Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Zihnî bulantı, hamâsî zeka

Zihnî bulantı, hamâsî zeka

Abdülhamit Güler – Sanat yapabilmenin iki yakası, bir araya geldiğinde biter şekilde tasarlanmış. Yaratıcı, hakikate ulaşmanın çeşitli yollarından en estetiği, derûnî ve insanisini sanata bahşetmiş. Lütfetmiş. Ne kadar şükretsek azdır.
Sanat ile ucundan kıyısından alakalı olanın şükür göstergesi, eseridir. Diğerleri serseridir. Ne yaptığının farkında olmayandan bahsediyorum. Sanatı, bir çeşit enaniyet pompası, şahsi tatmin odası, kibir kalesinin kulesi olarak görenin yeri, yerin dibidir. Kitabın ortasında manzara bu… Sinemamızda da maalesef durum farklı değil. 
Bir yönetmenin sinemamız için öncü, bir takımın taraftarı için idol, politik angajmanı yüksek kitleler için retweet unsuru olması memleketimize has bir durum olmasa gerek. Fekat beni öncelikle memleketim ilgilendiriyor. Dolayısıyla ilgi daireme giren meseleler hakkında kafa patlatmak vazifeden de öte bir şey. 
Ülkemin sinemacılarına son dönemde manasız bir kibir bulaştı. Esasında bulaşıcı değil, zaten var olan şeyler bunlar. Sadece bir yerlerden dışa çıkıyor. “İlk uzun metraj filmimi yaptığımda Türk sinemasının en iyi filmi olacak” diyeninden tutun da, “Ben oyunculara iyi oyuncu olduklarını gösterme fırsatı çıkaran senaryoyu verebilen, buna göre sahneler yazabilecek, -neredeyse değil- tek insanım bu ülkede” diyebilenine kadar acayip bir kumpasın içindeyiz. Evet, kumpas. Sanatın esasından uzak icraatların söyleme dönüşüp zihinleri kirlettiği noktada kumpas başlar. Kamerasına hamaset bulaşan sinemacının tükenme noktasına varışı hızlanır. Yani birçok şey buna yol açabilir. Fekat hamaset, yavaş yavaş hızlandırır. 
Son olarak Zeki Demirkubuz meydana fırladı ve “Durun, ben varım, sadece ben. Başkası yok, olamaz” dedi. Evet, aynen öyle dedi. Üstelik “tek insanım” derken vizyona giren filmi de tam anlamıyla kendi fiyaskosu oldu. Bulantı, Demirkubuz’un yeni filmi. Vizyona girdi. Basın gösterimi hayli kalabalıktı. İlgiyi anlıyorum. Herkes merak içindeydi. Hele hükümete ve Cumhurbaşkanı’na “saydırdığı” röportajı sonrası kendisini körü körüne alkışlayacak kitlede heyecan doruğa çıktı. Lakin filmi tam manasıyla hayal kırıklığı. Kötü bir film yani. Birileri bunu itiraf edemeyip “Zor film, herkes anlayamaz” tarzı kaçamak yaklaşım sergilese de, Zeki Demirkubuz sineması kelimenin tam anlamıyla geriye gitmiştir. Bir çeşit mürteci artık kendisi. 
Zeki Demirkubuz’un son açıklamalarını ve yeni filmini birlikte ele almalıyız. Zira ‘ben’ diyerek kurduğu cümlelerin tamamını filmi çürütüyor. Zira Bulantı’da oyunculuklar genel manasıyla beklenenin altında. Çünkü senaryo yetersiz. Ercan Kesal gibi bir oyuncuyu bile ‘kamu spotu’ tadında sahne yazıp kötüye sevk eden Demirkubuz’un kendisi. Başrolde kendisinin yer alması da ayrı bir fecaat. Bazı sahneleri oynayacak kimse bulamadığı için iş kendisine düşmüş. İnandırıcı gelmedi ama neyse. Sonuçta oyunculuk manasında da vasatın üzerine çıkamamış bir iş. Sinematografisi tekrara düşen ve klas bir duruş sergileyemeyen filmin Demirkubuz’u yalanladığı noktalardan, Zeki Bey’in hamasete bulaştığı yerlere geçelim.
