Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Malatya’da heyecan başladı

Malatya’da heyecan başladı

Muhammed Uyar – 5 Nisan tarihli Artistik Bakış sayfamızda film festivallerinin şehirlere nasıl katkıda bulunduğuna dair bir yazı yazmıştım:
“Her şehrin kimliğini oluşturan bazı unsurlar vardır. Ülkemizde şehirlerin tarihine ve tarihi eserlerine önem veriliyor daha çok. Oysa son yıllarda düzenlenen film festivalleri şehirler için önemli hale gelmeye başladı. Özellikle Malatya bu anlamda en iyi örnek diyebiliriz. Henüz 5’incisi düzenlenmiş olsa da Malatya Film Festivali şimdiden ülkemizin en güzel festivallerinden birisi haline geldi. Üstelik Altın Koza ve Altın Portakal’daki gibi siyasi tartışmaların değil, sinemanın daha çok konuşulduğu bir festival yapılıyor.”

İşte bu övgüyle bahsettiğimiz Malatya Film Festivali’nin bu yıl 6’ncısı düzenleniyor. Festivali takip etmek üzere Cuma sabahı bu güzel şehre geldik. 4 yıl önce festivalin henüz emekleme aşamalarında, yani ikincisi düzenlenirken gelmiştim. O zaman çok sevdiğim bu şehrin şimdi daha da gelişmiş ve güzelleşmiş olduğunu görmek mutluluk verici.

Festivalde bu yıl onur ödülleri Gürcü yönetmen Eldar Shengelaia, Serdar Gökhan ve Perihan Savaş’a verildi. Emek ödülleri ise Suzan Kardeş ve Agah Özgüç’ün oldu. Emek ödülleri ve onur ödülleri festivalin açılış gecesinde takdim edildi. Aslında gönül bu ödüllerin herkesin daha çok ilgi gösterdiği ve çok daha fazla kişinin takip ettiği kapanış ödül töreninde takdim edilmesini arzuluyor. Zira sinemaya bu kadar emek ve ömür vermiş bu insanların çok daha kalabalık bir ortamda onurlandırılmalarının şık olacağı kanısındayım.
Yine de sinemanın bu emektar insanlarını sahnede görmek insanı duygulandırıyor. Özellikle Perihan Savaş ve Serdar Gökhan’ın gençlik yıllarında oynadıkları filmlerden hazırlanan kısa videoları izlerken ister istemez gözleriniz doluyor.
Festivalin ilk gününe hızlı başlayarak iki film izledim. Birisi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan, yönetmenliğini ve senaristliğini Fatih Hacıosmanoğlu’nun üstlendiği “On Adım” filmi.

Filmde Amerikalı kadın yönetmen Tina, yeni sinema filmini çekmek için İstanbul’a gelir. Yıllardır görmediği oğlu Hakan ile de bir araya gelme planları yapan Tina için olaylar ilk başta pek de istediği gibi gelişmez. Başrol oyuncusunun projeden çekilmesi ile yapımcısı da Tina’yı yarı yolda bırakır. Tina’nın yolu bohem bir kafede bulaşık yıkayan oyuncu Ayvaz ile kesişir. Mafyaya kumar borcu olan Ayvaz, Tina ve Tina’nın sadık asistanı İlhan, fırtınalı bir gecenin ardından kendilerini sakin bir Ege köyünde bulurlar. Tina’nın sabırlı bekleyişine ve filmi çekeceğine olan inancına, oğlu Hakan ve Hakan’ın nişanlısı Hale de dâhil olur. Film çekimleri ile gerçek hayatın at başı gittiği öyküye, yanlış anlaşılmalar beklenmedik şekilde yön verir. (Festival tanıtım kitapçığı.)

Film alışılmışın dışında bir kurgu ve içerikle başlıyor ve ilerliyor. Filmin başından sonuna kadar duygu durumlarına göre oldukça farklı müzikler kullanan yönetmen gerçek ve kurgu arasında gidip gelen bir film ortaya koymuş.
Filmin sonunda gerçekleştirilen söyleşide yönetmen Hacıosmanoğlu filmin mütevazı şartlarda hızlı bir şekilde çekilen filmin özellikle post prodüksiyonunda fazla zaman harcadıklarını belirtti.
Yukarıda da dediğimiz gibi alışılmışın dışında bir film olan “On Adım”ı izlerken yer yer sıkılıyorsunuz ama yine de film sizi içerde tutmayı başarıyor. Bu sıradanlığa karşı sıra dışı bir duruş ile karşı çıkan film diğer filmler karşısında jüriyi ne kadar cezbedecek bilmiyorum.
Günün izlediğim diğer filmi ise Guatemala ve Fransa ortak yapımı Ixcanul (Volkan) isimli film. Filmin senaryosunu ve yönetmenliğini Jayro Bustamente üstleniyor. Reklam yönetmenliğinden gelen yönetmen bu ilk filmiyle Berlin Film Festivali’nin yarışmalı bölümüne kabul edilen ilk Guatemalalı yönetmen olmayı başarmış.

Henüz 17 yaşındaki Maya kökenli bir kız olan Maria, ailesiyle birlikte, Guatemala’daki aktif bir volkanın eteklerinde bulunan büyük bir kahve çiftliğinde yaşayıp çalışmaktadır. Görücü usulü bir evlilik kendisini beklemektedir. Maria, büyük şehre gitme hayalleri kursa da yerli bir kadın olarak, yaşam koşulları, hayatını değiştirmesine müsaade etmemektedir. Bir gün, bir yılan sokması sonucu, modern dünyaya çıkmak zorunda kalır ve hayatı kurtulur. Ama Maria tüm bunların karşısında büyük bir bedel ödemek zorunda kalır.

Festivallerin belki de en güzel yanlarından birisi de bu tarz yapımları izleme imkânını sunması. Salonda Malatyalı genç ve orta yaşlı insanları gördüğümde oldukça sevindim. Zira yan salonda oynayan bir Türk filmi yerine Guatemala yapımı bir filmi seçmeleri ilginçti.
Hatta filmin son 40 dakikasını altyazısız izlemeyi göze alanlar bile oldu. Festival yetkililerinin filmin devamını başka seansta izleyebileceklerini söylemelerine rağmen, dilini hiç anlamadıkları bir filmi izlemeye devam etmek isteyen, izleyiciyi yakalayan bir film kuşkusuz güzel bir filmdir diyebiliyoruz.

Türkiye’de gerçekleşse kan davasına kadar gidecek olayların yaşandığı filmde ailenin çok sakin ve soğukkanlı yaklaşımı Guatemala kültürü konusunda beni şaşırtmadı değil. “Spoiler” olacağı için filmin içeriği konusunda daha fazla bilgi veremiyorum ama ‘Ixcanul’ hem konusu hem de görüntülerindeki özen nedeniyle ulaşabilirseniz izlemenizi tavsiye edeceğim bir film.
Festival yolculuğumuz devam ediyor. Sinema dolu bir haftadan heybemize aldıklarımızı sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz inşaallah.

M.U.

Etiketler
Do NOT follow this link or you will be banned from the site!