Dört yıl geçti üzerinden bu güzel gazetenin sayfalarına ilk harflerim düşeli. Diriliş Postası bir mevzi, adeta bir siperdi benim için. Düşman saflarına akınlar yapan bir savaşçı gibi hissetmedim kendimi hiç. Istırapla yıkanmış bir coğrafyanın çocukları için zaferler ne kadar uzaktı bir bilseniz.

Belki de bu yüzden Suriye’den Irak’a, Filistin’den Diyarbakır Annelerine kadar sürekli acının ve kederin hikâyelerini aldım kaleme. İlk yazıma Feyruz’un kalplere dokunan nameleriyle başlamıştım. Bu hüzün dolu öykünün coğrafyamızı terk etmeye de niyeti yok gibi.

Fakat Ayasofya’nın görkemli bir devrimle açıldığına şahitlik ettik hep birlikte. 30 yıllık işgalin son bulduğunu gördü Karabağ’da gözlerimiz. Salınarak süzüldü Adalar Denizi’nde kendi ürettiğimiz gemilerimiz. Bölücülerin 40 yıldır kurumla yürüdüğü Afrin’de dalgalandı bayrağımız. Artık ye’se kapılmak yok. Demek uzakta değil zaferlerimiz.

Burada, bu destansı mücadeleye omuz veren gazetemde geçirdiğim her an, benim için bir iftihar vesilesi olacak. Şimdi başka bir mevzide sürecek olsa da mücadelem, ardımda karanlıklara karşı dağ gibi duran bir meşalenin yandığını daima hissedeceğim.

Beni bu siperde vazife almaya davet eden eski Genel Yayın Yönetmenimiz Erem Şentürk’e, vesile olan sevgili dostum Mehmet Toprak’a, Genel Müdürümüz Orhan Pekçetin’e, Genel Yayın Yönetmenimiz Recep Yeter’e, Haber Müdürümüz Muhammed Şimşek’e, tashihçilerimizden teknik servisimize kadar tüm çalışma arkadaşlarıma ve gazetemizin imtiyaz sahibi Mehmet Akosman’a teşekkür ederim.

Sevinçlerimizin hüznümüzü gölgede bıraktığı bir ülkeye, bir coğrafyaya doğru hızlı adımlarla ilerlerken, kalemim ve sözüm başka mecralarda olsa da daima sizlerin sadâsını dillendirecek.

Halil Cibran’ın dediği gibi:

“Neşeli yüreklerle birlikte, neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.” Ben hep bu şarkıyı, bizim şarkımızı söylemeye devam edeceğim. Sağlıcakla kalın.