virüsü ortadan kaldırmayacağı net bir şekilde ortaya çıksa da birçok ülkenin aşıyı zorunlu kılma çabası ise ürtkütücü boyutlara ulaştı.

Haber albümü için resme tıklayın

Gökhan Yılmaz / İstanbul / Özel Haber

2019 yılının Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısa sürede küresel bir salgın haline dönüştü. Çin salgının başlangıç döneminde dünyayı yanıltan bilgiler verirken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise tedbir almak için adeta salgının yayılmasını bekledi. Salgının ilk dönemlerinde “Endişe edecek bir durum yok” açıklamaları yapan DSÖ, bugün “Yeni salgınlar gelecek” açıklamaları ile korku iklimi oluştururken, “Umut” olarak ortaya çıkan aşılar üzerindeki polemik de içinden çıkılmaz bir hale geldi.

DÜNYA İKİYE BÖLÜNDÜ

Normal şartlarda, bir aşının ortaya çıkması için yıllar süren bir çalışma gerekiyor. Fakat, bu duru Kovid-19 aşıları için söz konusu bile değil. Adeta aylar içerisinde ortaya çıkan, birçoğu için “yüzde yüz güvenli” propagandası yapılan aşılar için yapılan açıklamalar kafaları karıştırıyor. Neredeyse tam 1 yıl, “maske-mesafe-hijyen” üçgeniyle yaşayan ve sokağa çıkma yasağı dahil hemen her türlü sosyal faaliyetlerden uzak kalanlar bir an önce aşı uygulaması için sıra beklerken, aşı konusunda şüpheci yaklaşanların sayısı da az değil. Kısıtlamalar döneminde Avrupa’nın birçok ülkesinde kısıtlama karşıtları günlerce sokak gösterileri düzenledi. Dünya bu süreçte adeta aşı taraftarları ve aşı karşıtları olarak ikiye bölündü.

“EN BÜYÜK SALGIN DEĞİL”

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus da aşılamanın başlamasıyla pandeminin sona ereceği algısı oluşmaması gerektiğini belirtti. Devam eden süreçte DSÖ ve birçok Tıp uzmanından benzer açıklamalar geldi. DSÖ’nün bulaşıcı hastalıklar konusundaki stratejik ve teknik danışman grubunda yer alan Profesör David Heymann da “Virüsün yöresel bir hastalık olması kaderinde var. Corona virüsü çok ciddi olsa da en büyük salgın değil ve dünya Kovid-19 ile yaşamak zorunda” ifadesini kullandı.

“AŞI ZORUNLU DEĞİL AMA FİŞLEYECEĞİZ”

Aşının ne derece etkin olduğu konusunda tartışmalar çok daha uzun bir süre devam edecek gibi. Bu hengamda bir çok ülke ise aşıyı zorunlu tutma gibi bir despotluğun derdine düştü. Bunlardan biri İspanya. İspanya Sağlık Bakanı Salvador Illa, aşı olmayı reddedenlerin isimlerini listeleyecekleri bir kayıt defteri oluşturacaklarını açıkladı. Salvador Illa ayrıca, İspanya’da “aşı zorunluluğu getirilmediğinin” de altını çizdi. Ülkede aşı karşıtlarının oranı bir ayda yüzde 47’den yüzde 28’e düştü.

KOMLOCULAR TERÖRİST Mİ SAYILACAK?

Almanya’da ise iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı (Verfassungsschutz), sağ ve sol radikallerin yanı sıra koronavirüsü inkar eden kişilerin düzenleyebileceği saldırılara karşı uyardı. Tagesspiegel gazetesine açıklamalarda bulunan Kuzey Ren-Vestfalya (KRV) Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Burkhard Freier, “Komplo mitçilerinin kıyamet haberciliği, aşırı sağla birleşiyor” diye konuştu. Freier, söz konusu gelişmenin, koronavirüs önlemlerine aşırı biçimde karşı çıkan kişilerde “terörle sonuçlanabileceği” uyarısında bulundu.

SAĞLIK DİKTASI MI?

