Son Dakika

Kapitalizm para kazandırmayan bilgiyi faydasız ilan etti

Her şeyde olduğu gibi kapitalizm bilginin kıymetini de para kazandırmasına indirgedi. Nucci Ordine’nin “Faydasızlığın Faydası: Manifesto” kitabı bu yaklaşıma ciddi eleştiriler getiriyor.
Kapitalizm para kazandırmayan bilgiyi faydasız ilan etti

“Neden civcivler genellikle sarı renkli olarak doğarlar? Doğal ortamlarında farklı renkte civcivler doğmasına rağmen neden insanların zihninde bütün civcivlerin sarı olduğu şeklinde bir algı oluşmuştur?” gibi çoğu insana saçma gelebilecek soruları merak ettiğim olmuştur. Bu satırları okuyanların da benzer durumlar yaşadığını tahmin edebiliyorum. Çünkü karşı koyamadığınız bir merak sizleri buraya kadar sürükledi ve muhtemeldir ki birçok kez sizlerin yukarıda yazdığım sorulara benzer sorular sormanıza neden oldu. Peki bu soruların cevaplarını bulmanız size ne gibi bir fayda sağladı? Yani günümüz zihin yapısının dile yansıttığı şekilde soracak olursak “Maddi olarak ne kazandınız?” Faydayı sadece paraya endekslediğimizde neredeyse hepimizin cevabı şu an için kocaman bir “Hiç” olacaktır. Peki bu durum, bu soruların ve cevaplarının faydasız olduğu anlamına mı gelir?

İşte tam bu noktada Nucci Ordine’nin yazdığı ve Abraham Flexner’in zihin açıcı denemesiyle beraber bizlere sunduğu Faydasızlığın Faydası: Manifesto adlı eser karşımıza çıkıyor.

Eser, gayet cömert bir şekilde birçok düşünürün, sanatçının ve bilim insanının “fayda” üzerine yazdıklarını bizlerle buluşturuyor. Bu buluşma esnasında “Faydasızlığın Faydası” başlığı altında net bir şekilde “merak dürtüsünün hesaplanamaz faydası” okura çok güzel bir şekilde aktarılıyor. Ordine, kazanç getirmeyen bilgi faydasız mıdır; bir teoremden ne elde edilir; güzel olandan alınan zevkin çıkarı nedir; gibi sorularla faydasızlık kavramını tartışıyor.

 “Su dediği ne ki?”

İki genç balık yüzmekteyken kendilerinin tersi yönde giden bir yaşlı balıkla karşılaşırlar. Yaşlı balık onlara selam verip “Selam gençler su nasıl?” der. İki genç balık biraz daha yüzmeye devam eder ve bir süre sonra genç balıklardan biri diğerine “Su dediği ne ki?” diye sorar.

David Foster Wallace’dan aktarılan bu kısa hikâye, Ordine’nin “Edebiyatta Faydasızlığın Faydası” konusuna yoğunlaştığı ilk bölümde en dikkat çekici alıntılardan biridir. Çünkü bu hikaye ve hikayenin açıklamasında ortaya konulan şekliyle bazen her yanımızı sarmış en açık gerçekler, görülmesi ve tartışılması en zor olanlardır. Bizlere uyarlayacak olursak kültürün, adaletin, hoşgörünün ve benzeri kavramların aslında yaşamımız için gerekli olan ortamı oluşturduğunun pek farkında değiliz, hatta çoğumuz bunların ne olduğunu bile merak etmiyoruz.

Bahsedilen farkındalıktan yoksun bir insan tipinin, “fayda” kavramını ne kadar indirgemeci bir yaklaşımla ele alabileceğini herhalde hepimiz tahmin edebiliyoruz. Bu tip, ekonomik açıdan neo-klasik bir fayda teorisi içerisine indirgenemeyecek değerlerin gereksiz, anlamsız ve tabii ki faydasız olduğunu her fırsatta öne sürecektir. Ancak bu tipin unuttuğu bir şey vardır ve onun anlayacağı bir şekilde açıklayacak olursak “Uzun vadeyi göremeyen kısa vadeli bir bakış açısıdır. Kültür, adalet, eleştiri hakkı, hoşgörü gibi değerlerin gelişemediği bir toplum kısa vadede ne kazanırsa kazansın uzun vadede susuz kalacak, yani yok olma tehlikesi ile karşılaşacaktır.”

Bilgi, insanın yoksunlaşmasından aktarabileceği zenginliktir

Bu kitabı okurken gitmediğimiz ve bilmediğimiz ülkelerin önemli bir kısmının da bizlerle benzer sıkıntılarının olduğunu görme imkânı buluyorsunuz. Yükseköğrenim kademesinde ders veren hocaların, üniversite şirketinin hizmetinde çalışan mütevazi birer bürokrata dönüştüğü gerçeği bu örneklerinden sadece biri. Kazanç mantığının eğitim, araştırma ve kültürel alanda meydana getirdiği olumsuzluklara farklı açılardan eğilen Ordine, okulların ve üniversitelerin şirket gibi yönetilemeyeceğini gerekçeleri ile gayet güzel açıklıyor.

Kitabı okudukça maddi bir fayda ya da bir diploma (meslek) ve hatta bir iş beklentisi içinde somut bir fayda düşüncesi ile okuyan bireylerin ve kısa vadeli maddi kazançlar uğruna bu şekilde kurgulanmış sistemi umursamazca destekleyenlerin bir toplumun geleceğini nasıl yok ettiklerini anlamaya başlıyorsunuz. Bir mesleği/unvanı para ile elde eden veya meslek edinmeyi sadece para kazanmanın bir aracı olarak gören birey, neredeyse her şeyi para yoluyla edinebileceğini zannetemeye başlıyor. Ancak hoşgörülü olma, hakkı savunma, doğayı koruma gibi karşılıksız fedakârlık gerektiren bilinç düzeyini ne yazık ki satın alamıyor. Bu açıdan bakıldığında para zenginlik getirmiyor ve bilgi her iki taraf açısından da karşılıksız olarak dolaşımda olduğunda yukarıdaki değerlerin kazanılmasını sağlıyor ve kimse yoksullaşmıyor. Bilgi, Ordine’nin Sahra Çölü’nün ıssız bir vahasında bulunan el yazması kütüphanenin tabelasında gördüğü yazı gibi insanın yoksullaşmadan aktarabileceği zenginlik olarak elimizin altında duruyor.

Bazı klasik eserler üzerinden de konuyu zenginleştirerek yorumlayan Ordine, Abraham Flexner’in “Faydasız Bilginin Faydası” adlı denemesini esere ekleyerek okuyucunun zihninde yeni ufuklar açılmasına imkân sağlıyor. Özellikle üniversite açan ve üniversite açma niyetinde olan ülkemiz sermayedarlarının, Ordine’nin kitabını ya da sadece Flexner’in denemesini bir kere okumasının belki de ummadığımız faydaları olacağı kanaatindeyim. Ancak bu cümlemden finansal anlamda bir sermayesi olmayan okuyucuların bu eseri okumasının faydısız olacağı anlamı kesinlikle çıkmasın.

Nuccio Ordine, Çev. Leyla Tonguç Basmacı, Faydasızlığın Faydası: Manifesto, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Mahmut Selim Sarıkaya

Kaynak: dunyabizim.com

Yorumlar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.