Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Uçakan: Vatan kavramı bile kişiye göre değişir oldu, toplum kültür sanatta kıvılcım bekliyor

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'ne "sinema" alanında layık görülen yönetmen Mesut Uçakan, toplumsal savrulmaların yaşam biçimi haline geldiğini belirterek, "Toplum, özellikle kültür ve sanat alanında bir patlama ve bir kıvılcım bekliyor. O da bu görsel çağda ancak sinemayla olur." dedi. 

Uçakan: Vatan kavramı bile kişiye göre değişir oldu, toplum kültür sanatta kıvılcım bekliyor

Milli ve manevi değerleri önceleyen idealist bir çizgide 40 yıldan fazla süredir birçok film, dizi ve belgesele imza atan yönetmen Mesut Uçakan, 1970’li yıllardan bugüne sinemada gelinen noktayı anlattı.

Fikir ve dava bilinciyle yapılan, 1980’li yıllara damga vuran “Kavanozdaki Adam”, “Yalnız Değilsiniz”, “Reis Bey”, “Kelebekler Sonsuza Uçar” gibi ses getiren filmlerin yönetmeni Uçakan, filmlerinin hala bazı kesimler tarafından gözyaşları içinde seyredildiğini hatırlattı.

O filmler vizyona girdiğinde hasılat rekorları kırdığını ve “reyting patlamaları” yaptığını dile getiren  Uçakan, “Şimdi ise millet, sulu sepken dizilere, aşırı şiddet yüklü gerilim ve korku filmlerine, görsel şov yüklü fantastik filmlere kaptırdı kendini. Arada bir düzgün çalışmalar çıkmıyor değil ama genel kitle işin ucuzunda, basitinde.” ifadelerini kullandı.

“VATAN KAVRAMI KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞİR OLDU”

Görsel anlatımın potansiyel güç haline geldiğini, bununla toplumsal konsensüste güzel sonuçlar alınabileceğini söyleyen Uçakan, şöyle devam etti:

“Yozlaşmalar had safhayla ulaştı. İdealizm adına çok şey öldü. Din, herhalde hiçbir dönem bu kadar istismar edilmemiştir. Dini, dili, namusu, aileyi öyle parçaladılar ki vatan kavramı bile kişiye göre değişir oldu. Toplumsal savrulmalar yaşam biçimi haline geldi. Toplum, özellikle kültür ve sanat alanında bir patlama ve bir kıvılcım bekliyor. O da bu görsel çağda ancak sinemayla olur. ‘Sinema’ dendi mi dizi de reklam da girer içine, sadece sinema salonları değil. Çok değil 30-40 yıl öncesini karşılaştırdığımız zaman bile iş hayatında, sosyal hayatta, toplumsal yapıda kıyas kabul etmez bir savrulma söz konusu. Mevcut istatistiklerdeki oranlara, cinayet, fuhuş, narkotik kullanımına ve parti, cemaat, klik türü yapılanmalardaki parçalanmalara bakarak, bunu kolaylıkla görebiliriz. Bu insani bir yaşama biçimi değil. Bizim meslekte filmlerdeki ahlaki yozlaşma ve şiddetin artış sürecine bir bakın. Tek tek götürdüler tuğlaları. Geriye enkaz kaldı. Şimdi hırsları, güdüleri, zevkleri peşinde koşan bir nesil var önümüzde.”

“KUŞATILMIŞLIK HER ALANDA VAR”

Küresel hegemonyanın sinema sektörünü de sömürünün bir parçası haline getirmeye çalıştığını ifade eden Uçakan, “Buna karşı koymak, önce bir devlet meselesi gibi görülüyor ama asıl kurtarıcı tedbir seyircinin tepkisi. Bugünkü seyircimiz ise ne yazık ki iğdiş edilmiş vaziyette. Yaşam biçimi olarak toplum ne yazık ki artık Coni gibi, Toni gibi Batılı ruh yapısı içinde giyinmeye, yemeye, içmeye alıştırıldı. Doğu kültürü dışlandı, inanç, imtihan duygusu, zerre zerre hesap verme korkusu büyük kitlelerin gündeminde yok artık. Bu savrulmayı birkaç cümleyle açıklamak mümkün değil. Kuşatılmışlık her alanda var. Bu kuşatılmışlığa topyekun karşı koyuş artık bir dava meselesidir.” diye konuştu.