Filminin vizyona girmesinden hemen önce (!) yaptığı açıklamalarda beyefendi tam manasıyla körlük resmediyor. Hamaset gözlüğünün varacağı nokta bu. Politika yapması ve politikacılara laf etmesi değil mesele. Böyle bir şey zaten mesele olmamalı. Sanatkarın hakkıdır ve vazifesidir de. Ancak bunu diline dolaması ve kör kütük bir hamaset ile yapması sorunun başlangıcı ve sonucu. 12 Eylül kıyaslamaları, Gezi güzellemeleri, ‘AKaPE’ kötülemeleri artık demode. Kültürel iktidarı elinde bulunduran bu arkadaşların hezeyan boyutundaki çıkışları, çaresizliklerinin göstergesi. Gitmesini istedikleri iktidarın bir türlü gitmemesi ve götürülememesi adamları deliye çeviriyor. Ve işin acı yanı bu kara çemberin sıktığı boğaz hırıltısı işlerine de yansıyor. 
Bir sinemacı, politikanın tam içinde yer alır. Ancak sözüyle değil, işiyle. Zaman zaman açıklamalar yapmak herkesin hakkı. Lakin ‘ben’li cümleler kurup fildişi kuleden ahkam kesmek ile ancak 90’ların çakma bohem sanatçı manzarası sergilenir. Artık sıkmaya başlayan ‘modern hayatta insanın yalnızlığı’ temasına yeni bir şey katamadığını ‘Bulantı’da gördüğümüz Demirkubuz, bu çaresizliğinin getirdiği huzursuzluk ile Çarşı’ya göz kırpıp Beşiktaş güzellemeleri ile gözde kalmaya çalışıyor. 
İktidar ve hükümet ile olan sorunsalı sırıtıyor, evet. Burada ‘AKaPe’ savunuculuğu yapacak değilim. Adamlar 13 senedir gayet iyi cenk ediyor. Esas mesele sinemamızın öncü isimlerinden birinin düştüğü durum. 
Vakıa, Zeki Demirkubuz (ZD), ‘Yeni Türkiye Sineması’nın en önemli isimlerinden biri. 90’larla birlikte yükselişe geçen sinemamızın sanat ve festival damarının önemli bir ayağı. Ayaklardan biri de Nuri Bilge Ceylan (NBC) idi. İnsan ister istemez bir kıyasa gidiyor. Son üç filminde gözle görülür ve şaşırtıcı bir değişim yaşayan, sinemasına sinema katan ve hakikaten adını tarihe yazdıran Nuri Bilge Ceylan’ın karşısında Zeki Demirkubuz kaybetmeye başlamıştır. Bulantı, kaybedişin başlangıcı gibi görünüyor. Politikasını diliyle değil işiyle yapan (ki, Ceylan da bu hükümeti eleştiriyor) NBC’nin karşısında, filmiyle yeni bir şey söyleyemeyen ve politikasını sözleriyle yapmayı tercih eden ZD’nin kazanma şansı zaten yok. 
Gönül ister ki ZD, Bulantı ile birlikte yaptığı Kor filminde bize aksini göstersin. Ümidim yok. NBC kazandı, ZD kaybetti. Ve bu cenk içerisinde sinemaya meyledecek dimağlara olan oldu. Eseriyle değil de diliyle konuşana meyleden gençlerin sanat algısı da bu çerçevede yüzeysel olacaktır. 
Sanatın hakikat arayışı ve yaratılış ile olan alakasına kafa patlatanların sükûtundaki mertebeyi düşünüyorum. Düşünelim. Düşündürelim. Vesselam…

Etiketler