Reklamı Kapat

Dünyanın ikinci yüzü!

Allah yolunda ve bir sancak etrafında ümmet-i Muhammed'i toparlayacak bir İslam birliğinin varlığına her zamankinden daha çok muhtacız: "Mescid-i Aksâ bizim kalbimizdir. Mescid-i Aksâ’da Yahudi’den izin alarak namaz kılındığı, şu yaştakiler kılabilir bu yaştakiler kılamaz, burayı kapattım denildiği sürece ümmet-i Muhammed, özgürlükten söz edemez."

Hazırlayan: Uluslararası Fatih Sultan Mehmed Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri

Dünyada nice insanlar var ki seni anlamazlar… Peki, bu durum normal mi sizce? Yahu, seni anlamak istemiyorum demiyor da seni görmezden geliyorum demek mi bu?... Bu satırları yazarken kafamı dolduran yüzlerce düşünce var. Hangisinden başlayıp hangisini dinleyeyim ve yazıya dökeyim bilemedim… Bilmemek daha zor bir durum. Çünkü ne yapmam gerektiğini bilince veya ne söylemen gerektiğini bilene kadar, iş işten geçmiş olabilir.

İnsan, yapabileceklerini bir bilse. Bak, bir bilse diyorum!.. İnsanın hayatı, dünyayı değiştirebilme kuvveti vardır. Nasıl mı? İnsanoğlu sözleri, yaptıkları ve ahlâkı ile değiştirebilir. En önemlisi de ahlâktır. İnsanın durumu hayret edilecek bir şeydir hakikaten. İnsanlar kendini bir tanısa, yapabileceği işleri bir şekilde anlasa, eminim dünyayı istediğimiz gibi değiştirip güzel bir biçimde sürdürebiliriz.

İnsanlar konuşur, konuşur da dinleyen var mı acaba? Yazarların yazmış oldukları yazıları, makaleleri vs. okuyan veya filozofların, alimlerin ve din adamlarının yaptıklarını gören var mı? Peki, bu soruları neden soruyorum? Çünkü şu anda yaşadığımız hayat, dünya tam da budur. İnsanoğlu, görmezden, duymazlıktan geliyor. Hayatını bu şekilde sürdürüyor. İslâm davası diyoruz mesela. "Ben ne yapabilirim ki…" deyip geçiyor bazı Müslümanlar. "Bu dünyada davam falan yok benim" diyenler de var. “Niçin yaratıldın?” diye sorarsak cevabı ne olur acaba, merak ediyorum.

İNSANLAR UYANMALIDIR!

Filistin'deki olayları, haberlerden duyuyoruz az çok. Peki, biz Filistin davası için neler yaptık ve ne yapmalıyız? Elimizden gelen bir şey var mı? İsrail’e ve onu destekleyenlere artık ders vermemiz gerekmiyor mu? Bütün bu soruları yazarken önce kendimden utanıyor, sonra da düşmüş olduğumuz durumdan utanıyorum. Kafamızı kaldırmaktan bile üşenir bir hâle geldik.

İnsanlar, en yakın zamanda kendine gelmelidir ki bu ümmeti yeniden ihya etsinler. Ümmet-i Muhammed nerededir? Sorular uçuşuyor zihnimde. Kıyamet gününde Allah bize, "Dünyada Müslümanlara, Filistin'deki kardeşlerimize ve dünyanın mazlum bölgelerindeki korkunç hadiseler karşısında acı çekenlere ne yaptınız?" derse cevabımız ne olacak?