Totaliter devletler için halkın yönetilebilir olması en önemli ihtiyaç. Çin gibi ülkelerde aşı ve Kovid-19 bahanesi ile halkı tarassut altına almak “bir nebze anlaşılabilir” olsa da demokrasi beşiği, özgürlükler diyarı olarak tanımlanan Avrupa ve Amerika’da da benzer çalışmaların yapılıyor olması düşündürücü. Dünya aşı yanlıları ve aşı karşıtları olarak ikiye bölünmüş durumda.

ROBO-İNSANLAR DÖNEMİ Mİ?

Grip aşısının yıllar süren çalışmalar sonucu ortaya çıktığı belirtilirken, grip virüslerinin her yıl mutasyona uğradığı ve grip aşılarının her yıl yenilendiğine dikkat çekerek küresel bir aşılamanın Kovid-19 salgınını bitirmeyeceği görüşünde. Özellikle mRNA aşılarının insan DNA’sını değiştirmek isteyenler tarafından kötü niyetle kullanılabileceğini belirten aşı karşıtları, işi komplo teorilerine vardırarak, aşı ile zerk edilen nanobotlarla insanın uzaktan kontrol edilebileceği görünüşü savunuyor.

VİRÜS 10 YIL DAHA ARAMIZDA

Son açıklama ise, en popüler aşı olan aşıyı üreten BioNTech CEO’su Prof. Dr. Uğur Şahin’den geldi. Prof. Dr. Uğur Şahin, sanal ortamda katıldığı bir toplantıda pandeminin gidişatı hakkında yaptığı açıklamada, “Dünya ne zaman normale döner?” sorusuna, “Yeni bir ‘normal’ tanımına ihtiyacımız var. Virüs önümüzdeki 10 yıl boyunca bizimle kalacak. Orada olacağı gerçeğine alışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı. Aşı karşıtı tıp uzmanları ise, grip aşısı üzerinden örneklendirme yapıyor.

Dr. Soumya Swaminathan

AŞI OLUNSA DA MASKEYE DEVAM!

DSÖ’nün üst düzey isimlerinden Dr. Soumya Swaminathan ise katıldığı toplantıda, “Aşı olunmasına rağmen toplum sosyal mesafe ve maske takma gibi önlemleri bırakmayacaktır. Aşının ilk görevi semptom gösteren vakaları durdurmak, ağır hastalıkları ve ölümü engellemektir. Aşının enfeksiyon sayısını azaltacağını ya da bulaşmasını engelleyeceğini düşünmek şu an mümkün değil” ifadesini kullandı.

AŞI OLMAYANLAR “VATAN HAİNİ” Mİ?

Öyle ki, son dönemde Türk profesörler bile işi “Aşı olmayanlar vatan hainidir” diyecek boyuta kadar getirdi. Prof. Dr. Bingür Sönmez’in başlattığı tartışma karşılıklı saldırılar şeklinde devam etse de bizzat aşıyı üretenlerin ve DSÖ gibi sağlık alanında otorite kurumların yaptıkları açıklamalar aşı karşıtlarını haklı çıkarır mahiyette. 4 Aralık 2020 tarihinde yaptığı açıklamada, aşılama ile krizin sona ermeyeceğini belirten DSÖ acil durum direktörü Michael Ryan, “aşının Kovid-19’u sıfırlamayacağını” vurguladı.

ÇİN’DEN KAMERALI KARANTİNA TAKİBİ

Salgının ortaya çıktığı Çin’de ise diğer ülkelerden bir tık ötede fişleme faaliyetleri yürütülüyor. Toplumun neredeyse her alanını gözetlemesiyle meşhur olan ülkede, karantina uygulamalarını takip etmek için binlerce insanın evine kamera yerleştirmişti. Çin’in resmi yayın organı CCTV’nin açıkladığı bilgilere göre 2017 yıl itibariyle ülkede 20 milyon kamera kurulmuştu. Ülkede faaliyet gösteren IHS Markit Technology ise 2018 yılı itibariyle Çin genelinde toplam gözetim kamerası sayısının 349 milyon olduğunu paylaştı. İngiltere merkezli teknoloji araştırma şirketi Comparitech’in raporuna göre ise dünyanın en çok gözetlenen 10 kentinden sekizi Çin’de bulunuyor.

30 Ara 2020 - 06:20 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.




Anket Önümüzdeki Seçimleri Kim Kazanır?