Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

2023’e tek bilet

Bu Makaleyi Dinle!


00:00

FETÖ, muhalefeti, milletin gözünün önünde cereyan eden hakikatleri sanki hiç yaşanmamış ya da muhalefetin peydah ettiği yalanlar hakikatmiş gibi kamuoyu oluşturma uzmanı haline getirdi.

Son bir haftadır bu kez AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in meclisteki konuşma sonrası tüm iki yüzlülükleriyle peydah olan vesayet zihniyetinin hezeyanlarına tanık oluyoruz.

Düşünsenize, Türkiye’de hiç başörtüsü yasağı olmamış gibi bir hezeyanı dahi dillendirebiliyorlar.

Muharrem İnce gibi Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir isim bile başörtülü kadınlar; bırakın okulda, kamuda, özel sektörde başörtüleriyle var olabilmeyi; tedavi için gittikleri hastanelerden kovulmamış, yemin töreninde kışladan atılmamış, 12-13 yaşındaki kızlar saçlarından sürüklenmemiş gibi konuşabiliyor, üstelik bunu en üst makamlarca dillendirebiliyorlar.

Bu pervasızlığın arkasında çok basit bir sebep yatıyor. Hafızalarımızı sıfırlamak ve yeni nesle hezeyanlarıyla resmettikleri Türkiye tablosu göstermek istiyorlar.

Bu stratejiyi 2019 yerel seçimlerinde uyguladılar ve tuttuğunu gördüler. SHP dönemi İstanbul’unda, Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünün 39 kişiyi yuttuğunu, akmayan suları kaç kişi hatırlıyor. Anlatmayı deneseniz de yalan sisi altında uyutulan gençlere hepsi bir masal gibi geliyor.

Ne yazık ki, AK Parti cenahı tüm enerjisini bu yalan sisini dağıtmak için kullanırken televizyon izlemeyen, gazete okumayan genç kuşağa hakikatleri anlatma konusunda bir varlık gösteremedi, gösteremiyor.

Şimdi önümüzde 2023 başkanlık seçimi var. Bu yüzden yalan ve çarpıtma siyasetinin birinci gündem maddesi insan hakları olacak, ekonomi olacak. Sırada sadece İstanbul değil, AK Parti öncesi Türkiye’nin karanlık geçmişini, kendi yedikleri herzeleri unutturma stratejisi var.

Bu sebeple darbeci zihniyetin çok dırdırlı maşaları, 28 Şubat’ın karanlık zihniyetinin parçası değillermiş gibi efelik yapmaya, ‘yavuz hırsız’ misali ev sahibini bastırmaya çabalıyorlar.

Hedeflerinde ellerindeki telefonlarla sosyal medyadan kafalarını kaldırmayan 16-20 yaş kuşağı var.

Bu çocuklara Türkiye’nin Libya’da nasıl bir başarı elde ettiğini, artık ABD’nin Rusya’nın at koşturduğu Suriye’de alanı tahkim eden gücün sahibi olduğunu, Akdeniz’de oyunu yeniden kurduğunu beylik laflarla anlatamazsınız. İnsan hakları konusunda kat edilen mesafeyi, sağlık alanındaki devasa başarıyı, etkileşim gençliğini bu hakikatin bir parçası haline getirmeden,  Türkiye’nin büyümesinde nasıl pay sahibi olduklarını hissettirmeden yapamazsınız.

Kılıçdaroğlu’nun hayâsızca kurduğu “başörtüsü yasağını ben kaldırdım” gibi bir yalanla konuşarak baş edemezsiniz. Kuracağınız didaktik cümleler, yalan siyasetinin gölgesi altında kaybolup gidecek. Çünkü sosyal medya çağında, eğer bir parçası olmamışsanız dün diye bir şey yok.

Daha birkaç gün önce, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın destekleriyle hayata geçirilen ve Türkiye’nin enzim ihtiyacını karşılayacak çok stratejik bir projenin açılışı yapıldı. Sayın Mustafa Varank, projenin 2013 yılında Erdoğan’a yapılan bir sunumla başlayan hikayesini anlattı. Bu yazıyı yazdığım saatlerde yine Sayın Varank, yıllardır çalışmaları yürütülen Milli Elektrikli Tren’in tanıtımını yapıyordu.

 

Tıpkı başörtüsü konusundaki hezeyanlarıyla dünü yok saydıkları, geçmişteki zalimliklerini unuttukları gibi bizim de tüm bu projeler için Erdoğan’ın göze aldığı fedakârlıkları ve çabalarını unutmamızı bekliyorlar. Ancak unutursak bugün geldiğimiz noktada utanmadan pay iddia edeceklerini biliyorlar.

Türkiye’nin insan haklarından demokrasiye, ekonomiden teknolojiye elde ettiği hiçbir kazanım bir gecede meydana gelmedi. Bunu bal gibi biliyor ama yalan siyaseti için de organize bir şekilde saldırırken ne yazık ki imkânları da yine küfrettikleri AK Parti iktidarı aracılığıyla elde ediyorlar.

En tazesi… AK Parti iktidarı döneminde beslenen kimi kuruluşlar, LGBT sapıklığı konusundaki tutumlarıyla hakikati yüzümüze çarpıyor.

Bir örnek daha vereyim. Milli trenimizle eş zamanlı görünür olan Yarına Tek Bilet isimli yine iğrenç sahnelerle bezenmiş filmi bu gözle açıp izleyin. Muhtemelen TCDD’nin bazı tesislerinin de kullanıldığı filmde alenen, gezi kafasıyla ‘milli’ olana karşı yürütülen savaşı gözlerinizle görün.

Milli elektrikli trenimizi raylara koyarken genç kuşağın nasıl raydan çıkarıldığını anlayamazsanız; bu ülkenin güzel yarınlara ulaşmak için ihtiyaç duyacağı tek bilet olan gençler için çok geç olacak.