Reklamı Kapat

Direniş ve diriliş destanı: 15 Temmuz

Osmanlı bakiyesi bu topraklar “Coğrafya kaderdir.” sözünün en geçerli olduğu bir zaman ve zemin bileşkesinde yer alır. Bu bileşkede kırılmalar, kıvrılmalar, dönmeler çok olduğu gibi eğilmeden, bükülmeden dimdik duran aslan yürekli neferler de çoktur.

Hazırlayan: Uluslararası Fatih Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri

Tarih esasında bu iki zıt kutupların çatışmasıdır. 15 Temmuz da tarihin tekerrür ettiği bir müstesna zaman dilimidir. Öyle müstesna bir zaman ki yürüyenler ile sürünenlerin, azizler ile zelillerin, yiğitler ile korkakların, âlimler ile cahillerin, sadıklar ile hainlerin birbirinden gece ile gündüzün ayrışması gibi ayrıştığı berrak bir şafak vaktidir.

Her toplumda çürükler, ıskartalar bulunabilir. Her coğrafyada hainler, gamsız ve vefasızlar türeyebilir. Bu biraz da tabii bir hâldir. Nice iri ve yüksek ağaçların gövdelerinde kurtçuklar olur. Sürekli kemirip dururlar gövdeyi içten içe. Fakat bu asil millet ve mübarek topraklar, içinde çürük ve hainleri taşısa da bunları bünyesinde uzun süreli barındırmaz. Bir nehrin kendisinden olmayanları dışarıya vurması gibi bu coğrafya da kimlik, kişilik ve karakterine yabancı insanları bir gün mutlaka sınırlarının ötesine atacaktır, atmıştır da.

BATI’NIN UŞAKLIĞINI YAPMA ZİLLETİ!

Türkiye, tarih öncesinden sonsuzluğa akan bir ırmaktır, köpükler ve çer çöp gidici, suyun kendisi kalıcıdır. 15 Temmuz, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hamurunda manevi değerlerin maya tuttuğu bu coğrafyada barınmak ciddi bedeller ister. Halk, bu bedelleri o gece fazlasıyla ödedi. Dinî değerleri istismar edip halkın vicdanıyla oynayan köle ruhlu insanlarsa bedel ödetmeye, masumlara zulmetmeye, hayâsızca vahşet ve dehşet görüntülerini sergilemeye meylettiler. Batı’nın uşaklığını yapma zilleti boyunlarında ebediyen sallanacaktır. Bizim boynumuzda ise şeref madalyası.

O gece her bir vatan evladı Şahin Bey gibi, Şehit Kâmil Bey gibi, Kara Yılan gibi, Nene Hatun gibi, Fatma Bacı gibi, Sütçü İmam gibi, Seyit Onbaşı gibi tarihî bir karaktere büründü; fiziken buralı, ruhen ve tıynet olarak Fransız, İtalyan, Amerikan, İngiliz ecnebilerinden hiç de farkı olmayan o yalancı ve yabancı kimselere destansı bir ders verdi.

Sanki;

“Varsın zulüm bütün dünyayı sarsın

Varsın sevinçler de başka bahara kalsın

Madem ölüm tek bir defa gelecek

O da neden Allah için olmasın?”

Mısraları onların şahıslarında ete kemiğe bürünmüştü. Mallarını, biricik yavrularını ve canlarını “Ölüm ölüm, bir ölüm.” deyip hem ana kucağı, hem yâr kucağı hem de baba ocağı olarak bildikleri bu toprakları korumak için seve seve feda etmişlerdir.

15 TEMMUZ BİR DÖNÜM VE KIRILMA NOKTASI

15 Temmuz’u dirilişin ve direnişin destanı olarak nitelendirmek asla abartı olmayacaktır. Nasıl Çanakkale Zaferi bu milletin tarihinde bir dönüm noktasıysa 15 Temmuz da bir dönüm ve kırılma noktasıdır. Her ikisi de asaleti, şerefi ve hürriyeti bahşetti bu millete. Kaybedilseydi zillet ve esaret karanlıkları kaplayacaktı gök kubbeyi. Belki bir asır daha uğraşıp durulacaktı hürriyet ve asalete kavuşmak için.

15 Temmuz’u vefanın nankörlüğe, sadakatin ihanete, aydınlığın karanlığa galip gelmesi olarak tanımlamak da yanlış olmayacaktır. Bu toprakların nimetlerinden faydalanmış habis ruhlu insanlar, yedikleri kaba pisleyecek kadar nankörlük ederken hiçbir insani ve İslami değerleri hesaba katmamışlardı. Söylemde İslami, eylemde ve ruhta gayri İslami ve gayriinsani olmak bu toprakların tarihî ve kültürel dokusuna uymaz. Maskeler hemen düşer, gerçek yüzler açığa çıkar. Bütün kutsal değerler kötü emellere kurban verilirken bir vefa ve sadakat güneşi doğup karalıkları ve karanlıkları dağıtmış ve insanları gerçek aydınlığa kavuşturmuştur.

