Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Şeyh Edebali kimdir? Şeyh Edebali ne zaman yaşadı ve ne zaman öldü?

Altı asır İslam dünyasının bayraktarlığını yapan Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey’in hayatı dizi olarak ekranlara geliyor. "Kuruluş Osman" ismiyle izleyiciyle buluşacak olan dizide yer alacak bazı karakterler izleyiciler tarafından sıkça araştırılıyor. Dizideki Şeyh Edebali karakteri de merak edilenler arasında yerini alıyor. Peki, Şeyh Edebali kimdir? Şeyh Edebali ne zaman yaşadı ve ne zaman öldü?

Şeyh Edebali kimdir? Şeyh Edebali ne zaman yaşadı ve ne zaman öldü?

Osmanlı Devleti ve Osman Gazi’nin hayatı araştırırken Şeyh Edebali’den söz etmemek olmaz. Zira Osman Gazi, Osmanlı’nın kurucusudur ama gösterdiği yol ve yöntemle Şeyh Edebali de manevi kurucusudur. Kuruluş Osman dizisinde de Şeyh Edebali karakterine yer verilecek.  Özellikle tarihi film ve dizi seven seven vatandaşlar dizinin başlamasıyla birlikte Şeyh Edebali Şeyh Edebali kimdir? Şeyh Edebali ne zaman yaşadı ne zaman öldü? sorularını sormaya başladı. İşte Şeyh Edebali’nin hayatı biyografisi…

Kuruluş Osman dizisinde Şeyh Edebali karakterini ünlü oyuncu Seda Yıldız canlandıracak.

Seda Yıldız

Şeyh Edebali kimdir?

Şeyh Edebali 1206 senesinde Kırşehir’in Mucur ilçesi İnaç köyünde dünyaya geldi. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in kayınbabasıdır. İlk tahsilini Karaman´da yaptı. Hanefi hukukçusu Necmeddin ez-Zahidi´den eğitim aldı. Daha sonra Şam’a giderek Sadreddin Süleyman b.Ebül-iz ve Cemalettin el-Hasiri gibi dönemin tanınmış alimlerinden din alanında dersler aldı. Şam’dan ülkesine dönünce tasavvufa yöneldi ve Eskişehir yakınlarında bulunan İtburnu köyünde bir zaviye kurarak halkı irşada başladı.

Tefsir, hadis ve İslam hukuku alanlarında uzmanlaşan Edebali, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Hacı Bektaşi Veli gibi dönemin ünlü alimlerinin sohbetlerinde bulundu. Bilecik’te bir dergah yaptıran Şeyh Edebali, Osman Bey’i birçok kez burada misafir etti. Edebali, Anadolu Ahileri’nin reislerindendir.

Söğüt ve Domaniç yöresi Selçuklu Devleti tarafından aşiretine yaylak-kışlak olarak verilen Osman Bey, sık sık Edebali’nin misafiri oldu.

Şeyh Edebali 1326 senesinde Bilecik’de 120 yaşında hayatını kaybetti. Türbesi Osman Gazi tarafından yaptırılmıştır.

OSMAN GAZİ’NİN EDEBALİ’YE ANLATTIĞI RÜYA

Edebâli Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı. Âlim ve sûfîleri çok seven Osman Gazi, mübarek günlerde şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu (Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 555ª). Âşıkpaşazâde’nin, Osman Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşı Fakih ve Edebâli’nin oğlu Mahmud Paşa’nın rivayetlerine dayanarak anlattığına göre Osman Gazi bir gece Edebâli’nin zâviyesinde kalmış, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş.

Osman Gazi rüyasını Edebâli’ye anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâlin oldu” der. Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlenmiştir (Âşıkpaşazâde, s. 6; ayrıca bk. Terceme-i Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn, vr. 3b; Mecdî, s. 20-21; Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 556ª). Bazı kaynaklarda bu isim Mal Hatun şeklinde geçerken Oruç b. Âdil de Tevârîh-i Âl-i Osmân’da (s. 8-9, 84) yukarıda anlatılan rüyayı Osman Gazi’nin değil babası Ertuğrul Gazi’nin gördüğünü ve şeyhin Osman Gazi ile evlenen kızının adının Râbia Hatun olduğunu kaydeder.

ŞEYH EDEBALİ’NİN TÜRBESİ NEREDE? 

Şeyh Edebâli adına inşa edilen ahî zâviyesi ve türbe Bilecik’tedir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunanlılar’ın çıkardığı yangından sonra terkedilen eski şehrin sınırında, çevreye hâkim kayalık bir tepenin üzerinde yer alır. Osman Gazi’nin, 1326’da kendisinden üç ay önce ölen kayınpederi Şeyh Edebâli ile onun arkasından ölen eşi Mal Hatun’u halen türbelerinin bulunduğu yerlere kendi eliyle defnettiği, Orhan Gazi’nin de babasının vasiyeti uyarınca kabirlerinin üzerine birer türbe ile yanlarına bu zâviyeyi yaptırdığı bilinmektedir.