"MESCİD-İ AKSÂ BİZİM KALBİMİZDİR”

Mescid-i Aksa'yı Siyonist İsrail elinden nasıl alacağımızın bilme vakti gelmiştir artık. Yahudi, Kur’an’daki Yahudi de Müslüman, Kur’an’daki Müslüman değil. Ne zaman ki biz de Kur’an’daki Müslüman oluruz, Mescid-i Aksa da o vakit bizim olur. Bir büyüğümüzün söylediği gibi, "Mescid-i Aksâ bizim kalbimizdir. Mescid-i Aksâ’da Yahudi’den izin alarak namaz kılındığı, şu yaştakiler kılabilir bu yaştakiler kılamaz, burayı kapattım denildiği sürece ümmet-i Muhammed, özgürlükten söz edemez." Artık bunu gözümüzün önünde bulundurmanın zamanı da geldi. Şu vakitlerde Allah yolunda ve bir sancak etrafında ümmet-i Muhammed'i toparlayacak bir İslam birliğinin varlığına her zamankinden daha çok muhtacız.

Obada Isam ALESA

***

Çürüyen Hayatlar: Ben Bir Gürgen Dalıyım

''Boş yere hayallere kapılıp şu insan denen yaratığa bel bağlamamalıydım. Çünkü, yüzyıllardır çözülemeyen acayip bir bilmeceydi insan. Derinlerden daha derin bir sırdı ya da ucu bucağı olmayan, içi pisliklerle, içi eşsiz güzelliklerle dolu, alabildiğine karanlık ve karmakarışık bir evrendi. Öyle ki, onca kafa patlatmasına rağmen, binlerce yıldan bu yana kendisi bile çözemiyordu kendini...''

Yazıma kitaptan bir alıntı ile başlamak istedim. Alıntının da dediği gibi bir bilmeceydi bana göre insan… Bir türlü çözülemeyen bencil, çıkarcı, başka hayatları düşünemeyen bir sırdı insanoğlu.

Eseri özetleyecek olursak kitap, Ege topraklarında kök salmış genç bir gürgenin başından geçenleri anlatıyor. Ormanda komşuları ile mutlu mesut yaşamaktadır gürgen. Orman dediğim de sade bir orman değil. Mis kokulu çiçekler, rengârenk böcekler, cıvıl cıvıl kuşlar ile dolu bir orman… Günlerden bir gün cellat yüzlü adamlar ormana gelerek gürgenin dostlarını kesiyor ve ormanda büyük bir endişe oluşuyor. Çünkü bildiği bir şey vardır, bir gün o, meşe, çam ve tüm dostları kesilecek, bazen kışlık bir odun bazen güzel bir sandalye bazen ise bir masa olmak için.

BİR SIRDI İNSANOĞLU

 Bir kış günü gürgen, günlerce süren sisin esaretinden sıyrıldığında yanı başındaki kambur köknarın yokluğunu fark eder. Arkadaşı, cellat yüzlü adamların balta darbeleriyle tek bir çıt bile çıkaramadan kesilmiş ve rüzgârın anlattığına göre bir mahpushane kapısı olmuştur. Bu olay neticesinde gürgen, mahpushane kapısı olacağına bir köy okulunda tuvalet penceresi olmayı diler. Baharın gelmesi ile birlikte ormana kaçak ağaç kesmeye gelen cellat yüzlü iki adam tarafından gürgen kesilir ve bir marangozun avlusunda bekler. Artık tek bir hayali vardır dışarıyı gören bir pencere olmak.

''KEŞKE İNSANLAR DÜNYAYI SEVMEYİ ÖĞRENSE!''

Marangozun oğlu vefat etmiştir. Çocuğunun acısıyla baş edemeyen adam kendini içkiye vurur ve en sonunda yüreği tüm bunları kaldıramadığından bu dünyadan göçüp gider. Ailesi tüm odunları satar tabii içinde bizim gürgen de vardır. Gürgen askeri bir atölyeye götürülür, bunu gören gürgen savaş malzemesi olacağını düşünür ama yanılır. Gürgen, bir darağacı olacaktır. Bir insan hayatını yok eden, bir yaşamı bitiren darağacı... Gürgen, bir sabah vakti gencecik bir insanın ölümüne aracı olacaktır ve bunun utancından bir an önce çürümek ister. Aylar, yıllar önce mutlu mesut yaşayan, şimdi ise bir insanı öldürmekten utanan gürgen çürümek, kendini yok etmek istemektedir.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak eser gerçekten güzel. Çocuk kitabı diye geçiyor ama bence her yaştan insanın okuyabileceği, kendine ders çıkaracağı, yer yer utanacağı güzel bir kitap. Küçük Prens gibi bir öğreti barındıran yanı bulunmakta. Bir gürgen ağacının yaşamı ile insanoğlunun yaşamını biz okurlara göstermektedir yazar. İnsanoğlunun doğal yaşama verdiği zararı bir gürgen ağacı kendi yaşamı üzerinden anlatmaktadır. Buraya kitaptan bir alıntı eklemek istiyorum. Yazarın da dediği gibi ''Keşke, insanlar dünyayı sevmeyi öğrense!'' Gürgen ağacı, bizim her gün önemsemeden geçip gittiğimiz ve duymazdan geldiğimiz ormanın sesini bize anlatarak göstermektedir.