O GECENİN BİRÇOK KAHRAMANI VAR

Dedeleri şehit olan bir milletin torunları da şehit olacaktır. Bu, bir silsile hâlinde ötelere akıp gidecektir. Şehit ve şahit arasındaki muhteşem ilişki her zaman var olacaktır. Şehit olunan bu topraklarda hak ve hakikate şahitlik etmiş nice büyük ölüler, nice büyük mimariler, nice büyük eserler vardır. Bu coğrafyanın manevi koruyucusu Eba Eyyub el-Ensari’den müjdelenmiş komutan Sultan Fatih’e, mimari harikası Selimiye’den fethin nişanesi Ayasofya’ya, şehirler sultanı İstanbul’dan kadim şehir Antakya’ya, kültürler mozaiği İzmir’den doğa harikası Hakkâri’ye her karış vatan toprağı ve vatan evladı toplu çarpan bir tek yürek gibi hayata, büyük İslam coğrafyasına kan pompalamaya devam edecektir. Hiçbir zalim ve işbirlikçi bu canlılığa zarar veremeyecektir. 15 Temmuzlar bunun için vardır.

O gecenin birçok kahramanı vardı. Ömer’i vardı bu milletin. Ölümden korkmayan, Türk milleti için canını göz kırpmadan feda edebilen bir Ömer’i. Müşriklerin korktuğu Ömer b. Hattab'ın cesareti ve celali vardı o Ömer'de. Karşısında asker kisvesine bürünmüş hainler vardı. Milletin parasıyla donanmış hainler. Onlar millete tuzaklarını kurmuşlardı ve her şeyi hesaba kattıklarını zannediyorlardı. Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı. Allah'ın takdiri unutmuşlardı. İşte o Ömer, baş haini vurdu. O bir kurşun gönderdi, ona “30 kuş” gönderildi. O bir cana karşılık ülkesini savundu. Ona cennet "Gel!” diyordu. Resullah'ı görüyordu. Ashabı ona gülümsüyordu. Belki Ömer (r.a.) ona sarılıyordu. O gecenin Halil'i de oradaydı. Allah'ın haliliydi o. İbrahim misali o gecenin putlarını kırmıştı. Daha niceleri oradaydı. Şehitler kervanı dolmuş taşıyordu. Mazlumların umudu olan bu vatanın felaha kavuşuşunu izliyorlardı. Zalimler anlamıştı ki kalplerdeki iman oldukça bu vatan düşmeyecekti. Bu asrın Musabları bu topraklarda yetişeceklerdi. Şuurlu gençler mazlumlara umut olacaklardı. Bu gözyaşları dinmedikçe zalimler emellerine ulaşamayacaklardı. Yüce kitabımız Kuran'da da bahsedildiği gibi “Onlar bir tuzak kurdu. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.”

“GECELER VARDIR DİRİLİŞE GEBE”

Temmuzun o sıcak ve kasvetli karanlığı da bir şafağa, bir fecre gebe kalmıştır. Günün, insanlığın dirilişi o gecenin sabahına nasip olmuştur. Musibet gibi görünen bazı olaylar, sonunda rahmet esenliği estirir insanlık için. Biz bunu tarihte defalarca görmüşüzdür. 15 Temmuz da böyle bir milattır. İki yüz elli can, iki yüz elli âlem, iki yüz elli şehit, bir milletin yeniden dirilişine vesile oldu. Nicedir üzerine ölüm ve gaflet toprağı serpilmiş millet o gece yeniden kendine geldi, özüne döndü ve geleceğini kurtarmaya ant içti. Hakk’a, hakikate; sadakat ve vefa geleneğine yaslanıp geleceğini bu değerler çerçevesinde inşa etmeye o gece bir kez daha karar verdi.

Allah bu topluma ikinci bir 15 Temmuz ihanetini göstermesin.

Osman Tahir AKILMA

 ***

Şehidim (Ömer Halisdemir)

 

Otuz kurşun yedin

Öldün öldün, dirildin.

Canını feda ettin

Vatan için millet için

 

30 kuşu gördün rüyanda

O hainleri vurdun bir anda

 Sessizce göğe yükseldin,

Cennet köşküne baka baka

 

Belki kırk yıl yaşadın,

Hayatının ortasındaydın

Daha baharını yaşayamadan

Şehadet şerbetini tattın

 

Otuz kurşunla şehit oldun.

Mertebe-i cennete doğdun

Sen yiğit bir babanın oğlusun

Mekânın cennet, ruhun şad olsun

TARIK KÖRÜR

15 Tem 2021 - 08:00 - Elif Kuşağı


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.