Bu günler, birlik ve yardımlaşma günleri.

Hayırda yarış günleri.

Sabır, metanet ve tevekkül günleri.

Önümüzdeki günlerde bu daha da belirginleşecek bir durum.

Hastalıkla imtihan olan koca dünya sanki bir köy oluverdi.

Allah cc insanoğluna bir kez daha yüceliğini gösterdi ve uyardı.

Gaflet, dalalet, nifak, küfür ve haksızlık gökleri almıştı.

Zulümler âlemi kaplamıştı. Dininden dolayı niceleri acı çekmişti.

Irz- namus kirletilmiş, insanlar kamplara alınmıştı.

Artık hayâsızlıkta adeta yarış yapılır olmuştu.

Şimdi Rabbimiz bütün berbâd ve pis mekânları kapattı.

Hükmünü icra etti. İnsanlara “tesettüre” girdi.

Çünkü güç ve saltanat O’nundu. İnsan ne oluyordu?

Ama Kâbe ve Camileri de bizlerin yüzüne kapattı.

Aman Allah’ım! Affet ne olur bizi!

Mazlumların, o küçücük yavrucakların âhı Rablerine ulaştı.

Çocuk şikâyetini yaptı ve olacak olan oldu.

ALLAH’IN RIZASI

 

Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak, ancak O’nun emirlerine sımsıkı bir şekilde yapışmakla olur. Zekât da bunlardan biridir.

Farz olan zekât, fakirin zengindeki hakkıdır. Kelime anlamı, temizlemek olan zekât, mali bir ibadettir. Bu, İslâm’ın icaplarındandır. Kişiyi madden ve manen temizler, fakirlerin halinden haberdar eder ve onların gözetilmesini sağlar. Böylelikle hayra sarf etmeye, verebilmeye, cimrilikten kurtulmaya vesile olur.

Zira vermemek çok kötü bir hastalıktır. Böyle insan mala bekçilik yapar, ama ondan faydalanamaz. Hatta “kendi üzerinde Allah’ın nimetlerinin eseri” de görülemez. Hayır yolunda kullanamaz. Tasadduk edemediği için, hayır dualar da alamaz.

Böyle bir insanı ne Allah (cc) sever, ne de O’nun kulları sever. Ölüverdiği zaman ise, gözü arkada kalarak Rabbinin huzuruna varır ve mallarının hesabını verir. Arkadaki varisleri de o bu haldeyken, onları afiyetle yerler.

Verebilmek hakikaten güzel şeydir. O’nun rızasını kazanmak için vermek! Zaten geçici olarak sahip olduğu her şeyi, O verdi kendisine. Kendisini de O yarattı. O halde her şey bir emanettir insana. ‘Malım, malım’ dedikleri ve benim dediği hepsi emanet kulun elinde.

DÖRT ŞEYDEN SORULACAK

Efendimiz Aleyhissalât-ü ve’s-Selâm şöyle buyururlar:

“-Kıyamet günü (dört şeyden) sual edilmedikçe, kulun ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılamaz:

-Ömrünü nerede harcadığından,

-İlminden ki (onunla) ne amelde bulunduğundan,

-Malını nereden kazanıp ve nereye harcadığından,

-Vücudunu nerede çürüttüğünden.” Tirmizî, sıfetü’l-kıyame 1.

O halde, iyi yaşamalı ve Rabbimize iyi bir kul olmalıyız değil mi? Allah’ın bize yoktan verdiği, hatta en güzel şekilde yarattığı bu bedeni, yine O’nun yolunda yıpratmamız gerekir. Aslında buna yıpratma da denmez. Zira insan ibadetlerle daima hayat ve sıhhat bulur.

Siz ibadet ehli insanla, hayatını bataklıklarda tüketen, mahveden bir insanı karşılaştıracak olursanız, farkı hemen görürsünüz. Birisi ruhen ve bedenen sağlıklıdır, diğeri ise; daha bedende iken çürümüştür. Gönlü ıstırap ve sıkıntılarla doludur. Zira imanın nuru oraya ulaşamamıştır.

Evet, kişinin kazancından da sorulacaktır. Nereden ve nasıl elde ettiğinden… Bugün oturduğu yerden gayri meşru yollardan milyonlar kazanan insana, yarın nereden kazandığı sorulunca, apışıp kalacak ve nice dehşetli anlar yaşayacaktır.

İSLÂM NE GÜZELDİR

 

Hâlbuki İslâm ne güzeldir. Dünyada bu güzel dine yapışan, kazancını gönül rahatlığıyla yavrularına yedirdiği gibi, ondan muhtaçlara da infak eder. Böyle olunca da yarın Huzur-u İlâhi’de hesabı kolay olur.