Kitabın konusuna gelecek olursak Hasan Ali Toptaş, çocuk aklının hikmet dolu bilincini bir gürgen dalına tercüme ettiriyor ve insanlığa onun gözüyle bakmamızı sağlıyor. Ben Bir Gürgen Dalıyım; yemyeşil umutların, hor görülen ufukların, kaybedilen zamanların, bitmeyen zulüm çarklarının, ama asla sönmeyen bir inancın hikâyesi…

Yazarın konuyu gayet iyi ele aldığını söyleyebilirim. Yazar kitabı on üç bölümde anlatmış. İnsanı sıkmadan, akıcı ve net bir şekilde gereksiz laf kalabalıklarından kaçarak güzel bir betimleme sanatı ile de birlikte sunuyor, okuyucu kitabı okurken adeta zihninde canlandırıyor. Yani, şöyle diyebilirim bir gürgenin ağzından dinliyorsunuz bu masalı. Okuyor değil de dinliyor gibi aynen. Toptaş'ın betimlediği o orman sesini duyuyor, ormanın kokusunu alıyorsunuz. Kitap yüz on bir sayfadan oluşuyor. Eserin genel olarak renklendirmesi, görselleri kitabı anlamamıza çok yardımcı oluyor.

“İNSANDA BAŞLIYORDU HER ŞEY”

''Aksakallı meşenin dediği gibi, insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil, ancak insan karşı koyabilirdi. Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu...”

 Yani, insanın karışmadığı her şey bir masaldı. Gerçekten insan, bazen etrafında olup bitenleri göremeyecek kadar bencil ve kendi çıkarlarını ön planda tutan bir varlık olabiliyor. Bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum. Lütfen, biraz daha dikkatli olalım! Bunca güzellik varken doğada onları görelim. Biraz çevremize bakalım. Sözlerimi şu cümleler ile bitirmek istiyorum:

''İnsanların büyük bir bölümü birçok güzelliği göremezdi, büyük bir bölümü birçok güzelliğe dokunamazdı. Onlar birer uyurgezer gibiydi, geçip giderlerdi güzelliklerin yanından ya da kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinde koşarken onun uğruna birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.''

Tarık KÖRÜR

 ***

ŞİİRHANE

Rûzhâ fekre men în est-o heme şeb soxenem

Ke çera gâfel ez ehvâle del-e xîştenem

“Günlerdir zihnimde ve zikrimde olan şu ki

Neden kendi ahvâlimden habersizim”

 ***

Ez kocâ âmede-em âmedenem behre çe bûd

Be kocâ mirevem âxer nenemâyi vetenem

“Nereden geldim, gelme sebebim neydi

Nereye gidiyorum? Vatanımı sonunda göstermez misin?”

Mevlâna                                                                                

HAZIRLAYAN: Taha HASANNİAZİ/ İran

***

Bazı kelimeler çok güzel!

Kelime: Nasip

Kökeni: Arapça

Anlamı: Kismet, talih, baht, birinin payına düşen şey…

Hazırlayan: Seyf ULLAH

20 May 2021 - 06:19 - Analiz-Yorum


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.




Anket Önümüzdeki Seçimleri Kim Kazanır?