Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Herhalde Hitchcock da bu filmi böyle çekerdi

Herhalde Hitchcock da bu filmi böyle çekerdi

Hikayesi şöyle: Fena halde dümenci hırsız Louis Bloom, kendince kısa yoldan daha çok para kazanabileceği bir sektör keşfeder. Ecnebilerin “stringer” dediği, ajanslara, televizyonlara, gazetelere ve sair medyaya içerik sağlayan bağımsız gazetecilik işini yapacaktır. Bir kamera alacak, telsiziyle 911 anonslarını (yangın, cinayet, trafik kazası, vs…) dinleyecek, olay mahalline hızla varacak, en “etkili” (kanlı, vahşi, reytinge müsait) görüntüyü kaydedip bahsi geçen medyada en iyi fiyatı verene satacaktır.
Elbette ki görüntünün “etkisi” arttıkça karşılığında alacağı para da artacaktır ve başta dediğimiz gibi, Louis Bloom fena halde dümenci bir tiptir.
Tahmin edebileceğiniz üzere, bir süre sonra “dümencilikten” terfi edecek, pis, ahlaksız, yüzüne bile bakmayacağınız karaktersiz bir herife dönüşecektir.

TERCİHLER KLİŞELERİ DÖNÜŞTÜREBİLİR

Hikaye klişe bulunabilir, aynı çerçevede başka birçok yozlaşma filmi de çekilmiştir, doğrudur.
Fakat Nightcrawler’ın iki farkı bu yazının müsebbibidir: Yönetmen Gilroy, “yozlaşma” temasını gördüğü yerde hemencecik ağır karakter dönüşümü hikayesine soyunanlar gibi yapmıyor. Nightcrawler karakter odaklı bir film, ancak yönetmen karakterdeki dönüşümü seyircinin şahitliğine bırakıp kendisi olay örgüsüne, buradaki anlatım tarzına yoğunlaşıyor (Öbürünü tümden terk etmiyor, buna yoğunlaşıyor. Eğer aksini tercih etmiş olsaydı, dediğimiz gibi, bu klişe hikaye ve temanın tuzağına düşüp klişe bir film çıkarması pek muhtemeldi. Aksi de ihtimal dahilindedir ama pek zayıf ihtimaldir ve haliyle risklidir.) Yönetmenin bu tercihiyle filmin ikinci farkı ortaya çıkıyor ki, Nightcrawler, burada birkaç kez altını çize çize dile getirdiğimiz, sinemanın temel ilkelerine mümkün mertebe riayet eden, oldukça “doğru” bir film.

HER ŞEY YERLİ YERİNDE VE PEK SADE, PEK GÜÇLÜ

Hikayenin başında ana karakter Louis Bloom’un tanıtımı (kim olduğu ve kim olabileceği) çok iyi yapılmış. Bloom’un en başta vaadettiği potansiyel ile finalde geldiği nokta arasında hiç tutarsızlık yok. Olay örgüsünde de, hem gerilimi had safhada tutup, hem de minik ipuçlarının ve vaatlerin peşinden giderek kurulan iddialı bir yapı var.
Filmin “serim” ve “düğüm” bloklarında, senarist adaylarına, senaristlere ve bilhassa dizi film yazmak isteyen senaristlere ders niteliğinde kıymetli parçalar mevcut. Daha sonra, ana karakterin “final” bloğundaki karmaşık operasyonunu ve yönetmenin burada izlediği pek sade ve pek güçlü üslubu görünce de, “Herhalde Hitchcock da bu filmi böyle çekerdi” diye düşündüm; öyle sade, öyle güçlü.

O KADAR KUSUR, HITCHCOCK’UN KIZINDA DA BULUNUR

Yalnız, “nazarlık” mıdır bilinmez, hikayenin sonunda ciddi bir hata/eksik var. Normalde affedilmeyecek türden bir hata/eksik olsa da, bilhassa son blokta Hitchcock filmi izliyormuş hissi veren o artılar her şeyi bastıracak türden; bu yüzden mazur görülebilir. Nitekim, şu kadarını söyleyelim, eğer o hata/eksik olmasaydı/giderilmiş olsaydı, şu an adeta kusursuz bir filmden bahsediyor olacaktık (Mevzubahis hatanın/eksiğin ne olduğunu, filmi izleyen ve izleyecek olan arkadaşlarla bilahare konuşuruz inşaallah.)
Velhasıl-ı kelam, temiz, iyi, doğru ve Hitchcock esintileri barındıran bir film Nightcrawler. Hararetle tavsiye olunur.

Fatih Mutlu

Etiketler