“YEDİ DÜVELE BAŞKALDIRIR HALE GELDİK, BU SESSİZ BİR DEVRİMDİR”

Uçakan, tarif ettiği dava bilincini önceleyen kitlelerin bölündüğüne ve parçalandığına işaret ederek, şöyle devam etti:

“Kimi ihanet etti, kimi de dünyaya daldı. Toplum, böyle bir dibe çökmenin ve kaosun ortasına sürüklendi. Oysa artık ekonomik olarak geçmiş dönemlerden çok daha iyi yerlerdeyiz. Militarist statükolardan kurtulduk, yedi düvele başkaldırır hale geldik. Bu sessiz bir devrim demektir. Bu bizim neslin gençliğinde aklına bile gelemeyecek bir başarıdır, bir seviyedir ama bunlar bile bu sürüklenişi durduramıyor. Neden? Çünkü siyaset, ekonomi ve rahatlık her şey demek değil, biz gönlü dönüştürmeyi başaramadık. Gönlü dönüştürecek olan da kültür ve sanattır. Öz kültürümüzden ve milli sanatçılarımızdan söz ediyorum. Fert fert fikir ve estetik planda mükemmel olanı yakalayamazsak, toplum olarak kurtuluşu yakalamamız mümkün değil.”

“GÖNÜLE GİDEN YOLU BULMAMIZ ŞART”

Kanunları tek başına “deli gömleği geçirmeye” benzeten Uçakan, “Kanunlar tabii ki gereklidir ama bunu insanın ruhunu ve gönlünü ihmal ederek yapamazsınız. Baş aşağı çevrilmiş bir cemiyeti düzeltecek bir sosyal, kültürel, sanatsal bir patlama olacaksa bunun yine kelime ve kavramları gerçek mihverine oturtacak bir dava şuuruyla olması kaçınılmazdır. Gönüle giden yolu bulmamız şart. Gönül dersem, ‘Kainata sığmam, mü’min kulumun gönlüne sığarım’ diyen bir ruhu, bir kültürü içine alan gönüllerden söz ediyorum.” ifadelerini kullandı.

“ALLAH İLE ALDATANLAR ORTALIKTA CİRİT ATIYOR”

Uçakan, bugün en büyük felaketin, dinin görünür planda bütün kelime ve kavramlarının işlevsiz hale getirilmesi olduğunu vurgulayarak, “Din, bizim ana ve hayat kaynağımızdır. Kaynağımızı koruyamadık, koruyamıyoruz, bizi Allah ile aldatanlar cirit atıyor ortalıkta. FETÖ hareketiyle merhamete ve hoşgörüye, DEAŞ hareketiyle de cihada düşman edildik. O ilahi kaynağın saf sularını bulmak ve bunu kurtarıcı bir iksir olarak insanlara yudum yudum içirmek zorundayız. Bu, önce fikri ve itikadi arınmışlık ister ama en önemli sorunlardan biri de bu kaynağı dışa vururken kitleleri irite etmeyecek bir şekilde anlatabilmektir. İşte bu da sanatın işidir.” diye konuştu.

Emperyalist güçlerin bilinçli saldırılarıyla ahlaki ve manevi değerlerin kültürel planda berhava edildiğini anlatan Uçakan, “Bütün bunlar bir mümine umutsuzluk getirir mi? Getirmez, getirmemeli. Eğer hayatınıza imtihan sırrını oturtmuşsanız hiçbir şart sizi etkilemez. Gün gelir bu şartlarla imtihan olursunuz, gün gelir başka şartlarla… Kah fırtına eser, kah güneş doğar… Mesele insanın önce kendi içindeki cevheri görebilmesi. Herkes kendi içindeki ilahi cevheri görmeden, yaradılış sırrına ve anlamına doğru, eşyanın ve maddenin hakikatine doğru bir yürüyüş başlatmadan toplumsal bir dönüşüm başlatmak zordur. İşte dava dediğimiz de budur.” değerlendirmesinde bulundu.

“GENÇLERLE OLAN YARIŞTA DAHA ÇAĞDAŞ BİR DİL GELİŞTİRMEK GEREKİYOR”

Uçakan, eski dönemlerdeki idealizmi, dava şuurunu ve mesleki ciddiyeti bu dönemde göremediğini dile getirdi.

Dijital devrimin, televizyonun, sosyal medyanın farklı bir dünya oluşturulduğunu kaydeden Uçakan, yeni neslin anlatım dilinin değiştiğine dikkati çekti. Yeni neslin yeni bir dille geldiğini ve fikir ne kadar mühim olsa da onu anlatabilmenin, yaşayarak gösterebilmenin ve sanatsal eylemlerle dışa vurabilmenin daha da önemli olduğunu vurgulayan Uçakan, “Yaşını almış bir yönetmen olarak bizim öncelikli olarak yapmamız gerekenlerden biri, kendi döneminin dilini kullanmak değil, günümüz neslinin dilini doğru anlamak ve doğru kullanabilmektir. Çünkü onlarla bir yarışa giriyorsun ve bu yarışta nefes nefese kalmamak için onlardan daha diri, daha genç, daha çağdaş bir dil geliştirmen gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Kaynak : AA