Yetimlerin, fakirlerin, tüyü bitmedik yavruların haklarını gözünü kırpmadan yiyenler, acaba nasıl hesap verecekler? Rabbimizin huzurunda o mazlumlar, haklarını isteyince halleri ne olacak? Mevlâ’mız bu konuda çok titiz davranarak şöyle buyurur:

“-Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Şu kadar var ki, Allah onları (cezalandırmayı), gözlerin şaşkınlıktan bakakalacağı bir güne erteliyor.”14 İbrahim 42.

 

NE GÜZEL BİR TEŞBİH

 

“-Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bulunan bir tohumun hali gibidir. Allah dilediğine kat kat verir ve Allah ihsanı bol, her şeyi hakkıyla bilendir.” 2 Bakara 261.

Ne güzel değil mi? Cenab-ı Hakk’ın mübarek kelamı böyle nice belâğat ve fesahatlerle doludur. O hakikaten mucizedir. O’nun denginde, insanlar nice kelamlar söylemeye çalışmışlar, ama muvaffak olamamışlardır. Zaten Kur’an apaçık meydan okur:

“(Ey Muhammed) De ki: İnsanlar ve cinler, bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler birbirlerine de yardım etseler, onun bir benzerini yine getiremezler.” 17 İsra 88.

Bir evvelki ayette geçen bu güzel teşbihten herhalde Rabbimiz için sarf etmenin kıymetini ve bu arada mükâfatını da anlamış bulunmaktayız. Bire yedi yüz misli veren yüce Halik’ımız ne kadar cömert değil midir?

O halde bir kul O’nun kullarına ikram eder, yardım eder, sıkıntıları giderir, az bile olsa tasadduk eder, hiçbir şeyi yoksa güler yüz gösterirse, ona ne mutludur. Böyle bir kul hakikaten salih bir insan olur. İyilikleri de başa kakmaz. Cenab-ı Hakk’ın hayırlı kullarından olmak ise, ne büyük servettir kardeşlerim. Rabbimiz onlar için:

“-Gece ve gündüz, gizli, aşikâre olarak mallarını sarf edenler, işte onlar için Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve mahzûn olacaklar da değillerdir.”2 Bakara 274.

 

İNFAK VE MUHABBET

 

Tabii ki kul, Rabbine sevgisi derecesinde infak eder. Muhabbeti fazla olan, malının en iyisinden verir.

“-(Allah yolunda) hoşlandığınız şeylerden sarf etmedikçe, asıl iyiliğe asla eremezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah da onu hakkıyla bilir.”3 Al-i İmran 92.

Hz. Enes (ra) şöyle anlatır:

-Ebu Talha (ra) hurmalıklar bakımından Medine’deki Ensar’ın en çok malı olanı idi. Mallarının kendisine en sevimlisi Beyrehâ (adındaki hurma bahçesi) idi. Bu bahçe Mescid’(i Nebevi) in karşısında bulunuyordu. Rasûlüllah (sas) oraya girip içindeki güzel sudan içerdi.

“-Siz sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe ermiş olmazsınız,” ayet nazil olduğu vakit, Ebu Talha Rasûlüllah’a (sas)e geldi ve:

-Ey Allah’ın Rasûlü, Allahu Teâla size: “Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız” ayetini indirdi. Şüphesiz malımın bana en sevimlisi Beyrehâ’dır. O bahçem yüce Allah için sadakadır. Allah katında onun hayrını ve azık olmasını ümid ediyorum. Ey Allah’ın Rasûlü, orayı Allah’ın size gösterdiği münasip yere sarf eyleyiniz, dedi.

Rasûl-i Ekrem:

“-Bu kârlı bir mal, bu ne kadar kârlı bir mal (kazanç). Ben söylediğini duydum. Ben onu en yakın hısımların arasında (sadaka) etmeni uygun görüyorum,” buyurdu. Ebu Talha:

-Ey Allah’ın Rasûlü! (Buyurduğunuz gibi) yapacağım, dedi ve o bahçeyi fakir hısımları ve amcasının oğulları arasında taksim etti.” Buhari, Tefsiru’l-Kur’an (3 Âl-i İmran 5).

Allah ‘a imanın derecesine bakın. Allah için cömert olabilmek, hele bu dereceye ulaşmak hepimizin gayesi olmalıdır. Mü’min, “veren elin alan elden daha hayırlı” olduğuna inanan kişidir. Efendimiz (s.a.v.)’in bunu şöyle ifade buyurdukları görülür:

“Yukarıdaki el, aşağıdaki elden hayırlıdır. Çünkü yukarıdaki el vererek (yükselir), aşağıdaki el isteyerek alır.”Müslim, zekât 94.