Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Yerdeki ve raftaki kitaplar hep aynı mı kokar?

Yerdeki ve raftaki kitaplar hep aynı mı kokar?

Sokağın sağ ve sol tarafından küçük ticarethaneler…
Biraz ilerlediğinizde sağ tarafınızda eski püskü sahaf yazan, içerideki kitapların dışarıdan göründüğü bir dükkân.
Kitaba olan tutkunuz nedeniyle bu görüntüye karşı koyamayarak içeri giriyorsunuz. Burnunuza gelen koku metropol denen şehirlerde nadiren içinize çekebileceğiniz bir rayiha.
Buram buram kitap kokusu.
Hoş geldiniz diyerek sizi orta yaşlarda bir hanımefendi karşılıyor. Ses tonunda nezaket vurgusundan öteye ‘gerçek dostlar olan kitaplara hoş geldiniz’ diyor adeta.
‘Sadece bakmak istiyoruz’ diye cevap vermenizin ardından ‘Işıkları yakayım daha rahat olur sizin için’ cümlesi ve ardından sessizlik hakim oluyor mekana.
Sağınız solunuz, gözünüzü çevirdiğiniz her yerde kitaplar.
Duvarda boş kalan yerlerde ve bir de buzdolabının kapağında mekana gelen öğrencilerin okudukları kitaplardan alıntıladıkları sözlerin yazılı olduğu kağıt parçacıkları size gülümsüyor.
Yerde duranlardan alıp önce kokluyor sonra göz gezdiriyorsunuz, sonra raflardan aldıklarınızda aynı koku…

‘Neresidir burası, satıyor musunuz yoksa amme hizmeti mi görüyorsunuz?’ diye soruyorsunuz.
Sizi karşılayan hanımefendi cevap veriyor…
‘Hem satıyoruz hem kütüphane hizmeti görüyoruz…
Bizde yeni kitap bulunmuyor, eski kitaplar var. Satın almak isteyen geliyor ücretini ödeyip aldığı gibi buraya gelip çayını içerken kitapları okuyanlar da var…
Bunun yanında bakınız bu pencere özel bir penceredir… Gösterdiği yerde cam kenarında üst üste istiflenmiş imtihana hazırlık kitapları.’
Hanımefendi sözüne devam eder…
‘Öğrencilerimiz gelir, buradan kendisine lazım olan kitabı alır burada veya evinde sınavlara hazırlanır, işi bittiğinde getirir bırakır. Bu şekilde imece usulü oluşan bir küçük dershanemiz var.’
Sözün bitişinde siyasi iradenin ve devletin atadığı kaymakamın çalışmalarını sorarsınız…
Kısa ve net olarak…
‘Kaymakam beyimiz güler yüzlüdür. Sokakta her gördüğü ile hasbihal eder. Belediye Başkanımız gayretlidir ve çalışkandır.’
Hoş sohbet için teşekkür eder ve bir başka buluşma saatinin yaklaşması sebebiyle kitaplar arasından ayrılırsınız…
Attığınız her adım sizi yaşamakta olduğunuz gerçek yüzyıla yaklaştırır.
Sokaktan çıktığınız anda sizi dalgınlığınızdan tiz bir korna ve ‘hop önüne baksana’ sesi uyandırır.
Aracınızla İstanbul istikametine yöneldiğinizde gözünüz ilçe tabelasına takılır…
Urla…
Sessiz bir ilçedeyken 20 dakikanın ardından Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir’desiniz.

*Sorularımızı cevaplayan Özlem hanıma teşekkürler.

Hüseyin Hilmi Akkaş 

Etiketler