Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Neden kitap okunmuyor?

Neden kitap okunmuyor?

Behice Boran’ın 1941 yılında Yurt ve Dünya’nın Ekim sayısındaki bir yazısına rastladım. Yazının başlığı, “Neden Kitap Okunmuyor?”
Bay Burhan Arpad “Kitap Davamız” adlı yazısında (Yücel mecmuası, Eylül sayısı) memlekette az kitap okunmasından, kitabın “bir medeni ihtiyaç” olarak hissedilmemesinden şikayet ediyor. “İlk, orta, yüksek tahsilin ve diğer her türlü kültür müesseselerimizin her yıl memlekete kazandırdıkları diplomalı münevver yüzdesine müvazi bir okuyucu münevver kazancımız yok denecek kadar azdır,” diyor. Muharrire göre bu vaziyet, “gittikçe büyümekte ve oluş halinde bulunan bir inkılap cemiyetini tehdit etmektedir.” Muharrir şikayet ettiği vaziyetin sebepleri üzerinde durmuyor. “Belki yüz yılların kültür sağırlığını bir hamlede aşmak zorunda bulunan genç cumhuriyet maarifinin mecburi bocalamalarının yahut da kitap arkadaşlığını arayacak, medeni insanın ortaya çıkması için zaruri olan bir hazırlanma devresini henüz sona vardırmamış olmaklığımızın tabii bir neticesidir,” deyip geçiyor. Kitap davasının muharririn iddia ettiği gibi, “kurtuluş ve oluş halinde bulunan inkılap cemiyetleri için en büyük tehlike” teşkil ettiğine, “bütün maddi yapıları kökünden sarsabilecek mahiyette” olduğuna emin değiliz; bununla beraber kitap davası elbette mühim bir meseledir. Muharrir, “derhal tatbik edilebilecek …pratik bir hal çaresi” arıyor ve bunu dağıtma teşkilatı, kitap sergileri, radyoda propaganda gibi vasıtalarda buluyor. Halbuki bizce meselenin can alıcı noktası muharririn ihmal ettiği tarafıdır. Bu vaziyeti doğuran sebepler. Bu sebepler bulunup çıkarılmadıkça ve değiştirilmedikçe, muharririn teklif ettiği çareler, sathi ve geçici tedbirler, meseleyi halledemeyecektir.

Ortada muharririn de tesbit ettiği mütenakız bir vaziyet var: Tahsil görenlerin miktarı çoğalıyor, fakat kitap alan ve okuyanların miktarı aynı nispette artmıyor. Bundan çıkan zaruri netice şudur: Tahsil görenler tahsil çağında kitap okuma zevkini edinmiyorlar, hatta belki de kitaba karşı menfi bir tavır ediniyorlar. “Aman bana ciddi kitap ve mecmuadan bahsetme, okuyamam,” diyen yüksek tahsil görmüş münevverler tanırım. Kanaatimce bu kitap sevmemenin sebebi, yegane sebebi değilse bile başlıca sebebi, tedris sistemimizdir. Bir kere orta mektep ve lise programlarımız çok yüklü. Talebede ders harici kitap okumak, muallimde de okutmak takati kalmıyor. İkincisi, talebenin eline verebileceğimiz kitaplar az. Dersler umumiyetle bir tek kitabın çerçevesi içinde okutuluyor. “Ders kitabı” olarak yazılan kitaplar ise kitapların en sevimsizi, en kuru ve tatsız yazılmışlarıdır. İngilizcede bir kitabın sıkıcı olduğunu anlatmak için, “mektep kitabı gibi yazılmış” derler. İnsan sekiz veya on bir sene sadece “ders kitapları” okuyarak kitap zevkine varamaz; buna şaşmamalı. Kitap dağıtma teşkilatı, sergiler, radyoda konuşmalar ancak yardım edici tedbirler olabilir; asıl mesele mektep çağında talebeye kitabı sevdirecek çareleri aramaktır.
(Yurt ve Dünya, Ekim 1941)

Bir Roman Kahramanı

Prof. Dr. Haluk Oral, Doğan Hızlan’ın deyimiyle bir “edebiyat arkeoloğu”.
1984 yılında Kanada’dayken Nazım Hikmet’in Antalyalı Rum arkadaşıyla karşılaşıyor Haluk Oral. Nazım Hikmet’in imzalı kitabını, “bunun kıymetini burada kimse bilmez” diyerek kendisine hediye etmesine çok seviniyor ve ardından Türkiye’ye dönünce de imzalı kitapların peşine düşüp onları toplamaya başlıyor. Toplanan bu imzalı kitaplar Bir İmzanın Peşinden adıyla 2003 yılında yayınlandı. O kitapta kimlerin imzalı kitapları vardı: Şair Eşref, Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar, Neyzen Tevfik, Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Ercümend Behzad Lav, Özdemir Asaf vd.
2008 yılında ise Şiir Hikayeleri adlı kitabını gördük Haluk Oral’ın. Bu defa da şairlerin peşine düşmüş, el yazıları ve diğer belgelerle şiirlerin hikayesini anlatmıştı o kitapta.
Haluk Oral’ın geçtiğimiz günlerde yeni bir kitabı daha çıktı: Bir Roman Kahramanı Orhan Veli. Bu kitapta da bugüne kadar görmediğimiz mektuplar, fotoğraflar var. Ve Orhan Veli’nin ne şekilde öldüğü…
Haluk Oral’a teşekkürler. Koleksi-yonunu kilitli kapılar arkasında hap-setmediği, okurlarla paylaştığı için.

“Kitabınızda neyi konu ettiniz?”

Haşmet Babaoğlu’nun 30 Kasım pazartesi Sabah gazetesinde yazdığı “Kitap okumayan kitap programı” başlıklı yazısı…
Televizyon kanallarındaki gezi ve kitap tanıtım programlarını izliyor musunuz, bilmem?
Ben bazen takılıyorum ve her seferinde çoğuna hâkim olan yalapşaplığa ve temelsiz özgüvene hayret ediyorum.
İki farklı program tipini bir arada değerlendirmemin nedeni de bu zaten.
Yönetimler, yapımcılar ve sunucular nasıl bu kadar kötü işler yapmaya gönül indiriyorlar, anlayamıyorum.
Yakaladıkları her insana abuk sabuk sorular soran, iki espri patlatınca görevini yapmış sayan gezi programı sunucularından gına geldi.
Fakat ya “kitabınızda neyi konu ettiniz?” diye soran kitap/kültür programı sunucularına ne demeli?
İnsan azıcık olsun kitabı karıştırmaz, birtakım notlar çıkarmaz mı? Yazar kitabından bahsederken “a çok ilginçmiş!” diye dinlemek olacak şey mi?

Selçuk Azmanoğlu

Etiketler