II. ABDÜLHAMİD TARAFINDAN TAMİR ETTİRİLDİ

Zaman içinde çeşitli onarımlar geçirdiği ve birtakım eklerle genişletildiği anlaşılan zâviye son olarak 1307 (1889-90) yılında II. Abdülhamid tarafından tamir ettirilmiştir.

Şeyh Edebâli Türbesi, mescid-tevhidhâne ve şeyh dairesi, kuzeye yönelik üstü örtülü, önü açık ahşap direkli bir sofa halindeki hayatın arkasında doğu-batı doğrultusunda sıralanır; onlardan ayrı inşa edilen Mal Hatun Türbesi ise hayatın doğu ucunda yer almaktadır.

Duvarları moloz taşla örülmüş türbelerle mescid-tevhidhânenin ana hatlarıyla ilk inşa dönemine bağlandıkları, bağdâdî duvarlı şeyh dairesinin XIX. yüzyılda son şeklini aldığı belli olmaktadır. Bu kitlenin batı ucunda yer alan Şeyh Edebâli Türbesi, kıble doğrultusunda gelişen dikdörtgen bir plana sahiptir. Doğu duvarında hayata açılan bir kapı ve güney duvarında bir pencere bulunan türbenin üzerini, beşik tonozlu eyvan niteliğinde iki kemerin arasına alınmış hafif beyzî ve basık bir kubbe örtmektedir.

TÜRBEDE 12 SANDUKA BULUNUYOR

İçeride Şeyh Edebâli ile neslinden gelenlere ait toplam on bir adet ahşap sanduka yer almaktadır. Türbede görülen tek süsleme unsuru, güney duvarındaki pencereyi taçlandıran XVI veya XVII. yüzyıla ait klasik üslûptaki alçı tepe penceresidir.

Türbenin doğu duvarına bitişen mescid-tevhidhâne, kareye yakın dikdörtgen planlı ve türbeye göre daha küçük boyutlu bir mekândır. Kuzeyde kapının, güneyde mihrabın iki yanlarına birer pencere yerleştirilmiştir. Hayata açılan kapının üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası ve 1307 tarihi görülür. XIX. yüzyılın ikinci çeyreğine ait olması muhtemel ampir üslûbundaki ahşap tavanla türbedekilerden daha geç tarihli olduğu anlaşılan alçı tepe pencereleri dikkat çekicidir.

Mescid-tevhidhânenin doğu yönünde bulunan şeyh dairesi, hayata açılan ufak bir sofa ile buna bağlanan biri daha büyük iki odadan meydana gelir. Bunların büyüğü şeyh odası, küçüğü ise kahve ocağı gibi bir hizmet birimi olmalıdır. Dikdörtgen pencerelerle donatılmış bağdâdî duvarları ve ahşap tavanları ile bu bölüm, zâviyenin kâgir birimlerine karşı ilginç bir tezat oluşturmakta ve yapının dış görünüşüne bir sivil mimari çeşnisi katmaktadır. Diğer bölümlere göre çukurda kalan Mal Hatun Türbesi’ne hayattan merdivenle inilmektedir. Mal Hatun’a ait tek bir ahşap sandukanın bulunduğu türbe küçük boyutlu, kare planlı ve kubbeli bir yapıdır. Kapısı güneydeki sahanlığa açılır; kuzey ve doğu yönlerine birer küçük pencerenin yerleştirildiği duvarlardan kubbeye geçiş prizmatik üçgenlerden oluşan bir kuşakla sağlanmıştır.

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA HARAP OLMUŞ

Aslında zâviyenin bunlardan başka, arsasının batı kesiminde yer alan ve yakındaki Orhan Gazi Camii’nin müstakil bodur minaresine bitişen büyükçe bir binası daha bulunmaktaydı. Bağdâdî duvarlı, ahşap çatılı olan ve harem, selâmlık, misafirhane, derviş odaları, mutfak, kiler gibi zâviye birimlerini barındırdığı anlaşılan bu bina günümüzde tamamen ortadan kalkmış durumdadır. Nitekim mevcut bina ve türbeler de Cumhuriyet’in ilk yıllarında kendi haline bırakıldığından harap olmuş, halen ortadan kalkmış kısımların keresteleri şehirdeki bazı camilerin tamirinde kullanılmış, zâviye de daha sonra tamir edilmiştir.

Edebâli Zâviyesi, büyük çoğunluğu tarihe karışmış olan erken Osmanlı devrine ait ahî zâviyelerinin, kısmen de olsa günümüze intikal edebilmiş ve özgün tasarımını koruyabilmiş nâdir örneklerindendir. Türbe ile ibadete ve ikamete mahsus birimlerin aynı kitle içinde yer almasıyla, ekserisi dinî mimari ile sivil mimarinin birlikteliğini sergileyen Türk-İslâm tarikat yapılarının karakteristik bir özelliğini yansıtmaktadır.

Günün Manşetleri Günün Son Dakika Haberleri