İyimserler

İnsan kendisine verilen emanetleri en iyi şekilde değerlendirmekle mükelleftir. İnsanın bu dünyada ana sorumluluğu Allah’ın verdiği vücut emanetini verilen ömür süresi içinde en iyi şekilde kullanmak, zamanı gelince de onu sahibine teslim etmektir.  Sana verilen ömrü nerede geçirdin nasıl yaşadın, sorusuna “doğru, iyi, güzel” yaşadım cevabını verebilmek için emanetleri doğru istikamette “makul ve mutedil”, “samimi ve iyi niyetli” değerlendirmek gerekir. Bunu diyebilmek hem dünyada hem ahrette ne büyük mutluluktur.

Yalan dünyada, bir göz açıp kapayıncaya kadar kalınır. Dün geçmiş, yarın belirsiz, varsa yoksa “bu an” vardır. Bu anı “iyi işler” yaparak geçir. Ömrünü rakamlarla topladığında iyilikle geçirdiğin anlar, büyük bir yekûn olarak karşına çıkmalıdır. Deniz kenarında dalga sayan adamı gören birisi “kaç oldu” diye sormuş. Dalga sayan adam “geçen geçti gelen taze bir” diye cevap vermiş. Gerçekten öyle değil midir? Bir an olsun durup düşünelim, yıllar süren geçmişten bugüne kalan nedir?

Kısa kalınan bu dünyada iyilik heybeni doldurmaya bak. Sen iyilikleri çoğalttıkça etrafında dalga dalga yayılan iyilik halesi oluşacaktır. İyimserler olaylara iyi tarafından bakanlardır. Onlar daima bardağın dolu tarafından bakmayı bilirler. Kötümserler hep boş tarafı görmeyi tercih ederler. İyimserler, iyiliklerin çoğalmasına katkı verirken kötümserler de kötülük dalgasının yayılmasına vesile olurlar. Peki, bardak tamamen boş ya da doluysa iyimserlerle kötümserlerin tavrı nasıl olur? İyimserler boş bardağı gördüğünde onu doldurmak için çaba sarf ederler. Karamsarlığa kapılmadan bardağı doldurma yarışına girerler. Onlar için sefere çıkmak önemlidir, sonuçları belirlemek gibi bir yükümlülükleri yoktur. Karınca misali “saflarını” belirtirler. Kötümseler ise “korku, şüphe, panik ve telaşla” yandık, öldük, bittik tavrı sergilerler. Hem kendilerini huzursuz eder hem de etrafındakileri sıkıntıya sokarlar. Bardak doluysa iyimserler “çok şükür bize verilene” diyerek hamdederler. Kötümseler “bardak doldu taşacak, başımıza iş açacak” diyerek küfrân-ı nimet içinde olmayı seçerler.

İyimserlik ve kötümserlik, insanın tabiatında olan bir şey midir? Bu bilimin konusudur ancak “kötü tabiatı, kötü huyu” iyiliğe tebdil etmek mümkündür. İyiliğe giden yollar bellidir. İstikamet üzere olunup sağlam kaynaklarla ve doğru arkadaşlarla yola çıkılınca emin bir zeminde ilerlemek mümkün olur. Kötülük ve kötülerin galebe çalmasını önlemek için iyiliğin ve iyimserlerin seslerini daha gür çıkarması gerekir. İyimserlerin tabiatı “halîm, selîm” üzeredir. Bu, “uyuşukluk, tembellik, kararsızlık” anlamına gelmemelidir.

İyimserler “sakin, sabırlı, kararlı ve cesur” olmalıdır. Yoksa “pasif” hareket halinde olmayan bir iyimserlik, sebeplere yapışmadan tevekkül etmeye benzer. Milletin yüzyıllardır sahip olduğu “iyilik, merhamet” duygularını yok etmek için çaba harcayan kötümserlerin karşısına “hakkı ve hakikati” gür sesle savunacak “iyilik elçilerinin” sayısını çoğaltmaktan başka çare yoktur. Bilgili, samimi, kararlı ve cesur merhametlilerin egemen olduğu dünyada insanın olduğu kadar hayvânât ve nebâtâtın da huzur içinde olduğu görülecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. İsrafil Kuralay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?
Tüm anketler